Dua almak üzerine düşündükçe şunu fark ediyorum: İnsan bedduadan değil, duasız kalmaktan korkmalı. Şahsım adına beddua edenden korkmuyorum. Çünkü gerçekten iyi bir insan kolay kolay beddua etmez. Eğer bir insan sürekli kinle, öfkeyle, nefretle konuşuyor, kolayca beddua ediyorsa; onun dilinden çıkan sözün başına döneceğine inanıyorum. Halk arasında söylenen o söz boşuna değildir: “Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.” Yine de Allah korusun; bilmeden, öfkeyle ya da kırgınlıkla ettiğimiz kötü sözlerin vebalinden Rabbim hepimizi muhafaza etsin.

Benim asıl önem verdiğim şey dua almak. Çünkü insan hayatında bazen bir kulun içten ettiği duanın nelere vesile olabileceğini yaşayarak görüyor. Yürekten yaptığınız küçücük bir iyilik karşısında birinin “Allah razı olsun” demesi, “Allah’ım sen de onu mutlu et” diye size dua etmesi küçümsenemez. Belki hiç haberiniz olmadan, bilmediğiniz bir vakitte bir annenin, bir babanın, bir yaşlının ya da kalbi kırık bir insanın duasına karışıyorsunuz. İşte o dua, insanın hayatına dokunan en görünmez ama en güçlü nimetlerden biri oluyor.

Özellikle anne babanın duası… İnsanın arkasındaki en büyük manevi güçlerden biri. Bunun yanında akrabanın, komşunun, dostun duasını almak da öyle. Çünkü dua; samimiyetin, vefanın ve vicdanın dili. Bir insanın yüzünü güldürebilmek, boynu bükük birinin başını kaldırabilmek, yalnız hissettiği anda yanında olabilmek sadece maddiyatla ölçülecek şeyler değil. Bazen bir söz, bazen bir destek, bazen de sadece “yanındayım” demek bile dua almaya yeter.

Ama burada önemli bir incelik var: İyilik yaparken “Ben ne kadar iyi bir insanım” duygusuna kapılmamak. Çünkü yardım etmek de bir nasiptir. Allah herkese aynı fırsatı, aynı merhameti, aynı vicdanı vermez. Birine destek olabiliyorsak bu biraz da Rabbimizin bize verdiği nimettir. Buna karşılık insanın elinden geldiği hâlde yardım etmekten kaçınması çoğu zaman nefsine yenik düşmesidir.

Geçenlerde trafikte ışıklarda küçük bir çocuk bir şeyler satıyordu. “Allah rızası için” diyerek dua ediyor, “Allah razı olsun” diyordu. İnsan ister istemez etkileniyor. Sonra cebine bakıyorsun, para yok. Bir şey veremiyorsun. O an çocuğun duasının bir anda bedduaya dönüşmesi insanın içini burkuyor. Ama orada da şunu düşünmeden edemiyorum: Kalbinde gerçekten iyilik olan insanın rızkını Allah kesmez. Belki o an veremediğin şey senin için de onun için de hayırlı değildir. Bazen hayır sandığımız şey başka bir yanlışın kapısını açabilir.

Mesele sadece para vermek olarak algılanmamalı. Kalbi temiz tutabilmek önemli. İnsanların duasını alabilecek bir vicdana sahip olmak. Tanıdığımız ya da tanımadığımız insanların hayatına küçücük de olsa iyilik bırakabilmek.

Günün sonunda geriye kalan şey; ne mal oluyor ne makam. Geriye en çok, bir insanın ardından ettiği samimi dua kalıyor.