Bir çocuğun okulda korkuyla yaşaması yalnızca o çocuğun meselesi değildir. Bir anne babanın çocuğunu okula gönderirken “Bugün başına bir şey gelir mi?” diye düşünmesi de yalnızca bir aile meselesi değildir.
Bu, devletin eğitim sorumluluğudur.
Manisa’da yaşanan okul saldırısı, Türkiye’nin uzun zamandır konuştuğu ama bir türlü kökünden çözemediği bir sorunu yeniden önümüze koydu: Akran zorbalığı, okulda şiddet ve bu şiddete karşı etkili bir sistemin kurulamayışı.
“Çocuklar arasında olur böyle şeyler” cümlesi artık kabul edilebilir değildir.
Çünkü zorbalık, bir çocuğun diğerini birkaç dakika rahatsız etmesinden ibaret değildir. Sürekli aşağılanmak, dışlanmak, tehdit edilmek veya şiddete maruz kalmak çocuğun okula, arkadaşlarına ve nihayetinde topluma duyduğu güveni aşındırabilir.
Burada yalnızca saldırgan çocuğu cezalandırmayı konuşmak da yeterli değildir.
Asıl soru şudur: Bu noktaya gelmeden önce ne oldu?
Kim gördü? Kim biliyordu? Hangi mekanizmalar çalışmadı?
Eğer bir çocuk defalarca zorbalığa uğruyor ve sistem bunu zamanında durduramıyorsa, sorun yalnızca çocukların davranışında değildir. Okulun, rehberlik sisteminin, ailenin ve nihayetinde eğitim yönetiminin de sorgulanması gerekir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi, olay yaşandıktan sonra açıklama yapmakla sınırlı olamaz. Asıl mesele, olay gerçekleşmeden önce çocuğu koruyabilecek bir sistem kurmaktır.
Üstelik çözüm yalnızca cezadan da geçmez.
Şiddet uygulayan çocuğun davranışı elbette sınırlandırılmalı ve gerektiğinde yaptırım uygulanmalıdır. Fakat eğitim sistemi aynı zamanda şu soruyu da sormalıdır: Bu çocuk şiddeti nereden öğrendi? Gücü neden başkasını ezmekte buluyor? Akran grubunda kendisini var etmenin başka bir yolunu neden göremiyor?
Bunları sormak şiddeti mazur göstermek değildir. Tam tersine, tekrarını önlemek için nedenini anlamaktır.
Tam burada Cumhuriyetin eğitim anlayışını yeniden hatırlamak gerekiyor.
Atatürk’ün eğitim anlayışında okul, yalnızca sınav kazandıran bir kurum değildir. Okul; aklı, bilimi, sorumluluğu ve birlikte yaşama kültürünü öğreten Cumhuriyet kurumudur.
Çocuğa yalnızca matematik öğretip hakkını korumayı, başkasının hakkına saygı göstermeyi ve çatışmayı şiddete başvurmadan çözmeyi öğretemiyorsak, eğitimde önemli bir parçayı eksik bırakıyoruz demektir.
Türkiye’nin çocukları sınavlara hazırlanırken korkuya hazırlanmamalıdır.
Bir çocuğun güvenliği, ertelenebilecek bir eğitim politikası değildir.
Manisa’da yaşanan olayın ardından sorulması gereken yalnızca “Kim saldırdı?” değildir.
Asıl soru şudur:
Bir daha yaşanmaması için devlet neyi değiştirecek?
Çünkü Cumhuriyetin geleceği yalnızca yetiştirdiği başarılı öğrencilerle değil, kendisini okulunda güvende hisseden çocuklarla kurulacaktır.