Geçtiğimiz yüzyılın başlarında, 29 Ekim 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde savaşan Türk Milliyetçileri Osmanlı sarayının iradesini tanımayarak Milli İradeyi hakim kılan yeni bir düzeni yani Türkiye Cumhuriyetini kurdular...
Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ilkesi "Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir" sözüdür! Bu söz bugünkü Türkçe ile "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" şeklinde ifade edilmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı kazanılarak acı, kan ve gözyaşı pahasına dağa taşa yazılan "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözü, yönetme yetkisinin bir kişiye, bir aileye veyahut da bir zümreye değil, doğrudan millete ait olduğunu belirten en temel demokratik ilkedir.
Ne yazık ki bugün Türk Milletinin 100 yıldan daha uzun bir süre önce kazandığı egemenlik hak ve özgürlüklerini tartışmaya açan, milletin egemenlik haklarını ve bu haklar çerçevesinde sandıkta tecelli eden milli iradeyi tanımamaya heveslenen bir iktidar ile karşı karşıyayız.
Bugün iktidarda olanlar sadece Osmanlıcılık oynayıp, Milli İradeye karşı sarayın iradesini savunan bir fikri yapının propagandasını yaparak milletimizin 100 yıl önce kazandığı egemenlik hak ve özgürlüklerini aşındırmıyor, aynı zamanda sandıkta tecelli eden milli irade sonucunda seçilmiş insanların haklarını ellerinden alıyor, seçme ve seçilme hakkını tanımayarak milletimizin egemenlik haklarına tecavüz de ediyorlar.
Tamam, elbette seçilmiş insanlar da suç işleyebilir ve işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı Türk Milleti adına karar veren bağımsız ve tarafsız mahkemelerde yargılanabilir. Bu kişiler adil ve hukuki bir yargılama sonucunda suçlu bulunurlar ve haklarında verilen hüküm kesinleşirse elbette ki görevden de alınabilir, hapse de atılabilir...
Amma ve lakin seçilmiş kişilerin hüküm kesinleşmeden tutuklanarak hapse atılması ve görevden alınarak yerlerine kayyum atanması ya da başka birinin seçilmesi asla kabul edilemez.
Hele hele somut kanıtlara dayanmayan, hukuki değil siyasi nitelikli tabiri caizse “kumpas davalar” ile seçilmişlerin özgürlükleri ve seçilme haklarının ellerinden alınması asla ve kat’a kabul edilemez!
Böyle bir tavır milli iradenin ve anayasamız gereği vatandaşlarımızın en temel hakkı olan seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesidir.
Ne yani şimdi 100 küsur yıl geriye gidip egemenlik hak ve özgürlüklerini Türk Milletinin elinden alıp götürüp bir hanedana verip milli irade yerine sarayın iradesini mi tesis edeceğiz?
Türk Milleti böyle bir geri gitmeyi kabul eder mi?
Böyle bir hak ve özgürlük gaspını Türk Milletinin hazmetmesi mümkün olur mu?
Bence olmaz ve ben de bu yüzden böyle bir hevese kapılanlara; gelin avara kasnak işler ile uğraşmayın, boşa kürek çekmeyin, boş hevesler peşinde koşmayın Türk Milletinin egemenlik hak ve özgürlükleri ile milli iradeye saygıda kusur etmeyin diyorum.
Ederlerse ne olur?
Eden bulur, bu millet egemenlik hak ve özgürlüklerine el uzatan milli iradeye saygı duymayana sandıkta dersini verir...
Peki, milli iradeye saygı duymayanlar daha da ileri gidip sandığı mandığı ortadan kaldırmaya kalkışabilir mi?
Ne yazık ki bu çağda bile dünyada böyle işler oluyor...
Örneğin Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, ülkede artık seçim yapılmayacağını açıklayarak muhalefetin seçimle iktidara gelme ihtimalini ortadan kaldırdı. Karar, Ortega ile “eş başkan” ilan edilen eşi Rosario Murillo’nun yönetiminin seçimle değişme olasılığını yok etti.
Dünya da başka örnekler de var özellikle seçimlerin kaldırılması değil ama seçimlerin işlevsiz kılınıp bir fomaliteye dönüştürülmesi daha tercih edilen bir yöntem olarak görülüyor Putin gibi liderler de bu yöntemi kullanıyor.
Ama burası Türkiye ve bu millet kadim çağlardan beri tarihe damgasını vurmuş Türk Milleti kimse unutmasın ki ne Türkiye başka ülkelere benzer ve ne de Türk Milleti başka milletlere...
Ben her ne olursa olsun iktidarın böyle bir yola asla tevessül etmeyeceğini, tevessül etmeye kalkan bazı heveskarlar olsa bile buna güçlerinin yetmeyeceğini düşünüyorum, umarım yanılmam...