Türkiye’de Türk vatandaşlığını düzenleyen temel kanun 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunudur.
Yasa mevcut haliyle 12 Haziran 2009 yılında yürürlüğe girdi ve Türk vatandaşlığının nasıl kazanabileceğini, vatandaşlıktan nasıl çıkılabileceğini, hangi koşullarda kaybedileceğini ve hangi koşullarda kazanıldıktan sonra iptal edileceğine dair koşulları yasal çerçevede belirtiyor.
Ancak 21 Eylül tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından yatırım yoluyla “Türk vatandaşlığı işlemlerinde yapılan incelemelerde, sahte ve usulsüz ekspertiz raporlarıyla süreci suistimal ettiği belirlenen 1413 yatırımcı ve aile fertleriyle birlikte 6,134 kişinin vatandaşlık kazanma kararının iptal edildiğini veya geri alındığını” duyurdu.
Şimdi bu duyuru sıradan bir duyurdu değildir zira birçok yönden ortaya yıllar içinde vatandaşlığının özellikle emlak karşılığında satışları veya Suriye’den gelenlere tamamen usulsüz bir şeklide vatandaşlık verilmesi üzerinden gelişen bir “vatandaşlık borsası” oluştuğu bize sadece göstermedi, adeta kanıtladı.
Özellikle 2011 sonrası AKP’nin aldığı kararlar nedeniyle Suriye’nin iç mesellerine karışarak, Baas Partisinin düşmesinde en önde rol almak günümüze kadar devam eden olağanüstü ağır ekonomik faturası oldu.
Uzun bir süre vatandaşlık satarak belirli açıklar kapatılmak istenirken, alıcılara sunulan imkânlar Türkiye’ye bir artı değil tamamen zarar olarak geri döndü.
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalardan yola çıktığımızda 1,413 yatırımcı, 400,000 dolar yatırım yaparak gerekli koşulları yerine getirdikten sonra aile fertleri ile birlikte 6,134 kişi vatandaşlık kazanmış durumda.
En kaba hesap yapılırsa 1,413 kişi 400,000 dolardan ev aldığını düşünürsek 565,200,000 dolar yapar.
Ancak aile fertleri ile birlikte kazanılan vatandaşlıkları hesapladığımızda her vatandaşlık ortalama esasında 92,142 dolara geldiğini görüyoruz.
Eğer tabii ki bu vatandaşlıklar 2022 sonrası alındıysa.
Zira 2022 öncesi vatandaşlık alma bedeli 250.000 dolar idi.
Bu durumda 1,413 kişinin yatırım bedeli 353,250,000 milyon dolara iniyor ve aile fertleriyle birlikte vatandaşlığın bedelini de 57,588 dolardan satıldığını anlıyoruz.
Yabancılara vatandaşlık satma koşullarından bir diğer şartı ise tapu kaydında en az 3 yıl satılmaması yönünde şerh konulmasıdır.
Ancak emlak ekspertiz raporlarında oluşan usulsüzlükler nedeniyle emlak fiyatları anormal bir şeklide şişmesine de neden oldu.
Bu “şişme” nedeniyle kendi öz vatandaşlarımız kendi topraklarında ev alamaz durumu getirilirken, emlak yoluyla vatandaşlık satın alan yabancıların evlerini çok ciddi karlar ederek, vatandaşlıklarını koruyarak 3 yıl sonra satabilmesini sağladı.
Böylece yatırdıkları dövizin yeri geldiğinde dört katını ülkenden geri çekebildiler.
Yabancılara satılan vatandaşlıkların bir başka boyutu ise birçok ailenin erkek fertleri 22 yaşından sonra Türk vatandaşlığına geçmek istemesidir.
Vatandaşlık satın alan kişiler 22 yaş veya üstü ise 7179 sayılı Asker Alma Kanunu’nun 43.maddesine göre Türk vatandaşlığına alınan kişilerin askerlikten muaf tutulmasıdır.
Yani, sadece yatırdıkları dövizleri geri çekmiyorlar, Türkiye’yi vatan olarak görmediklerinden en temel “savunma” sorumluklarını da yerine getirme şartlarına tabii değiller.
Bu durum ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. Maddesindeki eşitlik ilkesi ile de ters düşmektedir.
Zira Anayasamızın 10. Maddesine göre;
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir...
Hiçbir kişiye, aile, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz…
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar”
Dolaysıya bu vatandaşlık satışları beraberinde anayasa ihlalini de getirdiğinden Türkiye’de öz vatandaşlarından tamamen farklı bir sınıf yarattığını görüyoruz.
