Bazen hepimizin durup kendimize şu soruyu sorması gerekiyor:
Neden iktidar olmak istiyorsunuz?
İktidar olmak yalnızca seçim kazanmak ve ülkeyi yönetme yetkisini elde etmek midir? Yoksa asıl mesele, o yetkiyi milletin hayatını kolaylaştırmak, sorunlarına çözüm üretmek ve halkın yanında olmak mıdır?
Bugün işçinin emeği, memurun geçim sıkıntısı, emeklinin yaşam mücadelesi, esnafın ayakta kalma çabası ortada. Pazara çıkan vatandaşın filesi her geçen gün biraz daha hafifliyor.
Böyle bir tabloda siyasetin önceliği, halkın gerçek hayatına dokunmak olmalı.
Esnafın kapısını çalmak, pazara çıkmak, vatandaşı dinlemek, sorunları yerinde görmek ve çözüm üretmek…
Ama burada yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de sorgulamak gerekiyor.
Yıllardır aynı iktidar anlayışı devam ediyorsa, muhalefetin de dönüp kendisine “Biz nerede eksik kaldık?” diye sorması gerekmez mi?
Çünkü sadece eleştirmek yetmiyor. Halkın güvenini kazanacak, sorunlara çözüm üretecek ve vatandaşın karşısına somut bir gelecek anlayışı koyacak bir siyaset gerekiyor.
Bir başka önemli konu da şu:
İktidarın kendi sorumluluğunda olan meseleleri her defasında muhalefetin tutumuyla açıklamak yerine, öncelikle kendi sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğine inanıyorum.
Bir iktidar, ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmişse; halkın karşısına çıktığında, “Biz ne yaptık, neyi eksik bıraktık ve bundan sonra ne yapacağız?” sorularına da açıkça cevap verebilmelidir.
Elbette muhalefetin de yapıcı eleştirisi, önerisi ve denetim görevi olacaktır. Ancak iktidarın atması gereken adımların tartışılmasını sürekli olarak muhalefet üzerinden açıklamak, vatandaşın asıl sorusunu değiştirmemeli:
“Benim hayatımı kolaylaştırmak için ne yapacaksınız?”
Mitingler, sloganlar, siyasi tartışmalar elbette demokratik hayatın parçalarıdır. Fakat demokrasi yalnızca meydanlarda değil, vatandaşın günlük hayatında da yaşanmalıdır.
Ve bu sorumluluk yalnızca siyasetçilerin değildir.
Halkın da sorumluluğu vardır.
Vatandaşın haklarını bilmesi, neyin nasıl değişebileceğini öğrenmesi, sandığın ve demokratik iradenin gücünün farkında olması gerekir.
Çünkü güçlü bir demokrasi; yalnızca konuşan siyasetçilerle değil, sorgulayan, araştıran ve bilinçli karar veren vatandaşlarla mümkündür.
İktidardan da muhalefetten de beklememiz gereken aslında çok açık:
Kavga değil çözüm,
slogan değil sonuç,
suçlama değil sorumluluk,
vaat değil samimiyet ve emek…
Sonunda hepimiz aynı soruyla karşı karşıyayız:
İktidar olmak istiyorsanız, halk için ne yapacaksınız?
Ve muhalefet olarak iktidarı eleştirmek istiyorsanız, halkın size neden güvenmesi gerektiğini nasıl göstereceksiniz?
Çünkü demokrasi, sadece siyasetçilerin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur...