29 Ekim, yalnızca bir devletin kuruluş tarihini değil, bir milletin kendi kaderini tayin etme iradesini temsil eder. 1923'te ilan edilen Cumhuriyet, Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden özne hâline gelmesinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Ancak bugün, Cumhuriyetin 103. yılını kutlarken kendimize sormamız gereken daha önemli bir soru var: Biz Cumhuriyetin yalnızca mirasçıları mıyız, yoksa onu geleceğe taşıyacak iradenin de sahipleri miyiz?

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, yalnızca işgal altındaki bir ülkeyi kurtarmadılar. Aynı zamanda kulluktan yurttaşlığa, hanedan egemenliğinden millet egemenliğine, dogmadan akla doğru tarihî bir dönüşüm başlattılar. Cumhuriyet, bu yönüyle bir yönetim biçiminden çok daha fazlasıydı. Bir zihniyet devrimiydi.

Bugünün Türkiye'sine baktığımızda bu devrimin hangi sorumlulukları beraberinde getirdiğini yeniden düşünmek gerekiyor. Genç işsizliğinin yükseldiği, ekonomik kaygıların geniş kesimleri kuşattığı, yatırımcının geleceğinden endişe duyduğu ve emeğiyle geçinen insanların yaşam mücadelesi verdiği bir ülkede Cumhuriyetin ekonomik ve sosyal vaatlerini yeniden konuşmalıyız. Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırların korunması değildir; insanın kendi ülkesinde geleceğini kurabilmesi, emeğinin karşılığını alabilmesi ve yarınından endişe etmemesidir.

Dünyada yaşanan gelişmeler de bize başka bir gerçeği gösteriyor. Fransa'da hayat pahalılığı ve kamu hizmetleri üzerinden yükselen toplumsal protestolar, ekonomik sorunların zamanla siyasal ve toplumsal taleplere dönüşebildiğini ortaya koyuyor. Toplumların sessizliği her zaman memnuniyet anlamına gelmediği gibi, sokaktaki hareketlilik de tek başına demokratik olgunluğun göstergesi değildir. Asıl mesele, vatandaşın taleplerini ifade edebildiği, kurumların hesap verebildiği ve hukukun herkese eşit uygulandığı bir düzen kurabilmektir.

Psikanalitik açıdan bakıldığında toplumların geçmişleriyle kurdukları ilişki de önemlidir. Geçmişini yalnızca idealize eden bir toplum, onunla yüzleşmek yerine onu bir sığınağa dönüştürebilir. Geçmişini bütünüyle reddeden toplum ise kendi tarihsel sürekliliğini kaybedebilir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, Cumhuriyetin kuruluş değerlerini nostaljik bir hatıraya dönüştürmek değil, onları bugünün sorunlarına çözüm üretebilen canlı bir düşünce sistemine taşımaktır.

Atatürk'ü anlamak, yalnızca onun fotoğraflarını taşımak veya sözlerini tekrar etmek değildir. Onun akla, bilime, eğitime, üretime ve bağımsızlığa verdiği önemi bugünün Türkiye'sinde hayata geçirmektir. Cumhuriyetin geleceği, gençlerin özgürce düşünebildiği, kadınların eşit yurttaşlar olarak yaşayabildiği, emeğin değer gördüğü ve devlet kurumlarının liyakatle yönetildiği bir toplumsal düzenle mümkündür.

103 yıl önce bir millet, kendi geleceğine başkalarının karar vermesini reddetti. Bugün bize düşen, o iradeyi yalnızca törenlerde hatırlamak değil, hayatın her alanında yaşatmaktır.

Cumhuriyet bize hazır bir gelecek bırakmadı; geleceğimizi kendimizin kurabileceği bir irade bıraktı.

29 Ekim kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet!