Artık ülkemizde erkeğin kadın üzerinde sayısal üstünlüğü kalmamış!

TÜİK öyle diyor.

2026 senesi Türkiye de kıl payı erkek lehine (sadece 21 bin 348) fark olsa da kadın-erkek sayısı birbiriyle eşitlenmiş.

Rakamlar yalan söylemez.

Ha TÜİK, enflasyon rakamları konusunda vukuatlı ya, bu konuda da ‘Acaba!’ demiyor değilim.

Neyse, konumuz enflasyon değil, kadınlarımızın sayısal eşitliği.

*

Hani madem öyle bir de “Kadınlarımızın çalışma hayatındaki durumu nedir?” hani onu da bir öğrensek diyorum?

TÜİK’in bu konuda da bir çalışması vardır diye düşünüyorum.

Yayınlasa da kadınların ekonomideki yerini bilsek hani.

*

Peki bu durumu bilmek bize ne katacak?

En azından erkekler kadar mükemmel yaratılmış olan kadınlarımızın, ülke ekonomisine olan katkıları ortaya çıktığında eskiden söylenildiği gibi ‘Eksik etek’ ya da ‘Kaşık düşmanı’ gibi sözler sanırım tarihe karışmış olacak.

*

Çünkü şöyle de bir gerçeğimiz de var ki kadınlarımız aklımıza gelen-gelmeye yaşamın her alanında varlar. O nedenle de diyorum ki kadınlarımız iş dünyasında da erkeklerle eşitlenmiş ya da kıl payı bir farkla azınlıkta olabilirler.

*

Günümüz iş dünyasında kadınlar, erkeklerin yaptığı her işi yapıyorlar.

Güç ise güç…

Akıl ise akıl.

Biz erkekler yaradılış itibariyle birbirimizin tamamlayanı olduğumuza göre -ki Yaradan öyle yaratmış- onlara karşı bakış açılarımızı ‘Cinsiyet’ yönünden, ‘İnsan’ yönüne çevirsek mi diyorum hani!

İnsan tanımı içinde ‘Dişimiz ve erkeğimiz’ yer aldığına göre, iş dünyasında erkeğin yaptıklarını kadınlar, kadının yaptıklarını da erkeklerin yapabilecek olması yadırganmasa hani!

*

Hele de evli erkekler!

Evli erkekler, sakın ola evde kendisinin sözünün geçtiğini söylemesin!

Kadın istemezse o ev bir adım bile ilerlemez!

Kadın isterse o ev abat olur, güzelleşir huzur bulur.

Elbette bu durum erkek için de bu geçerli.

Niye?

Çünkü ‘Ev’ denilince anladığımız ‘Aile’ kavramı, öncelikle insanın, erkek ve dişisinden oluşuyor da ondan!

Demek ki neymiş, erkekler ‘Ellimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi’ demeyip, hayatı paylaşma adına birlikte hayata anlam katmalılarmış!

Bu söz, erkeklere has olmasa gerek. Kadınlarımız için de öyle!

*

O nedenle de kadın ya da erkek -yetenekler farklı olduğuna göre- birbirleriyle ilgili üstünlükler üzerine ileri geri konuşmasalar diyorum!

Zaten o nedenle değil mi ki ‘Kadın ve erkek birbirinin tamamlayanı’ olarak yaratılmışlardır.

Kadının, erkeğine ne kadar ihtiyacı varsa; erkeğinin de o kadar kadınına -belki de çok daha fazla- ihtiyacı var.

*

Burada bile bir denge kurulmuş olmuyor mu?

Aslında Yaradan kadını ve erkeği birbirlerinin tamamlayanı olarak yaratırken, aynı zamanda da birbirlerine emanet etmemiş mi?

Emanet etmek ne demek?

Kollanmak sahiplenmek demek.

Burada kollayan sadece erkek mi sanıyoruz?

Kadınlarımız da erkeklerini kollayan, sahiplenen ve önemseyen değiller mi?

*

Mesele, şu üç günlük dünyada ‘İnsan’ gibi yaşamak için öncelikle insanlar, dişisine ve erkeğine karşı ‘Üstünlük’ anlamında ne kadar kavramlar varsa onları bir kenara bırakıp eşit, adil ve paylaşımcı bir hayatın tadını çıkartmalılar.

Böylesi kısır döngünler bir tarafa bırakılsa, hani hiç de fena olmaz!

Ne dersiniz?