Pandora'nın kutusu!
Mitolojik anlatıların en ünlü hikayelerinden biri.
Hikâyeye göre, açılmaması gerektiği sıkıca tembihlenmiş olsa da merakına yenik düşerek Pandora tarafından kapağı açılan kutudan, dünyaya hastalık, acı, keder, savaş ve nefret gibi tüm kötülükler yayıldı. Pandora kutunun kapağını telaşla kapattığında ise içinde sadece umut kalmıştı.
Friedrich Nietzsche'ye göre 'umut' tüm kötülüklerin başında geliyor.
Çünkü insanı boş bir beklenti içine sokarak çekilen eziyeti uzatıyor.
Felsefik bağlamda da gerçeklik bağlamında da Nietzsche'ye katılmamak mümkün değil.
Ekonomik göstergelerin asgari düzeyde bile olmadığı toplumlarda, toplumun masumca sarıldığı umut, ne yazık ki geleceğe olan inancına indirilmiş en büyük darbe.
Amerikalı yazar Arthur Miller da doğrudan tanık olduğu, 1929'da başlayan ve 1930'lu yıllar boyunca devam eden ekonomik buhran ve II. Dünya Savaşı sonrası ABD ekonomisinde yaşanan çöküşe kayıtsız kalamamış ve yapıtlarının arka planına ustaca yerleştirmiş durumda.
'Satıcının Ölümü' de aslında bir ailenin hayallerinin ölümü.
Belki de ünlü 'Amerikan Rüyası'nı sorgulayan bir turnusol etkisi.
Amerikan Rüyası: Kişinin sosyal sınıfı veya doğum koşulları ne olursa olsun, sıkı çalışma ve azimle Amerika Birleşik Devletleri'nde refah, başarı ve mutlu bir yaşam elde edebileceği fikri.
Miller kaleme aldığı oyunda, 'Loman Ailesi' özelinde 'Amerikan Rüyası'nı masaya yatırıyor.
Çocuklarının; kusursuz, çok başarılı ve kendi kaderini çizebilecek yeteneklere sahip olduğuna inanan bir anne-baba ve yetenekli olduklarına inandırılmış çocuklar.
Aslında hikâyenin teması Türk toplumu için hiç yabancı değil.
Türk aile yapısında da çocuklara yaklaşımımız tam olarak bu şekilde.
Kendi başarısızlık hikayelerini, çocuklarının başarısına endekslemiş bir anlayış.
Hepimiz biliriz ki, umut etmek yaşama tutunmanın en önemli motivasyonu.
Umuda bel bağlamak da Türk toplumunda da sıklıkla duyabileceğimiz bir kavram
Miller'ın anlatısında mutlu son yok.
Hayal kırıklıkları var. Ve kendini çocukları için feda eden bir adam.
O nedenle bir trajedinin tanığı olacağınızı önceden bilmelisiniz.
Anne, baba ve iki çocuktan oluşan 'Loman Ailesi' üyelerine göz atacak olursak;
Halit Ergenç 'Willy Loman', Zerrin Tekindor 'Linda Loman', Fatih Artman 'Biff Loman', Kerem Arslanoğlu 'Happy Loman' karakterlerini üstleniyor.
Kubilay Karslıoğlu'nu ise 'Willy Loman'ın ağabeyi 'Ben Loman' karakterinde izliyoruz.
Rufus Norris'in mizanseni ile sahnede var olan yapım, yönetmen imzalı yaratıcı bir açılış sahnesine sahip. Postmodern bir sahne tasarımı ile klasik dekor anlayışı devre dışı bırakılmış. Hem sahne tasarımı hem de açılış sahnesi oyunun tüm hikayesini kelimelere gerek kalmadan görsel olarak özetliyor.
Lokomotif karakteri üstlenen Halit Ergenç'in içselleştirilmiş performansı, gerçek bir oyunculuk başarısı.
Oyunun tüm nabzını karakterinde tutarak, izleme sürekliliğini elinde tutuyor. Ergenç için, uzun bir aradan sonra, sahne üstünde bir meydan okuma olarak değerlendirmek gerek.
Zerrin Tekindor'un sahne performanslarına alışığız. Her zaman üstlendiği karakterlerin hakkını veren bir oyuncu oldu. 'Linda Loman' karakteri de göğsünde gururla taşıyacağı bir başka oyunculuk nişanı.
Fatih Artman ve Kerem Arslanoğlu’nun Loman kardeşler performansı, oyunun hayal kırıklığı duygusuna başarılı bir şekilde hizmet ediyor.
Kubilay Karslıoğlu'nun amca 'Ben Loman' karakterinde gösterdiği performans oldukça akılda kalıcı.
Karslıoğlu'nun son dönemde rol aldığı yapımlardaki şık kostümleri göz alıcı.
Aile dostu 'Charley' karakterinde izlediğimiz Beyti Engin performansı da 'Willy Loman'ın bilinç altını daha anlaşılır kılan önemli bir karakter performansı.
Kalabalık oyuncu kadrosunda; Alize Edizyürek, Buse Kara, Defne Koldaş, İpek Türktan, Mert Aydın, Ömer Cem Çoltu, Talha Kaya, Ardel Biran, Atakan Büyükbaş, Can Çelik, Duygu Savaşçı, Fethi Arda Ergül, Gürdeniz Bursalı, Hakan Karaca, İsmail Keskin, Merve Tokgöz, Tuğçe Doygunel, Tufan Afşar, Ubey Gül ve Yağmur Elif Şeber yer alıyor.
Hira Tekindor'un başarılı çevirisi Rufus Norris'in ellerinde yükselirken, projenin tasarım katmanları da oyunu görsel olarak yukarı taşıyor.
Oyun, uluslararası ve ulusal alanda başarıları ödüllendirilmiş bir tasarımcı kadrosuna sahip.
Dekor tasarımda Es Devlin, kostüm tasarımda Katrina Lindsay, ışık tasarımda Oliver Fenwick, koreografi ve Hareket tasarımda ise Javier De Frutos imzası bulunuyor.
Oyunun müzikleri Oğuz Kaplangı'ya, ses tasarımı ise Adam Cork'a ait.
Zorlu PSM'nin küresel salgın (pandemi) sonrası, uluslararası ve ulusal dış yapımlara endeksli program takvimine alternatif oluşturabilmek adına oluşturduğu 'Zorlu PSM Prodüksiyon', ilk yapımları 'Şehirde Kimse Yokken' ile başlattığı süreci olgunlaştırma sürecinde. Bu bağlamda sahneye taşıdığı son yapımlarla da konumunu perçinliyor.
Tüm bu artıların bir arada toplandığı kuruluşta, haber ve değerlendirme noktasında söz sahibi basın mensuplarına gösterilen kayıtsız tavır bir eleştiri olarak burada yer almalı. Gazeteciler, kamuya açık yapımları izleme, haberleştirme ve değerlendirme noktasında erişim engeli ile karşılaşmamalı.