1990’lı yılların sonlarıydı…
Hani şu milenyuma birkaç yıl kala, Türkiye’nin krizden krize koştuğu dönemler.
Yine bir ekonomik kriz vardı.
Bugünkü kadar derin değildi belki ama orta gelir grubunu fena halde sarsıyordu. Alt gelir grubunu saymıyorum bile. Zaten bu ülkede alt gelir grubu hiçbir zaman refah nedir görmedi.
Enflasyon yüksekti.
Vatandaş kendini korumak için kredi kartına sarılmıştı. Kimisi döviz alıyor, kimisi maaşı yetmediği yerde kredi kartını “takviye” olarak kullanıyordu. Halk diliyle söyleyeyim: Kredi kartına takla attırarak hayatta kalmaya çalışıyordu.
O milyonlardan biri de bendim.
Çalıştığım gazete kriz yüzünden maaşları düzenli ödeyemiyordu. Ben de herkes gibi kredi kartıyla idare ediyordum. Bir şekilde, zor da olsa çark dönüyordu.
Derken bir gün…
Kredi kartı pazarının en büyük oyuncularından biri olan banka, kartımı dondurdu.
Limiti yüksek falan da değildi.
Ama o müdahale hayatımı altüst etti.
Krizi çıkaranları, ülkeyi bu hale getirenleri bir kenara bırakmış, öfkemi bankaya yöneltmiştim. O kadar ki, o bankanın şubesinin önünden geçerken bile içim daralıyordu.
Bugün dönüp bakınca biliyorum:
Öfke duymam gereken banka değil, ülkeyi krizden krize sürükleyenlerdi.
Ama bilinçaltı başka çalışıyor.
O yaşadığım travma öyle yerleşti ki, tam 20 yıl boyunca Yapı Kredi ile tek bir işlem bile yapmadım. Kart almadım, şubesine girmedim.
Bilinçaltına kazındı.
Bugün ne oluyor?
Bugün milyonlarca insan, benim o gün yaşadığım psikolojinin çok daha ağırını yaşıyor.
Çünkü bugünkü kriz, 90’ları mumla aratıyor.
Bugün milyonlarca insan kredi kartıyla yaşıyor.
Emekli maaşıyla geçinmek mümkün değil.
Asgari ücretle hayat sürmek hayal.
İnsanlar kredi kartına takla attırarak ayakta duruyor.
Elbette ödeme güçlüğüne düşenler var.
Ama bu dünyanın her yerinde böyle.
100 kişiden 5’i, hadi bilemedin 10’u ödeyemiyorsa;
geri kalan 90–95 kişinin günahı ne?
Ve şimdi…
BDDK çıkıyor, bankalara talimat veriyor:
“Kredi kartı limitlerini düşürün.”
Bakın çok net söylüyorum:
Bankaların işi zor olabilir ama bu karar bankaların değil.
Bu, siyasi otoritenin, ekonomi yönetiminin kararı.
Ve bu kararın yaratacağı etki çok ağır olacak.
Milyonlarca insan travma yaşayacak.
Milyonlarca insanın hayatı altüst olacak.
“Finansal istikrar”, “enflasyonla mücadele” gibi süslü kavramlarla anlatılan bu karar;
çok harcama yapanı değil, kredi kartıyla hayatta kalmaya çalışan garibanı vuracak.
Bir gerçek var, görmezden geliyorsunuz
Vatandaş kredi kartıyla yaşıyor.
14–15 bin lira emekli maaşıyla geçinildiğini mi sanıyorsunuz?
22 bin liralık asgari ücretle?
Hatta 50 bin lira maaşla bile…
Türkiye’de ortalama kira 20 bin liraya dayanmış durumda.
1 kilo et 1.000 lira.
1 kilo kıyma 700 lira.
Ve siz diyorsunuz ki:
“Kredi kartı limitini düşürün.”
Eğer bir banka limiti yükselttiyse, o kendi ticari riskidir.
Sistemin değil.
100 kişiden 95’i ödüyorsa, ödemeyen 5 kişi bankanın sorunudur.
Parası olan için limit zaten mesele değil.
Nakit alır, belgesini koyar, yoluna bakar.
Sorun şu:
İnsanlar kredi kartıyla geçiniyor.
Siyasi sonuç mu?
Açık konuşalım.
Bu karar, AKP’nin 24 yıllık iktidarında yaptığı en büyük ikinci hatadır.
Birincisi neydi?
Market poşetlerine zam.
Onu geri aldılar.
Ama bu kredi kartı meselesi geri çekilmezse…
Emin olun, benim yıllar önce yaşadığım Yapı Kredi öfkesinin 500 katı,
milyonlarca insanın bilinçaltına kazınacak.
Ve bu öfke bankaya değil,
siyasi iktidara yönlenecek.
Üstelik sadece muhalifler değil,
kendi seçmeni de…
Bu öfke geçmez.
Bilinçaltına yerleşir.
Ve insanlar bir süre sonra sadece şunu söyler:
“Ben bunların adını bile anmam.”
Umarım bu yanlıştan hızla dönülür.
Dönülmezse…
Türkiye, siyasi hafızasında bunu unutmaz.