Para bir silahtır, siyaset ise silahın tetiğini ne zaman çekeceğini bilmektir.
Siyasiler, bazen tetiği çekmez, çekecekleri vakti bildiklerini göstermek isterler. Bunu da toplumda taraflı tarafsız herkesin dikkatini çekecek çıkışlarla yaparlar…
Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan’ın yaptığı da tam da böyle bir çıkıştı. Arıkan, NOW TV’de İlker Karagöz’e yaptığı açıklamalarda cumhurbaşkanı adayı için “Biz öyle bir isim üzerinde çalışıyoruz ki o ismi açıkladığımızda tüm Türkiye, 86 milyon ‘Oh be’ diyecek. İşte aradığımız bu’ diyecek. Bunun çalışmalarını biz yapıyoruz.” dedi. Bu sözlerin ardından Karagöz ile Arıkan arasındaki diyalog çok ilginç bir şekilde seyretti.
Hem de satır aralarında ipuçları verir şekilde…
İlker Karagöz, “Peki profilini biraz anlatır mısınız? İsmini vermeyeceğinizi düşünüyorum.” dedi. Bakın dikkat edin, “profil” dedi, isim istemediğini belirtti. Herhalde Mahmut Arıkan, “profil” ifadesinden adayın eşkâlinin kastedilmediğini biliyordur.
Donanımı, birikimi, yaklaşımı, ilkeleri, siyasi tarzı vs gibi kavramları ifade ettiği halde profili anlatma isteğine sanki adayın robot resmi ortaya çıkacakmış gibi yaklaştı Arıkan.
Ve “Silivri'de bir nüfus artışı olmaması için onu şimdilik saklı tutalım.” yanıtını verdi…
Demek ki “86 milyonun oh be” diyeceği iddia edilen bu isim, tanıdık birisi.
Öyle ya, gizli kalması için profilinin dahi anlatılmasından kaçınılan bir isim herhalde kamuoyunun bilmediği bir isim değildir. Demek ki profilinden şöyle hafifçe bahsedilse, hemen akıllara gelebilecek bir isim.
Sonra bu isim açıklandığında Silivri ihtimali neden doğuyor hemen?
Silivri sakini olmasını sağlayabilecek makamlarda, mevkilerde mi bulundu, öyle koltuklarda mı oturdu daha önce? Demek ki öyle…
Arıkan’ın yaptığı Silivri vurgusunda saklananlara yeri geldiğinde bu sefer bilgiyle değineceğim ama şimdi diyalogun devamından ilerleyelim; Arıkan sözlerinin devamında üzerinde çalıştıkları adayın, “86 milyon insanımızın hiçbirisi yarınından kaygı duymayacak, yarına rahatla gidecek“ diyeceğini söylüyor.
Oysa buna yakın ifadeleri kullanan bir siyasi figür yok değil. AKP iktidarının ekonomide “başarılı” olduğu yılları sahiplenen bir isim var mesela. (Sanki bugünlerdeki ekonomik buhranın temelleri ta o zamanlardan atılmamış gibi…)
O yılların “mutlu mesut, kaygısız” günlerini kendi siyasetinin hikayesine ve gelecek tasavvuruna referans yaptı kaç defa…
Arıkan’ın açıklamaları içerisinde ipucu veren noktalar sadece bu kadar değil.
İlker Karagöz’ün “Adayınız biliyor mu sizin bu çalışmayı yaptığınızı?” sorusuna “Biliyor tabii ki, biliyor. Adayımız biliyor.” yanıtını veren Arıkan, “Peki Yeni Yol biliyor mu? Gelecek Partisi biliyor mu, DEVA biliyor mu?” şeklindeki kontra soruya ise “Bunu burada bırakalım. Yani adayımızın başına bir iş gelmesinden korkuyoruz.” şeklinde bir yaklaşım gösterdi.
Garip değil mi? İsmini açıklamadığınız adayınızı, Gelecek ve DEVA Parti’sinin bildiğini ya da bilmediğini söylemek, adayın başına ne gibi bir iş getirebilir ki?
Tam da bu nokta, “Diplomaside İran’ın ne söylediğine değil ne söylemediğine bakılır” sözü akılıma geliyor. Çünkü konu söylenenlerden çok söylenmeyenlerin ağırlığında düğümleniyor.
Dikkat ederseniz Arıkan’ın bu cevabı, sorunun mantığıyla birebir örtüşmüyor. Bir adayın başka partiler tarafından bilinip bilinmediğini söylemek, normal şartlarda o ismin kimliğini ifşa etmez. Ama burada sanki en küçük bir çember daralması bile ismi doğrudan görünür kılacakmış gibi bir tedirginlik var.
