“Haşdi Şabi”… Bana sorarsanız; terör örgütü.

Wikipedi’ye göre;

Irak'ta faaliyet gösteren İran destekli paramiliter bir gruptur. Resmi ve yasal olarak Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olmasına ve doğrudan başbakana bağlı olmasına rağmen, Haşdi Şabi liderleri devlet kontrolünden bağımsız hareket etmekte ve gerçekte İran'ın dini lideri Ali Hamaney'e hesap vermektedir. Haşdi Şabi, neredeyse tamamı İran destekli olan ve açıkça Hamaney'e bağlılık yemini eden yaklaşık 67 Şii silahlı gruptan oluşuyor.”

***

Bölgemizde ve Türkiye’de kafa karıştırıcı gelişmelere tanıklık ediyorsunuz. Haklısınız!..

Ülke içinden gelen birbiri ile çelişen ve de çatışan açıklamalarda işin cabası!..

Farklı kaynaklardan, ulaştığımız bilgilerle fotoğrafı bugünlük (!) netleştirmeye gayret edelim;

Sahadaki güvenlik kaynaklarından ulaştığım son sıcak bilgi;

“Terör örgütü PKK ile Haşdi Şabi anlaştı”…

Geçmişte de dönem dönem anlaşmışlar dönem dönem de çatışmışlardı.

Suriye’de ve İran’da cereyan eden gelişmeler hakkında güvenlik kaynaklarının analizi;

“ABD, Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği için öncelikle terör ile mücadeleyi belirli bir düzene oturmak istiyor. Bunun için sahadaki gelişmelerden belli bir strateji üzerinden yürüyeceği anlaşılıyor.

Öncelikle her ne kadar İran ile ABD arasındaki gerilimde Türkiye’nin rolünü küçümsemesek de şu an da ABD için askeri müdahale önemli bir seçenek. ABD, bu seçeneği bir şekilde hayata geçirecek ama İsrail’in güvenliği için İran’ı vurmak, oradaki füze sistemlerini, uranyum zenginleştirme tesislerini etkisiz hale getirmek yetmiyor. Esas mesele, esas amaç Hizbullah ve uzantılarının ortadan kaldırılması. Esas olarak bunların etkisiz hale getirilmesiyle İsrail’in güvenliği tam olarak sağlanacaktır. Yemen’de Husiler, Lübnan’da Hizbullah, Gazze bölgesinde Hamas.

Türkiye, bölgedeki terör örgütleriyle her zaman etkin olarak mücadele eden bir ülke. Suriye’de SDG’nin etkisiz hale getirilip bitirilmesi için belli bir sürece ihtiyaç var. ABD, SDG içinde Suriyeli olmayanları Irak’a götürüyor. IŞİD, teröristlerini de Irak’a götürüyor. SDG, daha önce IRA ve ETA’nin yaptığı gibi ancak belirli bir sürede normalleşebilir. Bunun da Suriye’de yolu Suriye ordusuna katılmak. Bu, bugünden yarına olacak bir proje değil. Bu proje hazır ve belirli bir zaman diliminde hayata geçecek. Bu süreçte Türkiye etkin rol oynayacak. Suriye’de IŞİD ve SDG’nin etkisiz kılınmasında Türkiye önemli bir rol oynadı. Bugün, Gazze de attığı diplomatik adımlar ile izlediği politikalar ile Hamas’ın etkisinin azaltılmasında önemli rolü var. Sırada Hizbullah’ın etkisiz hale getirilmesi var, Türkiye burada önemli bir rol oynayacak. Bu nedenle zaten ABD Suriye’nin bütünlüğünden yana tavır koydu. ABD’nin bu tavrı neticesinde;

Türkiye sınır güvenliğini koruyacak,

İsrail Suriye’de etkisini sürdürecek,

İstikrarı tek merkezde olan Suriye İsrail’e tehdit olacak terör unsurlarını barındırmayacak.

