Bu hafta nihayet 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan ancak sır gibi saklanan Mekke anlaşmasının maddelerini görebildik.
Anlaşma 16 maddeden oluşuyor ve Türkiye için özellikle ilerisi için belli avantajlar sağlayacak gibi dursa da oldukça çelişkili durumlar da yaratmış durumda.
İlk başta kamuoyunda fazlasıyla kafa karışıklığına ve tepkiye neden olan bu anlaşma için bazı önemli detayları yeniden hatırlatmakta fayda var.
Birincisi bu anlaşmanın yasal düzenlenmesini tamamen Anayasamızın 90. Maddesi belirler.
Bu madde, Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletler ve uluslararası kuruluşlarıyla yapılacak olan anlaşmaların nasıl onaylanacağını düzenler.
Yurtdışına asker gönderilmesi konusu ise tamamen Anayasamızın 92. Maddesine bağlıdır.
Bu madde ile de savaş hali ilanı ile Türk silahlı Kuvvetlerin yabancı ülkelere gönderilmesini veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’ye gelmesini koşullarını ve sınırlarını belirliyor.
Böylece Türk askerinin yabancı topraklara gönderilmesi, anlaşma hakkında alınacak karardan tamamen bağımsız olarak alınacaktır.
Dolayısıyla Mekke Anlaşması parlamentodan geçse bile Türk askerinin Suudi Arabistan veya ileride Pakistan’a gönderilmesi gibi bir durum yoktur.
O yüzden kişisel görüşüm parlamentomuz Mekke anlaşmasını onaylarken Türkiye’nin Orta Doğu’nun en stratejik bölgesinde meşru bir zemin altında bulunmasına imkân veren bu anlaşma özellikle ilerisi için çok önemlidir ancak tıpkı 2003 yılında olduğu gibi TBMM, meclisin önerilecek olan tezkereye red oyu vererek Mehmetçiğimizin gönderilmemesini de sağlayabilir.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için önümüzdeki günlerde bağımsız yapılacak olan oylama Türkiye için çok büyük avantajdır, zira Anlaşmanın birinci maddesinde her ülke diğer ülkelerin egemenliğini tanıyarak iç hukukunun da bu anlaşmamın üstünde tutulduğunu da kabul etmiş oluyor.
Parlamentoya sunulan anlaşmanın en önemli maddelerine baktığımızda kuşkusuz ki bazı maddeler daha sorunlu olarak ön plana çıkıyor.
Örneğin bu anlaşmandan tarafların ancak 10 yıl sonra ayrılma imkânı olması gibi, ancak tek taraflı erken feshinin de var mı yok mu “cezasını” da belirtmiyor.
Birinci maddeye göre; “Taraflar”, bir birlerinin bağımsızlığını, egemenliğini toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınmış sınırlarının dokunulmazlığını güvence altına almak ve korumak için iş birliği yapacaktır.
"Taraflardan" herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınmış sınırları tehdit altına girer ya da tehlikeyle karşılaşırsa, "Taraflar" söz konusu tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaklardır.
Birinci maddede NATO’nun 5.ci maddesinin girişi veya alt yapısı yapıldığını görüyoruz, anacak burada söz konusu olan “tehdit” tarifi oldukça açık bırakılmış.
Zira Suudi aşiretinin Birinci dünya Savaşında İngilizlere Osmanlıya karşı ihanet etmek için yaptığı işbirliği sayesinde günümüzde geçerli olan sınırlar çizilirken, çok sayıda Yemen kökenli insanlar kaldı.
Bugün Suudi Arabistan’ın en güçlü tarihi Yemen bağlatılarına sahip olan bölgeler Cizan, Asir ve Najran’dır.
Bu bölgede yaşayan halk, özellikle Ensarullah ile yakın ideolojik ve akrabalık bağları olduğu biliyor.
Dolayısıyla yarın bu üç bölgede Suudi monarşisine karşı halk tarafından ayaklanmalar olursa, ayaklanmalar Mekke Anlaşmasının devreye girmesi için dışardan bir saldırı olarak bakılacak mı?
Sonuçta bu bölgede yaşayanlar Yemen asıllı, Suudi Arabistan vatandaşları.
Dolayısıyla Birinci maddesinde daha saldırı ve meşru müdafaa arasında gerekli olan TANIMLAMA veya AYRIŞTIMA yapılmamış.
İkinci maddesinde ise “Taraflar”dan herhangi birine dışarıdan yönelen silahlı bir saldırı, tüm “Taraflar”a yapılmış bir saldırı olarak kabul edilecektir.
“Taraflar”dan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askerî bir saldırganlığa maruz kaldığı takdirde,
diğer “Taraflar” saldırıya uğrayan “Taraf”a derhâl yardım edecek ve birbirlerine sağlayabilecekleri her türlü karşılıklı destek imkânından tam anlamıyla yararlanacaklardır.
Bu amaçla, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılabilmesini sağlamak üzere
“Taraflar”, ihtiyaç duyulan yardımın nesnel bir değerlendirmesini yaparak sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek;
askerî araç ve kabiliyetler de dâhil olmak üzere, ellerindeki mevcut kaynaklar çerçevesinde iş birliği yapacaklardır” diye belirtiyor.
