Hepimiz 21 Eylül 2014 yılında, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gülten Kışanak’ın şerefli Türk askerimize “Senin devletin bana söz verdi” sözleriyle içindeki kini, nefreti, batıdan aldığı öz güvenle adeta kusmasını hatırlıyoruz.
Bu sözlerin söylendiği tarihten itibaren 12 yıl geçti, gelinen noktada Osmanlı’nın sonunu getiren Sevr Antlaşması’nın tam da imzalandığı gün, aynı kin ve nefreti bu sefer Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde getirilen 12 maddelik ihanet yasasının oylandığı gün de görmüş olduk.
Bu yasa Türk devletini resmen ortadan kaldırmak için sefil hayatlarını adayan 125 bine yakın teröristin serbest bırakmasının sadece önünü açmıyor, bilakis bu hainlerin 2028 yılında yapılacak olan genel seçimlerde ve 2029 yılında gerçekleşecek olan yerel seçimlerde de Türk devletin tüm imkanlarından yararlanarak aktif siyaset yapmasının önünü açıyor.
Bu yasayla ormanlarımızı yakan teröristler; yaktıkları ormanların ilçelerinde, illerde belediye başkanları veya milletvekili olabilecek.
Yaktıkları okullara, öldürdükleri öğretmenlerin ilçelerine gelip yine Kürt halkını taciz etmeye devam edecekler.
Dağlara kaçırdıkları, taciz ettikleri, öldürdükleri çocukların ailelerin de yüzlerine bakıp küstahça “Biz kazandık” diyecek.
Bu teröristler serbest bırakılırken, ilk girdikleri yıllara göre çok daha radikalleşmiş olarak çıkacaklar ve daha da önemlisi PKK hakkında propaganda yapmak artık suç unsuru olmaktan çıkartıldığından çok daha kolay örgütlenebilecek.
Bu örgütlenmede toplumda çok daha keskin kutuplaşmanın önünü açacak.
Söz konusu ihanet yasası Meclis’ten geçti ve şimdi Cumhurbaşkanlığına onaylanması için sevk edildi.
Cumhurbaşkanı’nın ise yasayı 27 Ağustos gününe kadar onaylaması veya Meclis’e düzeltilmesi için iade etmesi için bir süresi var.
Dolayısıyla, esasında “hayır” oyu veren milletvekillerin işi bitmiş sayılmaz.
Tam tersi bu 10 günlük zaman dilimini iyi kullanıp halkı bilinçlendirmek için değerlendirmeliler.
“Hayır” oyu veren vekiller aralarında bir çalışma komisyonu derhal kurmalı.
Geride kalan 10 gün içinde gerekli kamuoyu yaratılabilir ve toplumda gerekli tepki oluşturabilirse bu yasanın tekrar elden geçirilme durumu olabilir.
Çünkü bu kadar büyük tepkiye karşı “halkı dinliyorum” imajını vermek Cumhurbaşkanı için yasayı geçirmekten çok daha büyük bir siyasi kazanç sağlayacaktır.
Hazır Meclis’te yaşananlardan sonra muhalefetin tamamen darmadağın olduğu bir süreçte, bu çok ciddi bir siyasi hamle olacaktır.
Bu durumda, partilerine bakmaksızın “hayır” oyu veren milletvekilleri, Cumhurbaşkanı ile bir görüşme talep etmeli ve somut gerekçeleriyle neden bu yasanın geçmemesi gerektiğini ve doğacak olan sonuçları çok açık bir şeklilde ifade etmeli.
Eş zamanlı, Türk Milletini bu yasanın imzalanmaması için hazırlanan bir şablon dilekçeyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına ve CİMER’e başvuruları için çağrılar yapılmalı.
Çok kısa süre içinde milyonlarca dilekçe her iki kuruma ulaştığında bunu görmemezlikten gelmenin hesabını vermek oldukça zor olacaktır.
Yasadan doğacak olan ağır güvenlik sorunlarını ön görerek başta, gazilerimizin yaptığı gibi özellikle emekli polislerimizin, öğretmenlerimizin de bu yönde bir araya gelip açıklamalar yapması son derece önemlidir.
Yurt dışında bulunan tüm yurttaşlarımıza da çok büyük iş düşüyor.
Seçimlerde yurt dışında oy kullananlar, Türkiye’de yaşayanlara PKK’lıların serbest bırakılmaması yönünde destek olmalı.
Onlar da yaz tatillerini, bundan sonra serbest bırakılan PKK’lıların bulunduğu bir Türkiye’de geçireceklerini bilmeliler.
Yasaya karşı çıkan partiler, yurt dışında yaşayan Türklere de İletişim Başkanlığı, CİMER’e, büyükelçiliklerimize, konsolosluklarımıza itiraz dilekçelerini ulaştırmaları için çağrılarda bulunmalı.
Sosyal medya bu süreçte çok iyi kullanılmalı.
Yani, özet olarak mevcut sistemde nihai karar Cumhurbaşkanlık makamına bağlı olduğundan gelinen aşamada, sorun sadece Cumhurbaşkanı ile çözülebilir, dolayısıyla bu yasanın geçmemesi ve teröristlerin serbest bırakılmaması için her yol denenmeli.
Çünkü günün sonunda, terörist sevici eş belediye başkanın “Senin devletin bana söz verdi” sözleri değil, onurlu Türk askerinin ona “Burası benim devletimse, benim toprağımdan çıkın dışarı” sözleri Türk topraklarında geçerlidir.