Bir ülkenin fotoğrafını bazen rakamlar değil, “olmayanlar” çeker. Bugün Türkiye’nin fotoğrafına baktığınızda gördüğünüz şey tam olarak bu: Yokluk.
Ama bildiğimiz anlamda değil; teknoloji, özgürlük, hizmet ve güven yokluğu.

Dünyanın büyük bölümünde insanlar günlük hayatlarını birkaç dokunuşla kolaylaştırırken, biz hâlâ “bizde yok” cümlesini kurmakla meşgulüz.
Temu yok.
AliExpress yok.
Amazon’un global hizmetleri yok.
Uber yok.
Booking yok.
Discord yok.
Airbnb yok.
Roblox yok.
Starling yok.
Wattpad yok.
Threads yok.

Dünya temassız ödemeyle kahvesini alırken, Apple Pay hâlâ bu ülkede yok.
Android kullanıcıları için Google Play sorunlu,
Samsung kullanıcısı için Samsung Wallet yok.

Bunların hiçbiri “lüks” değil. Bunlar modern hayatın standartları. Ama Türkiye, standartların değil, istisnaların ülkesi oldu.

Bir de işin daha ağır tarafı var.
Vize randevusu yok.
Kaliteli internet yok.
Gerçekten rekabet eden, hizmet üreten bir operatör yok.

Fiber çağındayız ama hâlâ “çekiyor mu?” diye telefon kaldırıyoruz. Gençler oyun oynayamıyor, yazılımcılar test yapamıyor, gazeteciler dosya yüklerken bekliyor. Dijital ekonomi konuşuyoruz ama altyapı hâlâ analog.

Gelelim güven meselesine.
Sandık güvenliği var mı? Belki.
Ama daha önemlisi şu: Sandık güvenliği olduğuna dair inanç yok.

Bir ülkede demokrasinin oksijeni güvendir. O güven yoksa, geriye sadece şekil kalır. İnsanlar buna rağmen, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek zorunda bırakılıyor.

Yaz saati uygulaması yok.
Bütün dünya yaparken Türkiye neden bunun dışında?
Niye sabahın köründe, hava daha aydınlanmadan çocuklar okula gönderiliyor?
Niye güvenlik yok, niye psikoloji yok, niye akıl yok?

Eğitimde kalite yok.
Okul var ama nitelik yok.
Bina var ama umut yok.
Müfredat var ama gelecek yok.

Ve bütün bu “yok”lar tek bir noktada birleşiyor:
Türkiye, vatandaşına “olması gerekeni” sunamayan bir ülke hâline geldi.

Sorun yasaklar değil sadece.
Sorun zihniyet.

Dünya hızlanırken frene basan, dünya açılırken kapıları kilitleyen, dünya rekabet ederken “idare eder” diyen bir anlayışla karşı karşıyayız.

Bu bir teknoloji meselesi değil.
Bu bir özgürlük meselesi.
Bu bir gelecek meselesi.

Ve en acı olanı şu:
Yokluk artık olağan kabul ediliyor.
İnsanlar alışıyor.

Oysa bir ülke yoklukla değil, varlıkla yönetilir.
Yasakla değil, aklıyla büyür.
Korkuyla değil, güvenle ayakta kalır.

Türkiye’nin bugün en büyük eksiği para değil.
En büyük eksiği: Normal bir ülke olma iddiası.