Bu tedirginlik de bizi başta belirttiğim noktaya geri döndürüyor; demek ki ortada herkesin tanıdığı ve aynı zamanda ismi telaffuz edildiği anda siyasi reaksiyon doğurabilecek bir figür var. Zaten siyasette sıfır km olacak ya da ismi pek duyulmamış bir isim için bu kadar temkinli davranmaya gerek duyulmaz.
Kimsenin tanımadığı birini saklamak diye bir refleks de olmaz. Tam tersine, tanınırlık kazandırmak için profil ipuçları verilir, zemin hazırlanır.
Arıkan ise tam tersini yapıyor. Profile dair bile iz vermiyor.
Acaba Arıkan’ın, Gelecek ve DEVA Partilerinin dahi bu ismi bilip bilmediğini açıklamaktan özenle kaçınması, “Oh be dedirtecek adayın” zaten bu partilerden birinden olduğu için mi acaba?
Cevap vereyim, sadece izlenimlerime göre değil, edindiğim bilgilere göre de öyle.
Arıkan’ın “Üzerinde çalışıyoruz” dediği, açıkladıklarında “Türkiye derin bir oh çekecek” denilen aday Ali Babacan’dan başkası değil! Hem Saadet Partisi hem de DEVA Partisi kaynaklarından aldığım net bilgiler bunu söylüyor. Gelecek Partisi’nden de soruşturdum ama onlar ser verip sır vermedi…
Üzerinde çalışılan formüle göre Ali Babacan, Saadet, DEVA ve Gelecek Partilerinin kuracağı “kutsal ittifakın” cumhurbaşkanı adayı ilan edilecek. Henüz temas kurulmayan Yeniden Refah Partisi ile Anahtar Parti’nin de bu ittifaka dahil edilmesi planlanıyor. Yakında bu iki parti ile arka kapı diplomasisi için harekete geçilecek.
Bu üç partinin 2023 seçiminde CHP listelerinden seçime girmeleri üzerinden hala süren tartışmalar ve polemikler de (konunun sürekli başlarına kakıldığını düşünüyorlar) kendi aralarında ittifak kurma ve cumhurbaşkanı adayı çıkarma fikrinde etkili olmuş…
Şimdi, “Madem Arıkan’ın açıklamadığı aday Ali Babacan. Silivri’den neden korkuyorlar? Babacan AKP Hükümetlerinde bakanlık yaptı. Bakanlık dönemlerinden suç isnat edilip Silivri’ye mi gönderilecek?” diye düşünebilirsiniz.
Sahi, başında olduğu bakanlığa fahiş fiyattan dezenfektan satan bakanı teşekkürle gönderen AKP, Babacan’ı geçmiş defterleri açıp Silivri’ye gönderebilir mi?
Gördüğüm kadarıyla bu noktadaki kaygıyı ortaya çıkaran noktalar şunlar; SP ve DEVA çevreleri, üzerinde çalıştıkları ittifakın adayı olacak bir Babacan’ın, AKP tabanından ciddi bir teveccüh göreceğini, Erdoğan iktidarını ciddi şekilde sarsacağını ve Erdoğan’ın böyle bir tabloyu hiç istemeyeceğine inanıyorlar…
İktidarın, Ali Babacan’ın bakanlık dönemlerinden bir kulp bulup o dönemler beraber çalıştığı isimlere sıçratmadan Silivri bahanesi yapabileceğini belirtiyorlar. Buna da Aziz İhsan Aktaş ile iş yapan CHP’li belediye başkanlarının hapiste, AKP’li başkanların ise dışarıda olmasını örnek gösteriyorlar. Diğer yandan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ni kurmasından sonra Şehir Üniversitesi’ne yapılanları da hatırlattılar. Bu açılardan bakıldığında kaygılarında haksız oldukları söylenemez.
Evet, siyasette bazen bir ismi açıklamayarak gündem kurmak da başlı başına bir taktiktir.
“Oh be dedirtecek aday” söylemi, içeriğinden bağımsız olarak beklenti üretir. Beklenti ise tartışma doğurur. Tartışma da görünürlük sağlar. Belli ki Arıkan’ın çıkışı, bilinen ismi açıklamadan önce onun imajını yenileyecek algı inşasını hedefliyor…
Ancak kendi adıma söyleyeyim; Ali Babacan Türkiye’nin, 86 milyonun ne “oh” diyeceği ne de “wow” diyeceği bir isimdir…