En önemlisi, İsrail ile Türkiye Suriye’de karşı karşıya gelmeyecek

Sonuçta, Türkiye Ortadoğu’nun genelinde IŞİD ile mücadelede, SDG’nin yola getirilmesinde,

Hamas’ın Gazze’de İsrail’e yönelik etkisiz kılınmasında nasıl rol oynadıysa, Hizbullah için de aynı durum söz konusu olacak.

Ayrıca İran’ın Şii kuşağı büyük ölçüde zayıflayacak ve İsrail’in güvenliği tam olarak sağlanacak.

Bu nedenle İsrail’in güvenliği Ankara’dan geçiyor.”

***

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un önceki gün (Pazar) AA Analiz için kaleme aldığı “Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinde ilerlemeler” başlıklı yazıdan bir bölüm;

“Artık şu net olarak ortaya çıktı: Münfesih terör örgütünün bakiye unsurları, bırakın bölgedeki Kürtlerin tamamını temsil etmeyi Kürtlerin bir kısmını dahi temsil kabiliyetini yitirme noktasına geldi. Bir dönem Kürtlerin belli bir kesimini kitle gücü olarak kullanan münfesih terör örgütünün bu pratiği de tamamen sona erdi. Bunun anlamı münfesih terör örgütünün artık unsurlarının hangi coğrafyada olursa olsun bir kısım Kürt kesimiyle dahi gönül bağlarının çözülmekte olduğudur. Bu çözülmenin ana sebeplerinden biri de örgüt unsurlarıyla kitle arasında taleplerde, beklentilerde ve gelecek tasavvurunda tam bir yabancılaşmanın ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle bu unsurlar, Suriye’deki ajandalarıyla Suriye Kürtlerinin temsili ve hakları arasında somut bağ kuramadılar. Kendileri için bir iktidar alanı peşine düştüler ve kaybettiler.

Suriye’nin Kürtleri kazanırken YPG’yi devam ettirme gayretindeki münfesih terör örgütünün artık unsurları, kendilerine güç alanı sağlama stratejisinde başarısızlığa uğradı. Bu unsurların bundan sonra yapması gereken şey, Suriye Kürtlerinin haklarına sahip çıkmak, bu hakların kalıcılaşması için çaba göstermek ve Suriye Devletiyle bütünleşme konusuna yoğunlaşmaktır. Sadece kendilerine iktidar sağlama hevesinden vazgeçmeleri artık bir zorunluluktur.

Şu da görülmelidir ki münfesih terör örgütünün tüm artık unsurları bakımından şartlar kökten değişti. Artık sistematik terör ve elde silah yoluyla bir pratik yürütme imkanları kalmadı. Bu unsurların yeni bir yola girmeleri tek çareleridir. Bu yol, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine destek vermek ve demokratik bütünleşme süreçlerinde yer almaktır. Bu noktada Öcalan’ın liderliğine bağlı kalmaları, 27 Şubat deklarasyonunun gereğini yapmaları, bundan sonra da Öcalan’ın bütünleşme perspektifine uygun davranmaları, kendileri bakımından en doğru seçenek olur. Aksi takdirde ya tamamen tasfiye olurlar ya da son derece marjinal kalırlar”

***

“Artık unsurlar” deyip kanlı katil sürüsünü küçümsemek, hafife almak ne kadar doğru ve de gerçekçi?..

Mehmet Uçum’un yazısındaki şu bölümde çok çarpıcı ve dikkat çekici;

“Bugün DEM, Türkiye partisi olma iddiasını sözde değil pratikte gerçekleştirecek tarihi bir fırsata sahiptir. Bu fırsatı heba etmemek gerekir. DEM’in Türkiye partisi olma fırsatını kullanması, Öcalan’ın barış ve demokratik toplum perspektifine de uygun ve doğru politika olur. Aksi halde DEM’in de yenilenmesi gibi bir konu kaçınılmaz olarak gündeme gelir.”

“DEM’in yenilenmesi”!.. Üzerinde çook durulması gereken bir ifade!..