Değerli dostlar…

Hani güzel bir söz vardır:

“Yazsam tesiri yok, sussam gönlüm razı değil.”

Bugün tam da bu duygularla Çanakkale’de bir zeytin hasat festivalindeyiz.

Son haftalarda Ordu ve Giresun’da fındık üreticileriyle, Rize’de çay üreticileriyle tarlada, bahçede, köyde birebir görüştük. Bugün de Çanakkale’de zeytin üreticisinin derdini dinliyoruz.

Şehirlerde rakamları konuşmak kolaydır. Asıl mesele köye gitmek, üreticinin gözünün içine bakmak, o ağacın altında hesabı birlikte yapmaktır.

Bugün zeytinin ağaçtan, daha toplanmadan konuşulan fiyatının kilogram başına 28 lira civarında olduğu söyleniyor.

Bir de hesabını yapalım.

Yaklaşık 6 kilogram zeytinden şartlara ve yağ oranına göre 1 kilogram civarında zeytinyağı elde edebilirsiniz. Daha erken hasat ve yüksek kalite hedeflendiğinde bu miktar çok daha fazla zeytin gerektirebilir.

Peki üretici ne diyor?

“Bu fiyatlarla toplamaya değmiyor.”

İşte Türkiye’nin tarım meselesi tam burada başlıyor.

Toprağınız var, ağacınız var, ürününüz var, çiftçiniz var; fakat insan kendi ağacındaki ürünü toplamaktan vazgeçiyor.

Neden?

Çünkü işçilik pahalı. Mazot pahalı. Gübre pahalı. İlaç pahalı. Nakliye pahalı. Üretimin her aşaması maliyet.

Sonunda çiftçi hesap makinesini eline aldığında, dalındaki ürünü toplamanın bile kendisine para kazandırmadığını görüyor.

Böyle bir tarım politikası sürdürülebilir olabilir mi?

Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün köylüye bakışını hatırlamak gerekiyor. “Köylü milletin efendisidir” sözü yalnızca güzel bir slogan değildi. Cumhuriyetin kalkınma anlayışında tarım ve üretici temel unsurlardan biriydi.

Bugün ise başka bir tabloyu tartışıyoruz.

Resmî verilere göre 2025 yılı tarımsal destek bütçesi 135 milyar liraydı. Zirai don desteğiyle birlikte yıl içinde kullanılan destek 158,55 milyar liraya ulaştı.

Rakam büyük görünebilir.

Ama mesele rakamın kaç sıfırlı olduğu değildir.

Mesele çiftçinin cebinde, tarlasında ve bahçesinde bunun karşılığının olup olmadığıdır.

Eğer fındık üreticisi şikâyet ediyorsa, çay üreticisi geçinemiyorsa, zeytin üreticisi ağacındaki ürünü toplamaktan vazgeçiyorsa dönüp sistemin kendisini sorgulamak zorundayız.

Ben tarım uzmanı değilim.

Ekonomist de değilim.

Ama bunun için profesör olmaya da gerek yok.

İlkokul seviyesinde dört işlem bilen herkes şu soruyu sorabilir:

Bir insan bir yıl emek verdiği ürününü dalından toplamaya değmez hâle geldiyse burada yanlış giden bir şey yok mudur?

Biz “memleket kötü idare ediliyor” dediğimizde kastettiğimiz tam da budur.

Bu, partizanca bir karşı çıkış değildir.

Bu, fanatikçe bir iktidar eleştirisi hiç değildir.

Fındık üreticisinin siyasi partisi olmaz.

Çay üreticisinin siyasi partisi olmaz.

Zeytin ağacının zaten hiç olmaz.

Üretici kazanamıyorsa Türkiye kaybediyor demektir.

Çünkü çiftçiyi toprağından kopardığınız gün yalnızca bir üreticiyi kaybetmezsiniz. Üretimi, gıda güvenliğini, köyü ve sonunda ülkenin bağımsızlığının önemli bir parçasını kaybedersiniz.

Devletin görevi çiftçinin ağacındaki zeytini seyretmek değil, o zeytinin toplanmasını ekonomik olarak mümkün kılmaktır.

Çünkü bir ülkede çiftçi ürününü toplamaktan vazgeçiyorsa mesele artık yalnızca zeytinin fiyatı değildir.

Mesele memleket meselesidir.

Yazıyoruz…

Belki tesiri azdır.

Ama gördüğümüz gerçeğin karşısında susmaya da gönlümüz razı değildir.