Çerçeve yasası denilen ihanet yasası belki de şu ana kadar PKK’yi meşrulaştırmak için en ileri giden girişimlerden birisidir.
Aynı zamanda elde ettikleri en önemli kazanım olarak da görülebilir.
Zira silah bırakmadan resmen aktif siyasete ve terör örgüt propagandası yapmalarına hiç bir dönmem bu kadar serbestçe izin verilmemiştir.
Bu büyük ihanet yasasının içerdiği sinsi planlar, 10 Ağustos tarihinde TBMM’de 467 şuursuz milletvekili yasanın geçmesi için onay verdikten sonra bir dizi emperyalist uşağı ve terörist sevicisi olan medya mensupları, siyasetçiler ve akademisyen olarak ortada dolaşan ne oldu belirsiz, itibar görmeyen insanların bildiklerini pek fazla düşünmeden konuşmasıyla ortaya çıkmaya başladı.
Onların boş boğazları sayesinde bu ihanet yasasının gerçek amacını böylece Türk Milleti çok daha da erken öğrenme imkanını buldu.
Bir kere artık anlıyoruz ki bu ihanet yasasının asıl hedefi Türk ulus yapısını ve böylece “Türk milleti” çatısı altında birleşen tüm etnik yapıları parçalamaktır.
Topluma adeta zehir yerleştirerek içerden bizi çürütmektir.
Bunu da ihanet yasasının propagandasını yürütenler tarafından sanki etnik olarak tüm Kürt kökenli yurttaşlarımızın doğal PKK yanlısı, üyesi veya Türk Devletinin düşmanıymış gibi göstererek yapmaya çalışıyorlar.
Bu zihniyetin oluşması için şu an olağanüstü büyük bir gayret gösteriliyor.
Çok ciddi bir toplum mühendisliği devreye girmiş durumda.
Teröristleri “şehit” olarak tanımlamak ve onlara törenler düzenleyerek “taziye” çadırları kurarak bu kurgunun çok önemli bir parçası haline geldi.
……..
Halk, teröristlere tepki verirken, Tuncay Bakırhan veya Ruşen Çakır gibi bölücülük yapan şahıslar tepkilerin sanki etnik Kürtlere yapılmış gibi göstererek toplumdaki kutuplaşmayı resmen körüklemeye çalışıyor.
Bunu yapmalarının temel amacı ise öncellikle emperyalist yanlısı bölücülerin olduklarından çok daha fazla kitleye sahip olduklarını gösterebilmektir.
Toplumda PKK’ya karşı verilen tepkileri sanki terör örgütüne karşı değil de Kürt vatandaşlarımıza karşı verildiğini göstererek insanlarımızı alenen kışkırtmak için zemin oluşturmaktır.
Böylece gelen tepkiler karşısında ihanet yasası hakkında bilgi sahibi olmayan yurttaşlarımız da sanki onların etnik kimlikleri saldırı altındadır düşüncesiyle savunmaya geçmelerini ve bölücülere hak verilmesini sağlamaktır.
29 Ağustos tarihinde Tuncay Bakırhan’ın “Kürt’ün ötekileşmediği, stadyumlarda sarı torba gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır” sözlerle esasında kurulan tezgâhı gayet açık izah ediyor.
Sarı torbalara Kürt vatandaşlarımız değil, teröristler girer, devletimizi ortadan kaldırmak isteyen vatan hainleri girer.
Kendisi bir kere tüm etnik Kürt yurttaşlarımız terörist varsaymasından görüyoruz ki devletimizi ortadan kaldırma niyetinden PKK terör örgütü asla vazgeçmemiştir.
Bu algı yöntemleriyle manipüle edilen vatandaşlarımızın tepkileri sayesinde de PKK’lıların Türk Devletine karşı daha fazla arsız, yüzsüz ve cüretkar olmaları imkan yaratılıyor.
PKK böylece Türkiye’de şu an asimetrik bir savaş açtığını ve yürütmeye başladığını da görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor.
Bunun gibi yapılan son açıklamalar veya yapılanlar son derece önemli ve tehlikeli yeni bir evreye geçtiğini göstermektedir.
Bu asimetrik savaşta terör örgütüyle uzaktan yakından ilgisi olmayan Kürt yurttaşlarımız fiilen 10 Ağustos tarihinden itibaren emperyalistlerin amaçlarına hizmet etmek için PKK yanlısı hainler tarafından resmen bir “propaganda kalkanları” olarak da kullanılmaktadırlar.
Bu yöntem yeni bir yönetim değildir, zira yıllarca her seçimde HDP/DEM artık dönemin hangi üç harfli kombinasyonu kullanıldıysa CHP tarafından baraj altında kalmamaları için kendi seçmeninden bizzat “emanet oy” istemesi sonucunda meclise girebilmiş ve sonradan da o “emanet oylar” sanki onların gerçek oylarını temsil ediyormuş gibi baskı kurmalarına fırsat yaratmıştır.
Bu asimetrik savaş yönetimi emperyalistlerin ülkemizde yürüttüğü
hibrit savaşın çok önemi bir ayağıdır.
O yüzden ortada muazzam bilgili kirliliği olmakla birlikte
silah yerine propaganda, eylem yerine algı ve huzur yerine çok derin bir kutuplaşma planları devreye girdiği görüyoruz.
Çünkü bu hainler asla bu topraklarda bir bütün olarak, güven ve huzur içinde yaşamak istemiyor.
Ancak bir gerçek varsa o da Türk Milleti asla PKK ve onunla haraket eden hainleri de bu toprakların bir parçası olarak görmüyor ve onlarla da birlikte yaşamayı kabul etmeyecektir.