Anlaşılan o ki muktedirler, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve yoldaşlarını sandıkta yenemeyeceklerini iyiden iyiye anlayınca, sandık dışı yöntemlere başvurup kumpas davalarıyla bu ekibi tasfiye etmeyi planladılar.
Bu süreçte ortaya çıkan Özgür Özel’in liderliği, Ekrem İmamoğlu’nun direnci ve Mansur Yavaş’ın sağduyusu bu tasfiye planını başarısızlığa mahkûm edince, son kozlarını ortaya koyup birtakım işbirlikçi piyonlar vasıtasıyla Cumhuriyet Halk Partisi tüzel kişiliğini bu ekip için kullanılamaz hâle getirdiler.
Bugünkü durumda Cumhuriyet Halk Partisi, sonu gelmez bir yargı girdabına sürüklenmiş bulunmaktadır. Yargının alacağı her karar, başka yargı kararlarıyla ortadan kaldırılıp belirsizlik ve kaosun en azından seçimlere kadar sürdürüleceği anlaşılmaktadır.
Kısacası, bugün itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisi, karaya oturmuş bir gemi gibi işe yaramaz; batmasa da yol alamaz bir hâle gelmiştir.
Böyle bir durumda oturup bir karar vermek gerekmektedir: Önemli olan gemi mi, yoksa menzil mi? Gemiyi kurtarmaya odaklanıp kısıtlı zaman ve enerjiyi buna harcamak mı doğru yoldur, yoksa menzile ulaşmak için yeni bir gemi bulmak ya da inşa etmek mi?
Doğal olarak her kafadan bir ses çıkıyor; insanların kafası da çoğu zaman bilinçli olarak bulandırılıyor.
Oysa bugün Türk demokrasisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası çok ama çok büyük bir tehdit altındadır!
Hükümran olan otokrasi heveslisi güçler, bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında örgütlenmiş, demokrasiyi, millî iradeyi ve çok partili yaşamı savunan Özgür Özel liderliğindeki muhalefeti etkisiz hâle getirmeyi başarırsa, Türk demokrasisi ve çok partili yaşam belki de 50 yıl sürecek bir karanlığa sürüklenebilecektir.
Türkiye’de rejim, "tek adam rejimi"nden "tek parti rejimi"ne dönüşecek; Türk demokrasisi yok olma, tüm bireysel hak ve özgürlükler ise ortadan kalkma tehdidiyle karşı karşıya kalacaktır.
Üstelik durumun vahameti sadece bundan da ibaret değildir!
Unutmayın; her diktatörlük eninde sonunda parçalanmaya, bölünmeye ve yok olmaya mahkûmdur. Bu kaderden ne tarihin gördüğü en güçlü diktatörlük olan SSCB, ne Kaddafi'nin Libya'sı, ne Saddam'ın Irak'ı ne de Esad'ın Suriye'si kurtulabilmiştir. Türkiye de bir diktatörlüğe dönüşürse eninde sonunda bölünüp parçalanmaya, yıkılıp gitmeye mahkûm olacaktır.
Hâl böyleyken önemli olan Cumhuriyet Halk Partisi mi, yoksa Türk demokrasisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası mı? Bu soruya bir yanıt bulmamız gerekmektedir.
Benim yanıtım belli. Birçok defa birçok yerde dile getirdiğim gibi, "Mevzubahis Türk demokrasisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası ise Cumhuriyet Halk Partisi sadece bir teferruattır."
İktidarın işbirlikçisi, sarayın kayyumu, İslamofaşist güçlerin piyonu bir kifayetsiz muhteris ve yandaşlarının Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirmeleri ve 50 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi yapan ekibi tasfiye etmeleri sonucunda, Cumhuriyet Halk Partisi artık bir muhalefet partisi olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Bu gidişle Cumhur İttifakı’na yamanmasına da kimse şaşırmayacaktır.
Bu noktada Özgür Özel ve yoldaşlarının önünde iki seçenek bulunmaktadır:
1- Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimini yeniden ele geçirmek için hukuki ve siyasi mücadeleye ağırlık vermek. Amma ve lakin benim görüşüme göre AKP’nin yargı kolları kayyum Kemal’e böyle destek verirken, bu seçenek en azından kısa vadede çok kolay görünmemektedir.
2- Kısıtlı enerji, para ve zamanı Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirmek için harcamak ve bir yargı girdabında debelenmek yerine, yeni bir yol açmak yeni bir parti çatısı altında örgütlenerek muhalefete devam etmek; Türkiye’de otokrasiye karşı demokrasiyi ve çok partili yaşamı savunmak.
Bu elbette kolay bir karar değil. Doğrusunu söylemek gerekirse iktidar bu operasyonu iyi kurgulamış, kendisine sağlam işbirlikçiler de bulmuştur. Özgür Özel ve yoldaşlarının bu kuşatmayı kırması elbette çok zor olacak; tek güvenebilecekleri güç ise arkalarındaki muazzam halk desteği ve millî iradeye saygılı seçmenler olacaktır.
Bu mücadelenin başarısı hepimizin, hatta çoluk çocuğumuzun ve torunlarımızın bile geleceği için çok ama çok önemli olacaktır.
Benden uyarması...