Kendi adıma, yaşadığımız doğanın içinde bir tuhaflık olduğunu düşünmüyorum. Çünkü doğayı, Yaradan kendi hassas terazisinde ölçerek yaratmıştır.
Bunun içinde insan da dahildir.
*
O’nun yarattığı; akla gelen gelmeyen, bilinen bilinmeyen her şeyin mükemmel olduğuna inandım ben.
İnandım, çünkü Yaradan, yarattığı zerreyi bile nedensiz yaratmamıştır. Mutlaka yarattığı her şeyin bir görevi vardır ve o görev için yaratılmışlardır.
*
Bunları söylerken, elbette ben bir İlahiyatçı (Din bilimci) değilim. Ancak O’nun yarattıklarında bir yanlışlık olmayacağını anlayabilecek kadar onunla ilgili bir çabanın içindeyim.
Esas yanlışlık, doğru yatartılmışlığımızı yanlış bir şekilde hayatımıza uyguluyor olabilmemizde niye olmasın ki?
*
Efendim, yaşam denilen bu döngü aynı zamanda uzun ince yolda, gidilen bir yolculuk değil midir?
Şimdi her birimiz o yolculuk sürecinde güzel şeyler ortaya koyduğumuzda…
Güzel bir eser yazdığımızda…
Güzel bir söz söylediğimizde…
Güzel bir düşünceyi ortaya attığımızda…
Hatta güzel ve faydalı işler başardığımızda…
Anlayacağınız yapılan onca güzel şeyler, karşındakinin gözünün içine sokulsa da -nedense- çoğu zaman görülmez maalesef!
Yani övgü, hak edildiği halde karşı tarafa gösterilmez.
*
Elbette böyle bir çabanın içinde olanlar övgü duymak için çabalamazlar. Çabalamazlar da hani insanız ya, bazen duygularımızın okşanmasını isteriz ya, işte böylesi duygular içindeyken, nereden ve nasıl olduysa arşivimde bir şeyler ararken -ne zaman kaydettiğimi hatırlamadığım- Mohaandas Gandhi’nin şu sözü karşıma gelmesin mi?
“Önce seni görmezden gelirler!
Sonra sana gülerler!
Sonra senle dövüşürler!
Ve sonra sen kazanırsın.” diyordu.

Düşünüyorum da ne kadar doğru öyle değil mi?
“Kendine inanmışsan…
Çabalamışsan…
Çalışmışsan, sonunda sen kazanırsın” dememiş mi Bay Gandhi?
*
Ben bu yazıyı elbette kendimle ilgili yazmadım.
Yazmadım çünkü konu kendim değilim.
Çünkü etrafımızda…
Ülkemde…
Ya da yurtdışında yaşayan ve güzel şeyler ortaya koydukları halde görmezden gelinenler o kadar çok ki!
Ve kendi ülkesinde, köyünde, mahallesinde ne kadar görmezden gelinirse gelinsin, o tür insanların orada kıymeti bilinmese de başka yerlerde mutlaka fark edilirler.
Edilirler çünkü o bilgi ve akıl emekle yoğurulduğunda, hiç kuşku yok ki her türlü mücadeleyi -kısa zamanda olmasa da- sonunda onlar kazanır.
Demedi demeyin!
*
İnanın bana bunu inanarak söylüyorum.
Yeter ki insan önce kendine inansın.
Başkalarının onu övmesine aldırış etmeden, ama tebessüm ederek, yoluna devam etsin.
Ve sonunda o insanlar senin elini sıkarlarken onlar senin gözlerinin içine bakamayacaklar bilesin.
Ancak onlar gözlerini gözlerinden kaçırsalar da sen onların gözbebeklerine, gözlerini mıhlayacaksın!
*
İşte o zaman kendine verdiğin o ödül, ne kadar kıymetli ve değerli biliyor musun?
İşte sen o ödülü kendine hediye edeceksin.
Bunun adına da ‘Özgüven’ deniliyor.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
*
Varsın seni görmezden gelsinler!
Varsın sana gülsünler!
Varsın seninle dövüşsünler!
Sonunda sen kazanacaksan, ne fark eder?