Türkiye’de ekonomi yönetiminin en uzun soluklu vaatlerinden biri hiç kuşkusuz enflasyonun tek haneye indirilmesi.

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz:

“Enflasyonu tek haneye indireceğiz.”

Hedef belli.

Yüzde 10’un altı.

Peki sonuç?

2016 yılını yüzde 8,53 enflasyonla kapatmıştık. Yani o yıl Türkiye gerçekten tek haneyi görmüştü. Fakat 2017’de enflasyon yüzde 11,92’ye çıktı ve o günden sonra yıllık enflasyon bir daha tek haneye inmedi. 2018’de yüzde 20,30, 2019’da yüzde 11,84, 2020’de yüzde 14,60, 2021’de yüzde 36,08, 2022’de yüzde 64,27, 2023’te yüzde 64,77, 2024’te yüzde 44,38 ve 2025’te yüzde 30,89 oldu.

Şimdi takvimler 2026’yı gösteriyor.

Ve Merkez Bankası’nın 13 Ağustos 2026 tarihli son Enflasyon Raporu’ndaki yıl sonu tahmini yüzde 28.

Üstelik banka 2027 için yüzde 15, 2028 için ise yüzde 9 tahmininde bulunuyor. Yani Türkiye’nin yeniden tek haneye dönmesi için artık 2028 yılı işaret ediliyor.

Burada insanın sormadan edemediği bir soru var:

Biz bu filmi daha önce kaç kez izledik?

Her birkaç yılda bir yeni bir program açıklanıyor.

Yeni bir mücadele başlıyor.

Yeni hedefler konuluyor.

“Enflasyon düşecek” deniliyor.

“Tek haneye inecek” deniliyor.

“Fiyat istikrarı sağlanacak” deniliyor.

Sonra bir bakıyoruz, hedef yine ötelenmiş.

Bir zamanlar “bu yıl” denilen tarih, sonra “gelecek yıl” oluyor.

Gelecek yıl, bir sonraki yıla dönüşüyor.

Ve sonunda tek haneli enflasyon için 2028’i beklemeye başlıyoruz.

Asıl dikkat çekici olan ise şu:

Sorun yalnızca enflasyonun yüksek olması değil. Sorun, hedef ile gerçekleşme arasındaki uçurumun yıllardır kapanmaması.

Çünkü enflasyonla mücadelede güven çok önemli.

Merkez bankası “enflasyonu düşüreceğim” dediğinde toplumun buna inanması gerekiyor.

İş dünyasının inanması gerekiyor.

Çalışanın, emeklinin, yatırımcının inanması gerekiyor.

Piyasanın inanması gerekiyor.

Ama sürekli ertelenen hedefler, zaman içinde başka bir sorun yaratıyor:

“Bu kez gerçekten olacak mı?”

İşte asıl tehlike burada.

Çünkü enflasyon sadece marketteki etiket değildir.

Enflasyon beklentidir.

Enflasyon davranıştır.

Enflasyon geleceğe duyulan güvendir.

İnsanlar fiyatların yarın daha da artacağını düşünüyorsa bugünden alışveriş yapıyor.

İşveren maliyetlerin artacağını düşünüyorsa fiyatını bugünden artırıyor.

Çalışan ücretinin birkaç ay sonra eriyeceğini düşünüyorsa daha yüksek zam istiyor.

Ev sahibi kirayı artırıyor.

Kiracı daha yüksek ücret talep ediyor.

Üretici maliyet artışını fiyatına yansıtıyor.

Böylece enflasyon kendi kendini besleyen bir mekanizmaya dönüşüyor.

Bugün geldiğimiz noktaya bakalım.

TÜİK verilerine göre Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75. Merkez Bankası ise yıl sonunda yüzde 28 bekliyor.

Yani yılın bitmesine birkaç ay kala hâlâ yüzde 30’ların üzerindeyiz.

Ve konuştuğumuz hedef yüzde 9!

Aradaki farkı düşünün.

Bir tarafta yüzde 31,75 gerçekleşmiş enflasyon.

Diğer tarafta 2028 için yüzde 9 tahmini.

Bu elbette imkânsız değil.

