Ekonomist Alaattin Aktaş Ekonomim'deki , "İmar Bankası mı, fonlar mı; hangisi daha büyük rezillik!" başlıklı köşe yazısında, Türkiye finans tarihinin iki büyük skandalını mercek altına aldı.

Arşivleri inceleyerek ve dönemin tanıklarıyla görüşerek iki olayı kıyaslayan Aktaş, "Al birini vur öbürüne denir ya, durum biraz öyle. Temel farkları şu: İmar Bankası vurgunu çok daha uzun sürdü, fon krizi ise daha kısa sürede patlak verdi" ifadelerini kullandı.
"İKİ VURGUN DA KAMUNUN GÖZÜ ÖNÜNDE YAŞANDI"
Her iki skandalın ortak paydasının denetimsizlik olduğunu belirten Alaattin Aktaş, yazısında şu değerlendirmede bulundu:
"Temel benzerlikleri ise şu: İki vurgun da kamunun gözü önünde yaşandı; yani kamu, denetim görevini gereği gibi yerine getirmedi. Zaten böylesine büyük soygunları gerçekleştirebilmek denetim mekanizmaları iyi işlese, gerektiği gibi işlese mümkün mü? Hatta daha ötesi; denetim mekanizmalarının iyi işletilmemesi bir yana, o denetimi yapmak durumunda olanların -hem bürokrasi, hem siyasetçi- görmezden gelmesi söz konusu olmasa böylesine yıllar alan ve herkesin gözü önünde olan soygunlar yaşanabilir mi?"
13 YIL SÜREN İMAR BANKASI REZALETİ NASIL GERÇEKLEŞTİ?
İmar Bankası sürecinde yaşanan yetki karmaşasına ve çifte kayıt sistemine dikkat çeken Aktaş, 1990 ile 2003 yılları arasında yaşananları şöyle aktardı:
"Devlet tahvili ve Hazine bonosu satma yetkisi 1990 yılında elinden alınan İmar Bankası 2003 yılına kadar bu satışa devam etti. Hem de televizyon ve gazetelerdeki reklamlarda yüksek faiz verdiğini ilan ede ede! Banka geliştirdiği çifte kayıt sistemiyle yatan paranın önemli bölümünü gizliyordu ve normal denetimlerde her şey yolunda ve yasal görünüyordu."

Hazine ile SPK arasındaki bürokratik paslaşmayı da eleştiren Aktaş, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
"Hazine SPK’ya 'Bak yetkileri yok, satış yapıyorlar' diyordu. SPK ise 'Satış yetkisi olmadığına göre benim alanıma girmez, neyi inceleyeceğim' diye yanıt veriyordu. İki kamu kuruluşu 'Yetki bende değil sende' oyunu oynarken birileri dünyaları götürdü. 2003 yılında bankaya el konulduğunda tablo ortaya çıktı. Resmi kayıtlara göre bankanın mevduatı yaklaşık 1 milyar dolardı ama gizli çifte kayıtlar incelendiğinde aslında 8-9 milyar dolar para toplandığı anlaşıldı."
1992 yılında Meclis'te kurulan soruşturma komisyonundan sonuç çıkmadığını hatırlatan Aktaş, "1992’den 2003’e işte böyle gelinir. İmar Bankası eliyle bu sahtekarlıklar sergilenirken bankanın sahibi bir parti kurar ve 2002 seçimlerinde yüzde 7,25 gibi çok yüksek bir oy alır" ifadelerine yer verdi.

"BUGÜNKÜ FON SOYGUNUNDA ALGI ZİNCİRLEME REAKSİYON DOĞURDU"
Günümüzdeki fon krizini ve arkasındaki güç algısını da analiz eden Aktaş, siyasi ve bürokratik algının piyasalar üzerindeki etkisini şu sözlerle vurguladı:
"Malum fonun böylesine palazlanması, böylesine pervasızca işlem yapması, yapabilmesi üç beş bürokratın göz yummasıyla olabilir mi? Bundan siyasetçilerin de haberi vardı, her şey onların onayıyla oldu demek mümkün değil, çünkü elde somut kanıt yok... Ama en azından şu algıyı yaratmak bile çok önemli: 'Bu fonu yönetenler iktidar partisiyle içli dışlı, onlara hiçbir şey olmaz, kimse dokunamaz, demek ki bu fonlar yüksek kazanç sağlamaya devam edecek.' Kulaktan kulağa yayılan bu bilgi ya da algı zincirleme bir reaksiyon doğurdu."
Borsada yaşanan kayıplara da değinen ekonomist, "3 kuruş etmeyen senetleri 'Daha da gidecek' düşüncesiyle ya da yaratılan algıya inanarak 333 kuruştan alanlar için ne yapılabilir ki... Hiçbir göstergesi iyi olmayan bir şirketin hissesinin olmadık fiyatlara ulaşmasına şaşmak gerekirken düşüşe şaşmak ne kadar doğru?" uyarısında bulundu.

FON SOYGUNU İLE KKM KIYASLAMASI
Son dönemde sıkça yapılan Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile fon krizinin karşılaştırılmasını da değerlendiren Alaattin Aktaş, iki kavramın birbirinden tamamen farklı olduğunu belirtti:
Kentsel dönüşümde milyonluk vurgun: Yıkılan binaların hurdası kimin?Ekonomi
Fatma Betül Sayan Kayı'nın son 12 saati: Telefon trafiği, değişen metinler...Gündem