Bizim çocukluk çağlarımızda, İstanbul’un her yerinde özellikle yaz aylarında, çocuklar, günü sokakta geçirir ve bütün bildikleri oyunları oynardı. Hava karardığında, çocuklardan biri, önüne gelene eliyle dokunarak “Akşam ebesi! Herkes evine, evi olmayan sıçan deliğine” derdi. Tam olarak "evli evine, köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine" de denirdi...
Ebelenen çocuk da bir diğerine dokunarak “akşam ebesi” derdi... En son kim ebelenmişse, akşam ebeliği onda kalırdı. Sonra çocuklar hep birlikte “akşam ebesi...” diye ebelenen son çocuğa bir tekerleme söylerdi.
Devlet Bahçeli’nin, grup konuşmasını bitirirken, "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.” demesi bana bunları hatırlattı.
Bu oyunda akşam ebeliği, şayet Özgür Özel üstlenmezse, Bahçeli’nin üzerinde kalacak gibi görünüyor.
Belki “örgütü olmayan, sıçan deliğine” de denilebilir... Zira örgütü olan, devlete ortak ediliyor!
***
Bahçeli’nin, “Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat ve risklerini okumak, bununla bağlantılı siyasi/stratejik düşünceye malik olmak eşyanın tabiatına aykırıdır.” sözlerindeki “eski kafa”, Türkiye’nin kuruluş felsefesi olsa gerek! Böyle düşünmemize de Bahçeli’nin “Kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak, büyük devlet geleneğini ve tecrübe birikimlerini yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlamak”tan bahsetmesi dayanak oluşturuyor!
Aslında bu bakış açısını ilk olarak eski MİT Müsteşarı Emre Taner seslendirmiştir. Emre Taner, 2007 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 80'inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınlamıştı. Askerler tarafından olumlu karşılanması, hükümetten bir tepki gelmemesi, mesajın sadece MİT'in tasarrufu olmadığını gösteriyordu.
Emre Taner, “Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir. Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz edebilmek ve uygun vasıtalar ile karşı koymak zorunluluğu/ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir.” demişti.
Oysa “Tarih maratonunu kaybedenler”, ulus devletler değil, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi federasyonlar oldu! Irak ise bir ulus devlet değildi. Şimdi de dağıttıkları Suriye’yi bir terörist liderliğinde siteme uygun bir şekilde toparlamaya çalışıyorlar ve “Sıra Türkiye’de” denilmeye başlandı bile...
***
Bahçeli’nin, “SDG/YPG’li teröristler bulundukları mevcut hatlardan çekilecek, hükümete bağlı birlikler Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlanacaktır. SDG/YPG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulacak, Ayn el Arab’taki silahlı unsurlar ise Halep’e bağlı birer tugay olarak yapılandırılacaktır. Askeri ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır.” şeklindeki sözleri de sahadaki durumu yansıtmıyor.
Bahçeli’ye göre hem YPG’nin dört tugayı kalacak, hem de tugaylar içinde bireysel entegrasyon sağlanacak! PKK tugaylarına Şam ordusundan askerler mi yerleştirilecek? Mutabakatta böyle bir madde var mı? Yok!
Bahçeli, “PKK’nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı. 27 Şubat çağrısı PKK’yla birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu. Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK’nın kurucu önderliğine DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir. Araplar, Kürtler, Türkmenler, diğer halkların birlik, dirlik ve kardeşlik içinde yaşaması için tarihi bir fırsat kapısı aralanmış ve herkes somut gelişmeleri benimsemiştir.” diyor ama, PKK’nın yakılan 30 silah dışında silah bırakması söz konusu bile değil... Türkmenler ise mutabakatın veya Suriye devletinin hiçbir yerinde yok.
“Örgütün bileşenlerinden” olan YPG, dört tugay halinde Suriye ordusuna katılıyor... Türkiye’nin istediği bu muydu? Yoksa bu zoraki nikâhı ABD adına Tom Barrack mı kıydı?
Kısacası, evli evine, örgütü olmayan sıçan deliğine!