CHP Genel Başkanı Özgür Özel, erken seçimden bahsedince MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, erken seçim istemenin “siyasi ahmaklık” olduğunu öne sürdü.
Özgür Özel de şöyle cevap verdi:
“Bahçeli, 1 hafta önce erken seçim istemek vatan hainliği deyip 1 hafta sonra erken seçime tarih veren bir siyasetçidir. Nasıl bir erken seçimle AK Parti'yi Türkiye'nin başına dert etmiş ve bugüne kadar her şeyden sorumluysa Sayın Bahçeli'nin herhalde Türkiye'ye bir borcu var. Bir erken seçim konusunda kendi takdir ettiği zaman kendi söyleyeceğini söyleyecek. Tarih önünde bu büyük günahtan arınmak için bir günah çıkaracak ve bu millete borcunu AK Parti'den kurtulmamız için yerine getirecektir."
***
Benim burada dikkatimi çeken, “erken seçim olur mu olmaz mı?” tartışması değil Özgür Özel’in, “Bahçeli, AKP’den kurtulmamız için millete borcunu yerine getirecektir.” inancıdır.
Bu inanç yıllardan beri halk arasında da yaygındır! İnancın sebebi MHP’nin milliyetçi bir parti olması ve böyle bir partinin genel başkanının da milletin çıkarlarına aykırı bir iş yapmayacağına dair ön kabuldür...
***
Bir de yaşanan olaylara bakalım...
3 Kasım 2002’de erken seçim kararıyla, AKP’yi iktidar yapan, Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtiren, 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım 2015’de erken seçim diyerek, tek başına iktidarı kaybetmiş olan AKP’yi yeniden iktidar yapan, 2017’de, “Madem Erdoğan Anayasa’ya uymuyor, Anayasa’yı Erdoğan’a uyduralım” diyerek tek adam sisteminin önünü açan Devlet Bahçeli’dir.
AKP’yi iktidar yapan da, iktidarda tutan da Devlet Bahçeli’nin açıkladığı kararlardır.
Bahçeli, “3 Kasım 2002’de erken seçim” açıklamasından önce, milletvekillerine bir hafta konuşma yasağı getirmiş, Kocayayla'da gelen bir telefondan sonra 3 Kasım 2002 seçim tarihini açıklamıştı. Bu karardan partinin genel başkan yardımcıları ve genel sekreterinin haberi bile yoktu.
Bahçeli, 3 Kasım seçimlerinden önce 2002 yılı Temmuz ayı içerisinde düzenlediği basın toplantısında MHP dışındaki parti ve gruplara AB Uyum Yasalarıyla ilgili şu çağrıyı yapmıştı:
"Anlaşın ve yasaları geçirin, önünüz açıktır. Bu konuda samimi iseniz, 3 Kasım'da seçime gidilen süreçte buyurun gerekli düzenlemeleri yapın. İdam cezasını terör suçlarını da kapsayacak şekilde kaldırın. Anadilde eğitim ve yayın için Türkiye'nin hayrına olacağına inandığınız düzenlemeleri yapın."
Abdullah Öcalan’ın idam cezasının Meclis’e sevk edilmeyerek bekletilmesi için 12 Ocak 2000’de imzalanan mutabakatın altında da Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz’ın imzaları vardır.
İdam cezası ise 2004 yılında ceza yasasından çıkarıldı...
Abdullah Öcalan’ı Meclis’te konuşma yapmaya davet eden de Öcalan’ın umut hakkından yararlanabilmesini gündeme getiren de Bahçeli olmuştur. Son olarak, "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.” diyen de Devlet Bahçeli’dir.
***
Şimdi bütün bu kararların, “Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek” amacıyla alındığını söyleyen MHP’liler var!
Herhalde, Özgür Özel de aynı fikirde ki AKP iktidarını Bahçeli’nin yıkacağından umutlu görünüyor!
Ben ise bütün bu uygulamaların Türkiye’yi yıkıma götürdüğünü düşünüyorum.
Dilerim ben yanılırım...
----
Bireysel mi
dört tugay mı?
---
SDG/PKK ile ilgili bütün kararları gerçekte ABD veriyor. Ahmet Şara’nın duyurduğu 18 Ocak 2026 tarihli mutabakatta, "Tüm SDG askerî ve güvenlik personelinin, gerekli güvenlik soruşturmalarının ardından 'bireysel' düzlemde Suriye savunma ve içişleri bakanlıklarının yapıları içine tamamen entegre edileceği”nden bahsediliyor. Bahçeli de böyle olacağını söyledi ama Mazlum Abdi, Kandil’in baskısıyla direnince, Tom Barrack yeniden devreye girdi ve 30 Ocak tarihli son anlaşmaya göre Şara yönetimi, SDG’nin bölgede dört tugay bulundurmasını kabul etti... Anlaşmada “SDG’ye bağlı birimlerden, Suriye ordusu bünyesinde görev yapacak üç tugaylık bir askeri tümen oluşturulacak. Ayrıca Kobani kentinde bulunan SDG güçleri, Halep vilayetine bağlı bir tümen içerisinde tugay düzeyinde teşkil edilecek.” denildi.
Son anlaşmada bireysel katılımdan söz edilmiyor!
Sonuç olarak, Suriye’nin üç vilayetinde dört tugaylık ordusu olan özerk bir yönetim kuruluyor. Aynı model, Türkiye’ye da dayatılıyor.