Ama artık mesele matematikten çok inandırıcılık meselesidir.

Çünkü vatandaşın hafızası var.

2017'den beri tek haneyi bekliyor.

Her yeni açıklamada “bu kez olacak” deniyor.

Ama olmadığında bunun bedelini yalnızca ekonomi yönetimi ödemiyor.

Vatandaş ödüyor.

Maaşı eriyen vatandaş.

Emekli aylığıyla ay sonunu getiremeyen vatandaş.

Kirası yükselen vatandaş.

Market arabası her ay biraz daha pahalıya dolan vatandaş.

Çocuğunun eğitim masrafını karşılamakta zorlanan vatandaş.

İşin belki de en acı tarafı şu:

Tek haneli enflasyon artık olağan bir ekonomik sonuç olmaktan çıkıp neredeyse bir başarı hikâyesine dönüştü.

Oysa yüzde 9 enflasyon bile fiyatların düştüğü anlamına gelmez.

Sadece fiyatların artış hızının yüzde 9 olduğu anlamına gelir.

Bir mal 100 liradan 200 liraya çıktıysa ve daha sonra enflasyon yüzde 9’a düşerse o mal yeniden 100 liraya inmez.

200 lira üzerinden yüzde 9 daha pahalanır.

Dolayısıyla yıllarca yüksek enflasyon yaşayan toplumun sadece enflasyon oranının düşmesine değil, fiyat istikrarına ve satın alma gücünün yeniden tesis edilmesine ihtiyacı var.

Bu nedenle “enflasyonu tek haneye indirmek” elbette önemli.

Ama tek başına yeterli değil.

Bir de şu soruyu sormak gerekiyor:

Eğer bu hedefe gerçekten inanılıyorsa neden sürekli erteleniyor?

2017’de tek hane hedefleniyordu.

Olmadı.

2018’de olmadı.

2019’da olmadı.

2020’de olmadı.

2021’de enflasyon yüzde 36’yı aştı.

2022 ve 2023’te yüzde 60’ların üzerine çıktı.

2024’te yüzde 44 oldu.

2025’te yüzde 30,89 oldu.

2026’da ise Merkez Bankası yüzde 28 tahmin ediyor.

Şimdi hedef 2028.

Yani toplumdan bir kez daha beklemesi isteniyor.

Biraz daha sabır.

Ama vatandaşın sabrı kadar cüzdanının da bir sınırı var.

Benim itirazım enflasyonun neden düşmediği konusunda yapılan her türlü açıklamaya değil.

Ekonomide elbette savaş olur, enerji fiyatları değişir, kur şoku yaşanır, tarımsal üretim düşer, dış koşullar değişir.

Bunların hepsi enflasyonu etkileyebilir.

Nitekim Merkez Bankası da son raporunda enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeler dahil çeşitli yukarı ve aşağı yönlü risklere dikkat çekiyor.

Ama bütün bunların ötesinde bir gerçek var:

On yıldır aynı hedefi konuşuyorsak, artık hedefin kendisinden çok neden gerçekleşmediğini konuşmamız gerekiyor.

Çünkü ekonomi yönetiminin kredibilitesi, sadece yeni hedef açıklamakla değil, açıklanan hedefi gerçekleştirmekle oluşur.

Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Tek haneli enflasyon gerçekten bir hedef mi, yoksa yıllardır tekrarlanan bir temenni mi?

Eğer gerçekten hedefse, neden sürekli erteleniyor?

Eğer ulaşılabilir bir hedefse, neden yıllardır ulaşamıyoruz?

Eğer ekonomi yönetimi kendi koyduğu hedefe inanıyorsa, vatandaş neden inanmakta zorlanıyor?

Belki de artık yeni bir “tek haneye inecek” sözüne değil, tek haneye nasıl ve hangi somut politikalarla ineceğimizi anlatan bir programa ihtiyacımız var.

Çünkü Türkiye'nin artık yeni bir hedefe değil, tutmuş bir hedefe ihtiyacı var.

Ve vatandaşın duymak istediği cümle de artık çok basit:

“Bu yıl inecek.”

Ama bu kez gerçekten insin.