İndependent Türkçe’nin The Guardian gazetesinden naklettiği habere göre “Türkiye’deki bazı çöp depolama alanlarında dünyanın en yüksek metan salımları tespit edildi.”

Haberde, Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles (UCLA) bünyesindeki araştırmacıların Carbon Mapper uydu verilerini kullanarak Türkiye’de en yüksek metan salımına sahip 10 düzenli depolama sahasını incelediği belirtildi ve İstanbul Silivri’deki depolama sahasında saatte ortalama 7,4 ton, Şile’deki tesiste ise saatte yaklaşık 4 ton metan salımı tespit edildiği bildirildi.

Guardian’ın haberine göre Silivri’deki tesis, günde yaklaşık 10 bin ton atığın işlendiği Türkiye’nin en büyük düzenli depolama sahası. Gazeteye konuşan çevredeki köy sakinleri, yıllardır özellikle bazı gecelerde yoğun kötü kokudan şikâyet ettiklerini anlattı. Yolçatı köyünde yaşayan Kemalettin Özenç, kokunun özellikle rüzgârsız havalarda arttığını belirterek, "Koku hafif değil, insanı boğuyor. Bazen aileler gece yarısına kadar dışarıda kalıyor. İçeri girdiğinizde bile kaçamıyorsunuz" dedi.

***

Aslında Türkiye’de her alandan metan gazı yükseliyor. Öyle ki fon vurgunundaki örgütlü dolandırıcılığın siyasi ayağı, iktidar tarafından hala korunuyor.

Karar Gazetesi geçtiğimiz günlerde "Çürüme her yerde!" manşetiyle, fon vurgunlarından hakem skandallarına, siyasi transferlerden toplumsal bozulmalara kadar pek çok alanı ele almış ve bütün bunların toplumsal bir çürüme tablosu yarattığını belirtmişti.

Bilindiği gibi metan gazı da çürüyen çöplerden çıkıyor. Tıpkı, fonlardan, onları koruyan çürümüş siyasilerden veya hukuk sistemini kullanarak belediyelere çökme girişimlerinden çıkan gaz gibi... Tıpkı, futbol liglerinden çıkan gaz gibi...

***

Benzer bir çürüme İsrail’de yaşanıyor. Nitekim, İsrail'in önde gelen 100 düşünürü "içsel çöküş" konusunda uyarıda bulundu

Araştırma sunulurken şu ifadeler kullanıldı:

“Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

***

Bizde İsrail’deki gibi çıkış yapacak 100 düşünür var mıdır acaba?

Türkiye’nin yetiştirdiği düşünürlerden İoanna Kuçuradi vefat etti. Kuçuradi, felsefenin merkezine insanı, insan onurunu, değerleri ve etiği koyar; insan haklarının yalnızca yasal birer kural değil, evrensel etik ilkeler olması gerektiğini savunurdu.

Kuçuradi, felsefenin fildişi kulelerde kalan soyut bir alan olmadığını, günlük yaşamdaki durumları değerlendirmeyi, kavramları doğru kullanmayı ve olayları sorgulamayı sağlayan pratik bir rehber olduğunu belirtirdi.

Kuçuradi, "Her fikre saygı duyulur" anlayışına karşı çıkarak fikirlerin saygı değil, değerlendirme konusu olduğunu; saygı gösterilmesi gerekenin ise insanlar olduğunu savunurdu.

Murat Batmankaya da fikirturu.com’daki yazısında da “Türk felsefe düşüncesinin teşekkül sürecinde İoanna Kuçuradi’nin kapladığı alan, akademik unvan yahut telif eserlerle sınırlanamaz. Onun toplumsal tarihimize kattığı asıl nitelik; felsefeyi tarihsel doktrinlerin veya soyut akıl yürütmelerin bir dökümü olmaktan çıkarıp, insanın somut eylemlerine rehberlik eden nesnel bir bilgi alanı olarak yeniden konumlandırmış olmasıdır.” diyor.

***

Türkiye’deki çürüme, sapkın ideolojilerin, toplumun etik değerlerini ve ahlakını bozmasından kaynaklanıyor. İşte üniversite sınav soruları, KPSS soruları, polis okulu harp okulu soruları çalınan Türkiye’de milyonlarca gencin hakkını hukukunu çiğneyenler, 10-20 yıl sonra bugün ülkede karar mekanizmalarındadır.

Dolayısıyla, ülke halkının siyasi iktidar gözetiminde paralarının yüksek kâr vaadiyle toplanarak soyulması veya Silivri ve Şile’deki çöp toplama alanlarından rekor miktarda metan gazı yükselmesi veya meclis üyelerini tutuklamakla tehdit ederek belediyelere çökmeler, başkanları tutuklamalar veya gazetecilere, aydınlara haksız tutuklamalar hep aynı anlayışın ürünüdür.

Türkiye’yi darülharp olarak görmek, halkı ve devleti soymayı meşru saymak... Bundan daha büyük ahlaksızlık olabilir mi? Böyle bir zihniyetle iktidara gelenlerin yapacağı başka ne olabilirdi?