Türk vatandaşlığın kazanılmasının bir başka yolu ise bir bebeğin dünyaya geldiği an doğduğu ülkeye bakmaksızın doğum esnasında annesi veya babasının Türk vatandaşı olduğu takdirde doğal Türk vatandaşı olarak sayılmasıdır.
Şimdi bu durum sonsuz Türk vatandaşlığı kazanılmasını sağlamakla birlikte kontrolsüz Türkiye ile bağı olmayan bir nüfusu yurtdışında artmasını da beraberinde getiriyor.
Örneğin, vatandaşlık satın almak için Türkiye’den ev almış, sonra satmış ancak vatandaşlığı devam ettiğinden o bireyden doğacak olan tüm çocuklar doğal Türk vatandaşı sayılacaktır.
Aynı şeklide o çocuklardan ileride doğan çocukların ve devam eden tüm soyları kanundaki bu imkândan dolayı doğal Türk vatandaşı olarak sayılmaya devam edecektir.
Yani çok kısa süre içinde Türk vatandaşı olan Türkiye ile bağı olmayan ancak Türkiye aleyhine çok ciddi diaspora oluşturacak bir nüfusu yurtdışında kontrolsüz bir şeklide büyüyor şu an.
Dolayısıyla her ne kadar İçişleri Bakanlığın vatandaşlıktan çıkartma kararı doğru olsa da bahsettiğim sorunlar kesinlikle göz ardı edilmemeli ve yeniden ele alınmalı.
Eğer vatandaşlık satışlarına devam etmeye kararlıysa hükümet ki o yönde olduğunu görüyoruz o zaman yapılan yatırımlar karşısında sadece tek bir kişi vatandaşlık almasıyla diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kısıtlama açılan getirmeli.
Örneğin Yunanistan, Portekiz veya Birleşik Arap Emirliklerinde emlak almak vatandaşlık sağlamıyor, uzun süreli oturma izni sağlıyor ve vatandaşlık alma prosedürünün sadece bir aşaması olarak bakılıyor ve her kişi başına ayrı yatırım şartı bulunuyor.
Ayrıca vatandaşlık hakkı o kişinin vefatı durumunda da sonlandırılıyor.
Bir ev karşılığında sınırsız vatandaşlık alma durumu da söz konusu değildir.
Yine vatandaşlık kanunumuza düzeltilmesi gereken bir başka konu ise satın alınan vatandaşlıkların yurtdışında yapılan doğumlarında, bebeklerinin de doğal Türk vatandaşı olarak sayılmasıdır.
Yani özet olarak vatandaşlık zaten satılmaz ancak bu şeklide Türk vatandaşlığını adeta bir ticari bir araç olarak kullanarak ileride çok farklı ve ciddi güvenlik ve demografik sorunlarına yol açacağını görmemiz gerekiyor.
Sonuçta unutmayalım ki bu satılan vatandaşlıklar aynı zamanda seçme ve seçilme hakkına da sahip oluyorlar.
2011 yılından itibaren Türkiye’de 11 seçim ve halk oylaması yapıldığını ve vatandaşlıkları iptal edilen bu 6,134 kişinin bu 11 seçimlerde bir şekilde oy kullandığını düşünürseniz problemin ne kadar ciddi olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Zira şimdi vatandaşlıktan çıkartılmış olsalar bile belli ki, oy kullandıkları illerde, ilçelerde farklı sonuçların çıkmasına neden olmuşlardır.
Dolayısıyla bu arda çok açık bir şeklide İçişleri Bakanlığın yaptığı açıklamadan bu konuyla ilgili sadece 6,134 kişi vatandaşlıktan çıkartarak bu konu kapanmaması gerektiğini görüyoruz.
Bu insanların vatandaş olabilmesi için tüm emlak değerlerini belirleyen ekspertiz raporlarını düzenleyen şirketler araştırılmalı, göç idaresinde bu insanlara ikamet veren, vatandaşlık iznini onaylayan kişiler araştırmalı,
GBT’leri kimler tarafından kontrol edildi, kimlerin onay verdiği araştırmalı.
Yani kısacası usulsüz yollardan vatandaşlık satışını sağlayan her kimse insan ticaretinin bir parçasıdır ve hepimiz biliyoruz ki insan ticareti bir örgüt/çete düzeyinde yapılan bir ticarettir.
İçişleri Bakanlığı bu dosyaları genişleterek “vatandaşlık borsasını” çökertmeli ve acilen vatandaşlık kanunumuza köklü değişiklikler getirilmelidir.
Bir de “Vatandaşlık Borsası” var
Yazıyı Paylaş