Haldun Dormen’in vefatıyla birlikte sadece bir tiyatro ustasını değil, Türkiye’nin “iyi zamanlar” diye hatırladığı bir dönemin estetik aklını da uğurladık. Aynı günlerde 90’lar eğlence anlayışının simge isimlerinden Fatih Ürek hayatını kaybetti.

Sosyal medya kısa sürede geçmişten görüntülerle doldu. Dormen’in sahneleri, Ürek’in televizyon anları… Fatih Ürek’in Kemal Sunal’la dans ettiği o eski video yeniden dolaşıma girdi. Yorumlar aynıydı: “Ne güzel zamanlardı”, Bu samimiyet artık yok”, Başka bir Türkiyeydi.”

Ve tam bu atmosferde, Tarkan sekiz yıl aradan sonra yeniden sahneye çıktı. Günler öncesinden tükenen biletler, izdiham görüntüleri, binlerce insanın aynı anda aynı şarkılarda birleşmesi… Üstelik Tarkan konserlerine yeni şarkılarla değil, özellikle eski şarkılarıyla açıyor: “Şımarık”, Kuzu Kuzu”, Dudu”…

Türkiye’nin Sosyo-Ekonomik Gerilemesi: Nostaljinin Zemini

Nostalji durup dururken bu kadar güçlenmez. Toplumlar, gelecek vaadi zayıfladığında geçmişe tutunur. Türkiye’de yaşanan sosyo-ekonomik gerileme artık sadece rakamlarla değil, ruh hâliyle ölçülüyor. Alım gücünün düşmesi, gelir dağılımının bozulması, orta sınıfın erimesi; hepsi bir araya gelerek “yarın” fikrini aşındırıyor.

Bugün insanlar daha çok çalışıyor ama daha az ilerliyor. Gençler plan yapmıyor, kaçış senaryosu kuruyor. Orta yaş grubu ise hayatta kalmaya odaklanmış durumda. Böyle bir tabloda kültür, sanat ve eğlence alanı da ister istemez değişiyor: Üretim değil, hatırlama öne çıkıyor.

Haldun Dormen’in ardından yapılan paylaşımlar bu yüzden sadece bir sanatçıya veda değil. Aynı zamanda “bir zamanlar bu ülkede düzen, emek ve estetik vardı” cümlesinin yas hâli. Fatih Ürek için yazılanlar da benzer: daha renkli, daha hafif, daha neşeli bir televizyon dünyasının vedası.

Tarkan konserlerinin dolu olması, yüzeyden bakıldığında “halk mutlu” yorumunu davet ediyor. Oysa biraz yakından bakınca tablo değişiyor. Evet, konserler full. Ama bu “fullartık toplumun geniş kesimlerini temsil etmiyor. Eğlence pahalılaştı. Konser bileti, ulaşım, konaklama; hepsi birlikte düşünüldüğünde bu alan, giderek daralan küçük bir yüzdelik kesimin erişebildiği bir lükse dönüştü.

O kalabalıklar aslında geniş bir refahın değil, yoğunlaşmış bir imkânın sonucu. Eğlenebilenler azalıyor ama daha görünür hâle geliyor. Eğlenemeyen çoğunluk ise ekran başında, sosyal medyada ya da anılarda yaşıyor.

Eskiye Özlem: Masum bir duygu değil.

90’lara duyulan bu yoğun özlem, basit bir zevk meselesi değil. Bu, bugünün ağırlığından kaçmanın yolu. Geçmişte her şey mükemmel değildi; krizler vardı, belirsizlik vardı. Ama umut vardı. “Daha iyi olabilir” duygusu vardı.

Bugün o duygu yok. Bu yüzden toplum hatıraları tüketiyor. Eski şarkılar, eski diziler, eski yüzler… Hepsi bugünün yetersizliğini örtmek için.

Sonuçta Türkiye eskiyi özlediği için değil, yenisini kuramadığı için geçmişe dönüp bakıyor.