“Okullarda hiçbir şey öğretmiyorlar.”
“Üniversiteye gideceğime bir işe girip çalışsam çok daha ileride (zengin) olurum.”
“Yıllar boşa geçiyor.”
Bu cümleleri hayatım boyunca çok duydum. Üniversiteye gidenlerden de duydum, gitmeyenlerden de… Hatta zaman zaman ben de düşündüm. Gençliğin saftirikliğinde, bazı dersleri angarya görüp, “Ben okulda ne öğreniyorum ki?” dediğim çok oldu.
Ama insan belli bir yaşa gelince (30:) bazı şeyleri daha net görmeye başlıyor. Üniversitenin ne işe yaradığını fark ediyorsun. Sadece diploma alınan bir yer olmadığını anlıyorsun..
Üniversite, insana hayatı öğreten bir kurum. Seni çocuk alıp, iş disiplinine, rekabete alıştırıyor. Büyütüyor. Sabretmeyi öğretiyor. Sebat etmeyi öğretiyor. Savaşmayı, yol kat etmeyi öğretiyor.
İnsan ilişkilerini ve farklı kişlerle aynı ortamda bulunabilmeyi öğretiyor. Kendi fikrinden tamamen farklı düşünen biriyle yan yana oturabilmeyi öğretiyor.
Aynı sınıfta farklı şehirlerden, farklı kültürlerden, farklı hayat hikâyelerinden bir sürü insan. Kimi çok konuşuyor, kimi sessiz. Kimi bir fikirde, kimi tam zıt zikirde. İnananı var, inanmayanı var. Ama hepsi aynı sırada oturup aynı bilgiyi öğrenmeye çalışıyor. Bence bu durumun kendisi bile büyük bir eğitim.
İşin bir de bilgi tarafı var.
Bugün internette bilgiye ulaşmak kolay gibi görünüyor ama üniversite sana daha süzülmüş bilgiyi sistemli ve kanlı canlı bir şekilde sunuyor. Profesörler kaynak gösteriyor, örnek veriyor, araştırmayı öğretiyor. Belki kendi başına hiç açıp okumayacağın bir konuyu, yıllarını o işe vermiş bir uzmandan dinleme şansı buluyorsun.
Araştırmalar da bunu destekliyor. OECD verilerine göre üniversite mezunlarının iş bulma oranı ve yaşam boyu gelir düzeyi ortalama olarak daha yüksek. Ayrıca yükseköğretim gören bireylerin sosyal çevre, problem çözme, iletişim becerilerinde ve hatta ebeveynliklerinde bile belirgin gelişim gözlemleniyor.
Ama gençlik başka bir şey…
Kafada bin tane düşünce varken derse odaklanmak kolay olmuyor. Bazende sırf kavak yellerinden. Belki de bu yazıyı o yüzden yazıyorum. Belki bir kişi okur da der ki:
“Ya gerçekten böyleyse, hazır anlatılırken şu dersi can kulağıyla dinleyeyim. Madem okuyorum kıymetini bileyim.”
Duyduğun yüz kelimenin bir tanesi bile sende kalıyorsa, aslında değişmeye başlıyorsun. Üniversiteye gitmeden önce bilmediğin bir kavramla, zihnine yeni bir düşünce tarzı ekleniyor. Doğru şekilde faydalanabilirsen oturuşun kalkışın dahi değişebiliyor.
O ortamın içinde bulunmak yeter, geliştiriyor. Kütüphanede oturmak, sunum hazırlamak, arkadaş grubunla tartışmak, hocanın bakış açısını dinlemek… Bunların hepsi karaktere işleniyor.
Keşke üniversite okurken bunun değerini anlayıp verilen bilgileri sünger gibi çekebilsek.
Üniversiteyi kimse “zaman kaybı” olarak görmesin. Eğer o yola girdiyseniz, önünüze hazırlanmış büyük bir sofra gelmiş demektir. Tadını çıkarın. Küçük lokmalarla, sindire sindire öğrenin.
Diploma insanı başarılı yapmaz. Üniversiteler bitirip kendini hiç geliştirmeyen, kötülüğüne kötülük katan da var. Ama üniversiteyi bilinçli yaşayan akıllı ve iyi biri mutlaka değişir, gelişir.