Burada NATO’nun 5.ci maddesi gibi bir madde hayata geçirmeye çalışırken yine çok önemlidir detaya açıklık getirilmiyor.
O da eğer saldırı ilk olarak taraflardan birisi tarafından yapılırsa ki, şu an Suudi Arabistan’ın Yemen’e yaptığı olduğu gibi, saldırdığı ülke tarafından karşılık görünce bu meşru bir saldırı sayılacak mı?
Zira azmettirici Suudi Arabistan, saldırı altında olan 2014 yılından itibaren Yemen’i yöneten Ensarullah’tır.
Ancak bu maddenin bir de olumlu tarafı var.
Zira şu ana kadar Prens Muhammed bin Selman Al-i Suudi’n sergilediği olağanüstü başarısızlık şu ana kadar kontrol altında tutabildiği aşiretler, kabileler ve din adamlarında muazzam rahatsızlık yaratıyor.
Yarın Arabistan içinde Suudi yönetiminin düşme durumu ile karşı karşıya gelirse, Suudi’siz bir Arabistan söz konusu olursa veya Arabistan’ın kendi içinde yeni hudutların çizilme durumu doğarsa, Türkiye ve Pakistan daha önceden imzalanmış bu anlaşma sayesinde çok önemli stratejik üstünlük elde etmiş olur.
Üçüncü maddesi ve 7. Maddesinde bu anlaşma aynı zamanda savunma sanayisine yönelik de bir anlaşma olduğunu gösteriyor bize.
Anlaşmanın 3’üncü maddesinde “Anlaşmanın 2. maddesi uyarınca ‘taraflar’ savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın iş birliği yapacak, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirecek ve savunma alanındaki iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan, üzerinde mutabık kalınmış faaliyetleri yürüteceklerdir” diye belirtiyor.
Şimdi bu maddeden görüyüz ki bu anlaşma sayesinde savunma sanayisinin satışları ve üretimi en az 10 yıllığına garanti altına almış durumda.
Anlaşmanın Beşinci Maddesi de çok önemli zira burada üç ülkenin bakış açısındaki farklılar bu maddenin yürürlüğe girmesinde ciddi sorun yaratmaktadır.
Beşinci maddesinde göre; “Taraflar”, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen terörizmle mücadele edeceğini, operasyonel düzey de dâhil olmak üzere, mevcut iş birliğini ve ortak çabaları güçlendireceklerdir.
Şimdi burada ister istemez durmamız gerekiyor, Zira her ülke’nin terör örgütü olarak tanımladığı örgüt aynı değil.
Örneğin, İŞİD, her ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanırken,
PKK, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıyor.
Lübnan’daki Hezbollah veya Yemen’deki Ensarullah (HUSİLER), Türkiye ve Pakistan tarafından terör listesinde bulunmazken, Suudi Arabistan tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor.
Yine Pakistan’da bulunan TTP, yani Tehrik Taliban Pakistan, LeT veya JeM, terör örgütleri olarak tanımlanırken, Türkiye veya Suudi Arabistan tarafından terör örgütü listesinde değil.
O yüzden kime göre, neye göre…ucu çok açık bir madde olarak duruyor.
Onuncu maddede enteresan, Lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğu kaydıyla “taraflar”; barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda birbirlerine; silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer teçhizat dahil olmak üzere lojistik destek sağlarlar.
“Savaş zamanında” ifadesi kullanılması çok önemli, zira şu an Türkiye’nin veya Pakistan’ın içinde bulunduğu bir savaş yok.
Hangi savaş ön görülüyor burda…
Onüçüncü madde - “Taraflar”, bu anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine riayet edecek ve ulusal mevzuata uyacaklardır.
Gizli bilgi ve belgeler, “Taraflar”ın dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacaktır.
Şimdi bu madde de çok önemli zira tüm bu destek sağlanırken belli bir para akışı olacaktır ve bu madde sayesinde sağlanan tüm savunma hizmetleri için ne kadar para alındığını gizleyebilecek bir maddedir bu.
Onbeş ve 16. Maddeler - Bu anlaşmanın süresiz olduğunu belirtiyor ve çekirdek taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle varılan mutabakat yoluyla değiştirilebilir.
Yani, bu ittifaka yeni üyelerin katılımı anlaşılır bir şeklide üç ülkenin ortak uzlaşısıyla mümkün olduğunu belirtiyor.
Ancak, bir üyenin bu anlaşmadan çıkartılması veya hangi koşullarda erken ayrılabileceği belirtilmiyor.
Tam tersi 10 yıl “koşulsuz” bağlanma süresini dayatıyor.
İşte Mekke Anlaşmasıyla ilgili benim önemli gördüğüm maddeler, detaylar ve çelişkili bulduğum konukları aktarmak istedim.
Ancak ne olursa olsun, Türk Ordusu, Türk Milletinin öz evlatlarından oluşmaktadır ve tek görevleri de kendi vatanlarını korumaktır, emperyalistlerin kurduğu Epstein dostları olan kukla devletçikleri değil!..