2023 seçimlerini AKP’nin kazanmasının ardından Hazine ve Maliye Bakanlığına atanan Mehmet Şimşek “rasyonel ekonomi” politikalarına dönerek Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımlarını yeniden çekeceklerini iddia etmişti...
Aradan üç yıl geçti ve sonuç ortada; doğrudan yabancı yatırımlar gelmiyor, hatta var olanlar çıkıyor, üstelik daha da kötüsü yalnızca yabancılar değil yerliler de Türkiye’den çıkıyor ya da çıkmak için fırsat kolluyor...
Bugün itibariyle görünen odur ki Mehmet Şimşek başarısız olmuş, yabancı doğrudan yatırımları çekebileceğine dair iddialarını tutturamamıştır!
Peki, neden?
Neden açık ve net olarak ortada: AKP yapması mutlak bir gereklilik olan yapısal reformları yapmadı!
Üstelik bu dönemde yapısal reformları gerektiren koşullarda daha da geriye bile gidildi.
Peki, nedir bu yapısal reform denilen şeyler ve herkes yapılması şart dediği halde neden yapılmıyor?
Öncelikle şunu söyleyeyim yapısal reformlardan bahsetmek kolaydır ama yapısal reformları yapmak çok ama çok zordur.
Çok ama çok zordur çünkü yapısal reformlar halihazırdaki güç ve iktidar ilişkilerini değiştiren, egemenlerin gücünü azaltıp kontrol altına alırken başta yabancı ve yerli yatırımcılar olmak üzere ekonomideki diğer aktörlerin gücünü artıran bir mahiyettedir.
Bu kapsamda demokrasi ve hukuk sistemindeki iyileştirmeler mutlak suretle yapılması gereken yapısal reformların ana omurgasıdır.
Peki, otokrasi ve otokrasi sayesinde elde edilen zenginlik, güç ve imtiyazlar peşinde koşan egemen taifenin bu yapısal reformları yapıp ellerinde bulunan avantajlarını gönüllü olarak bırakmasını ihtimal dahilinde gören var mı?
Açıkçası ben bu taifenin bahse konu yapısal reformları yapmaya gönüllü olmayacaklarını düşünüyorum.
Mehmet Şimşek yapısal reformları yapma konusunda ne kadar istekli elbette bilemem ama istekliyse de gücünün yetmediğini biliyorum.
Bakın doğrudan yatırım dediğimiz yatırımlar dünyadaki bütün ülkelerin peşinde koştuğu, elde etmek için her türlü teşvik ve imkanı sunmaktan çekinmediği bir yatırım türüdür.
Doğrudan yatırımlar mal ya da hizmet üretme amacı ile yapılan yatırımlardır. Bu yatırımlar uzun vadelidir hem yatırımın yapılması ve hem de geri dönüşü uzun vadeli olduğu için doğrudan yatırım yapılacak ülkelerde uzun vadeli ekonomik, siyasi ve sosyal istikrarın olması gerekir. Hiçbir yatırımcı yarın neyin yaşanacağının belli olmadığı bir ülkeye yatırım yapmak istemez.
Doğrudan yatırımların hayata geçirilmesi kadar elden çıkarılması da uzun vadeli bir çalışma gerektirir. Doğrudan yatırımlar bono, tahvil ya da hisse senedi gibi dilediğin anda elden çıkarılıp nakde dönülebilecek türde yatırılar değidir.
Elbette her üretim faaliyeti bir miktar risk taşır ama riskli ülkelerde yapılacak üretim faaliyetleri hesaplanması oldukça zor çok ama çok daha büyük riskler içerir.
Bu yüzden de doğrudan yatırım çekmek isteyen ülkeler öncelikle yatırımcıların aradığı uzun vadeli öngörülebilirlik ve güvenceleri sağlamak zorundadır.
Örneğin AKP iktidarının ilk yıllarında AB ile yürütülen müzakereler ve AB’ye üye olunması ile sağlanacak öngörülebilirlik ve güven artışı Türkiye’ye yoğun miktarda yabancı yatırım çekmişti. Bir çok yatırımcı aman vakit varken geç kalmayayım Türkiye’ye yatırım yapayım diye düşünmüştü.
Sonra AB söylemleri söndü, yapılması gereken düzenlemeler, atılması gereken adımlar atılmadı tabiri caizse AB işi tavsadı ve doğal olarak yatırımcı ilgisi de azaldı.
Yatırımcı ilgisi zaten azalmışken Mehmet Şimşek’in de bahsettiği irrasyonel politikalar devreye girdi, demokrasi ve hukuk güvencesini berhava edecek uygulamaların kapısı açıldı ve sonuç ortada...
Sıradaki seçimlere bu kadar az kalmışken iktidarın yapısal reformları yapabilmesi, yapabilse bile bunun yatırımcıları heveslendirebilmesi pek mümkün görünmüyor. Görünen o ki yapısal reformların yapılması bir başka bahara ve yeni bir iktidara kalmış bulunmaktadır. Bu noktada doğrudan yabancı yatırımların gelmesi de bir başka bahara kalmış demektir.