Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyüdü.

Ama buna rağmen temmuz ayında istihdam 388 bin kişi azaldı.

Nasıl çelişki ama?

Sözde büyüme var ama işsizlik babalar gibi artıyor…

Rakamlar büyüyor, çalışma hayatı küçülüyor yani.

Oysa büyüme yalnızca millî gelirin artması demek değildir.

İş yaratmıyorsa…

Çalışanın pastadaki payını büyütmüyorsa…

Vatandaşın sofrasına yansımıyorsa…

Bir halta yaramaz.

Hatta böyle hormonlu büyümeler, ekonomiye yarardan çok zarar verir.

Alın size büyümenin arkasındaki gerçekler:

Türkiye sözde yüzde 2,3 büyürken yatırımlar yalnızca yüzde 0,6 artmış.

İnşaat yüzde 1,9 küçülmüş.

İhracat yüzde 3,4 çakılmış…

Bu arada hane halkı tüketimi yüzde 3,5 artmış.

Üstelik daha fazla harcarken daha az almasına rağmen.

Yani bu büyümenin asıl adı:

“Hayat pahalılığı…”

Açlık ve yoksulluk sınırlarına bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Türk-İş’e göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için gereken para 37 bin 388 liraya fırladı.

Dikkat edin:

Bu yoksulluk sınırı değil.

Açlık sınırı!

Yani sadece mecburi gıda harcamaları.

37 bin 388 liranın içinde:

Kira yok.

Fatura yok.

Ulaşım, okul ve sağlık yok.

Sadece yemek var, yemek…

Yukarıda saydığım diğer zorunlu harcamaları da eklediğinizde yoksulluk sınırı 121 bin 786 liraya çıkıyor.

Tek başına yaşayan bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 48 bin 305 lira.

Ülkede 28 bin liralık asgari ücret, ortalama ücret hâline gelmiş ve bekâr tek kişi bile bu parayla geçinemiyor yani.

Şimdi tekrar dönelim büyümeye…

Tablo böyleyken…

Hayat sözde enflasyonun çok üstünde pahalanırken ve insanların mecburi alışverişleri artmışken,

üstelik daha fazla para harcayıp daha az ürün ve hizmet satın alıyorken,

tüketim odaklı büyüme olması normal değil mi?

Ekonomi yüzde 2,3 büyürken vatandaş yüzde 100 küçülüyorsa bunun adı büyüme değildir.

Bunun asıl adı fakirleşmedir.

Bu arada küçülen sadece vatandaşın geliri de değil.

İşi de her gün biraz daha küçülüyor.

İstihdam azalıyor.

İşsizlik artıyor.

Atıl işgücü yüzde 30,6’ya çıkıyor.

Gençlerin ve kadınların istihdam içindeki payı her geçen gün biraz daha azalıyor.

Bakın:

TÜİK’in işgücü verilerine göre temmuz ayında istihdam edilenlerin sayısı 388 bin kişi azalmış.

İstihdam bu denli azalırken işsiz sayısı sadece 150 bin kişi artmış.

Geri kalanı işsiz bile sayılmamış.

Sormazlar mı adama:

388 bin kişi istihdamdan çıktıysa işsizlerin sayısı neden yalnızca 150 bin arttı?

Geri kalan 238 bin kişi nereye gitti?

Bir anda buharlaştı mı?

İşte işsizlik böyle gizleniyor.

Resmî işsizlik bu oyunlarla yüzde 8,1 çıkarılıyor…

Oysa Türkiye’nin gerçek işsizliği olan atıl işsizlik yüzde 30,6 ile kapı gibi ortada duruyor!

Evet, ekonomi büyüyor.

Veriler ise bu büyümenin kalkınma kaynaklı olmadığını resmen itiraf ediyor.

Fakirlik artıyor…

İşsizlik artıyor…

Firmalar patır patır batıyor.

Ege Bölgesi Sanayi Odası anketine göre işletmelerin yüzde 62’si sadece ayakta kalabilmek için çalışan sayısını azaltıyor.

Yani tam üçte ikisi.

“Bu nasıl büyüme” diye sormazlar mı adama?

Peki, bu veri abartı mı?

Tabii ki hayır…

Firmalar zorda çünkü:

Kredi pahalı.

İç piyasa zayıf.

İhracat pazarı bitik.

Kur baskılı.

Maliyetler yükseliyor.

Bu durumda:

Şirket önce yatırımını kesiyor.

Ardından çalışanını azaltıyor.

İşin özeti şu:

Türkiye sözde büyüyor…

Ama istihdam hızla küçülüyor.

Çalışan her gün biraz daha fakirleşiyor.

Çalışmayan zaten Allah’a emanet.

Emekli perişan…

Dul, yetim perperişan.

İşsizlik almış başını gitmiş.

Hayat pahalılığı resmen yuva yıkıyor.

Ülkede vatandaş da şirketler de borç batağında…

Ama ülke büyüyor…

Mehmet Bey övünüyor…

Vatandaş ise kendi kendine dövünüyor…

Ne diyelim:

Hayırlı büyümeler o zaman…