En temelde yatırımcı bugünkü kaynağını gelecekte daha yüksek bir ekonomik değer elde etme beklentisiyle bir ekonomik faaliyete tahsis eden gerçek ya da tüzel kişidir.
Yatırımcının yatırım yaparken göz önüne aldığı temel unsurlar: Getiri, risk ve zamandır. Sonuçta yatırım yapan kişi ne miktarda kaynak yatırıp ne kadar zamanda geri alacak, üstüne ne boyutta getiri sağlayacak ve bunu yaparken de ne boyutta bir risk üstlenecek hesabını yapar.
Yatırım yapmak zor iştir hele hele doğrudan yatırım yaparak bir mal ya da hizmet üreterek para kazanmak orta hatta uzun vadeli hesap yapmayı gerektiren bir ekonomik faaliyettir ve ekonomide orta ve uzun vadeli kararlar vermek oldukça zordur.
Kısa vadeli finansal yatırımlar çok daha kolay karar verilebilecek bir iş olsa dahi bu tip yatırımlar dahi ciddi riskler barındırır.
Finansal yatırımların başında devletlere, şirketlere ve şahıslara o ya da bu yöntem ile borç vermek gelir.
Herkes bilir, genel olarak devletlere borç vermek en risksiz finansal yatırımdır amma ve lakin devletlere borç vermek bile ciddi risk taşıyabilir! Sonuçta devlet borcunu ödemekte acze düşebilir ya da enflasyon yaratarak almış olduğu borcun üzerine yatabilir. Bu yüzden finansal yatırım yapıp kaynaklarını o ya da bu şekilde borç vermeye yönlendiren yatırımcı bile oldukça dikkatli ve temkinli olmak, hesabını kitabını iyi yapmak zorundadır.
Ama iş doğrudan yatırım yapmaya gelince bu dikkat ve temkin seviyesi çok ama çok daha yüksek olmak zorundadır.
Dikkat ve temkin seviyesi çok ama çok daha yüksek olmak zorundadır çünkü öncelikle doğrudan yatırımlar doğaları gereği orta, hatta uzun vadeli yatırımlardır ve yatırımın fiilen yapılması da geri dönüşü de uzun zaman alır. Dolayısı ile risklerin öngörülmesi ve risk hesabı yapılması gereken süreç çok daha uzundur.
Üstelik sorun sadece risklerin öngörülmesi gereken sürenin uzunluğu da değildir! Doğrudan yatırım yaparken doğal afetlerden, ekonomik krizlere, terör ve savaş tehdidinden siyasi karışıklıklara kadar öngörülmesi çok zor bir çok risk faktörü dikkate alınmalıdır.
Sonuçta herhangi bir işe yatırım yapıp para kazanabilmek için önce küresel ölçekte işlerin yolunda olması gerekir çünkü küresel krizler hemen hemen tüm ülkeleri ve sektörleri olumsuz yönde etkiler.
Ama küresel ölçekte işlerin yolunda olması da yetmez! Yatırım yapılan ülke ve sektörde de işlerin yolunda olması gerekir.
Küresel ölçekte, ülke ve sektör bazında işlerin yolunda olması da yetmez yatırım yapılan şirkette de işlerin yolunda olması, şirketin ve yatırımın iyi yönetilmesi gerekir.
Bu noktada bir yatırımcı büyük ölçüde kendi kontrolünde olan şirketin ve yatırımın iyi yönetilmesine odaklanabilmek için yatırım yapacağı ülkeden kaynaklanan riskleri minimize etmeye yönelir. Bu yüzden de iyi yönetilmeyen, iktisadi ve siyasi krizler yaşayan, demokrasi ve hukukun doğru düzgün işlemediği ülkelere yatırım yapmak, ekstra risk üstlenmek istemez.
Bu durumda ülkesine yatırım yapılmasını isteyen bir iktidar:
1- Siyasi istikrar ve öngörülebilirliği sağlamalıdır. Demokrasinin tesisi bunun tek makul ve güvenilir yoludur.
2- Ekonomik krizlere sebep olacak ve özellikle de enflasyon yaratacak saçma sapan, popülist politikalar uygulamamalıdır.
3- Hukukun üstünlüğü sağlanmalı, tarafsız ve bağımsız yargı mekanizması tesis edilmelidir. Bu noktada en önemlisi yargının devlet ile yatırımcı ilişkilerinde gerçekten de tarafsız olmasının sağlanması çok önemlidir.
4- Bürokrasinin keyfiliği engellenmelidir.
Bunları yapamayan bir iktidar ne yaparsa yapsın yatırımcı, özellikle de doğrudan yatırım yapıp elini taşın altına koyacak yatırımcı bulamaz.
Türkiye’de bugün yaşanan sorun tam da budur, rasyonel politikalar uygulayacağız sözüne büyük umutlar bağlanan Mehmet Şimşek bunları yapamadığı, yapısal reformları gerçekleştiremediği için başarısız olmuştur. Bu saatten sonra doludizgin seçimlere gidilirken yapısal reformları yapması mümkün de değildir.