Haberler, “Şam yönetimi ile terör örgütü YPG’nin, ateşkes ve askeri idari yapıların kademeli entegrasyonunu öngören kapsamlı bir mutabakata vardığını açıklandı.” diye veriliyor.
Anlaşmada “YPG’ye bağlı üç tugayı içeren bir askeri tümen oluşturulması, Ayn el Arap güçlerine bağlı bir tugayın da Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde teşkil edilmesi” de kabul edildi.
Birine “Şam yönetimi”, diğerine “terör örgütü” deniliyor!
Oysa ikisi de terör örgütü... Biri Şam’da hükümet olmuş, diğerine de bölgesel hükümet yetkisi veriyor.
***
Anlaşmanın açıklanmasından önce DEM Parti yöneticilerinin CHP’yi ziyareti sırasında, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Suriye’nin kuzeyinde insanlık dramı yaşandığını iddia ederek, “Türkiye’den yardım konvoylarının Ayn el-Arap’a, Kobani’ye ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Bu yardımların Öncüpınar’dan Halep’e, Halep’ten Ayn el-Arap’a, Kobani’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gereken yere ulaşıyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.” dedi!
E hani YPG terör örgütüydü! Türkiye’nin siyasi iktidarı, terör örgütüne insani yardım gönderiyor, ana muhalefet bunun daha kısa yoldan yapılmasını istiyor!
Bunun, Kandil’e insani yardım göndermekten ne farkı var? YPG, Kandil’den gönderilen teröristler tarafından yönetilmiyor mu?
***
Silivri’den açıklama yapan Ekrem İmamoğlu ise “Bizim dediğimiz, bütün yurttaşlara dillerini, inançlarını ve kimliklerini koruma ve geliştirme hakkını tanımak ve istenilmesi halinde ve arzu edilen yerlerde kamu gücüyle bu hakkın kullanılabilmesini sağlamak. Bunu yaparsak ulusal ve toplumsal birliğimiz daha da güçlenir. Buna inanıyoruz. Kürt sorununu eşit yurttaşlık prensibiyle ele alıp çözeceğiz dediğimizde bunu kastediyoruz” dedi.
Prof. Dr. Hasan Ünal, bu söylemleri “AB-D fonlarıyla pompalanmış, devletleri bölmeye yönelik psikolojik harekât malzemesi” olarak niteledi. Ünal, "Bu liberal çöplükte eşelenmek yerine Atatürk’e, onun milliyetçilik anlayışına ve karma ekonomi programına dönün. İşte o zaman halk sizi kucaklar" ifadelerini kullandı.
Bilindiği gibi PKK “eşit vatandaşlık” derken etnik kökenlerin anayasal olarak tanınmasını kast ediyor.
***
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın açıklanmasından önce E Cezire kanalına konuştu ve “Bizim kendi kırmızı çizgilerimiz var. Şam hükümeti SDG ile bir anlaşma yaptığında, bunlar genellikle gözetilir.” dedi ama anlaşmada Türkiye’nin kırmızı çizgileri gözetilmedi... ABD, YPG’nin Ayn el-Arap’ta üç tugaydan oluşan bir tümen bulundurmasını, Ahmet Şara’ya kabul ettirdi. Yani, PKK, yaklaşık altı bin kişilik bir tümenle Ayn el-Arap’ta bulunacak, iki bin kişilik bir tugayı da Halep vilayeti emrine verecek! Böylece, toplamda sekiz bin kişilik bir PKK ordusuna meşruiyet verilmiş olacak?
Fidan ise Suriye’deki PKK varlığına dikkat çekerek, “Onlar Suriyeli değiller ve şu anda Suriye'deler. Tek amaçları ise Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarlarına zarar vermek... Ve biz bunun gerçekten ortadan kalkmasını istiyoruz. Suriye'de SDG'nin kontrolündeki bölgelerde Türk solcu unsurlarına da Türkiye'ye karşı faaliyet gösterebilecekleri bir sığınak ve yer verildi. 300 kadar silahlı insan var orada. Biz bunun da ortadan kalkmasını istiyoruz." dedi.
Fidan, "Bence egemen ve üniter bir devlette iki ordunun varlığını istemezsiniz. Tabii ki tek bir ordu olmalı, tek bir otorite tarafından komuta edilen tek bir ordu. Polis güçleri ve diğer konular ise Şam ile SDG arasında düzenlenebilir. Bu kadar mikro yönetimle uğraşmak istemiyoruz. Kendi hassasiyetlerimizin oldukça farkındayız, SDG ve diğer taraflardan istediğimiz şeyin oldukça yapılabilir olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.
Fidan, “Suriye konusunda ABD yönetimi ile bakış açılarımızın büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum.” dedi. Zaten, anlaşmayı, Ahmet Şara’ya kabul ettiren de ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack olsa gerek...
Suriye’de, toplamda dört tugay bulundurmak hakkı tanıdıkları terör örgütünü, Şam’daki hükümete entegre ettiler... ABD, “Türkiye’deki terör örgütünü de Ankara’daki hükümete entegre edin” derse ki çözüm sürecinin hedefi budur; o zaman ne yapacaksınız? Bu yol açılmış değil midir?