205 milyar 755 milyon dolar!

TCMB’nin swap hariç net rezervlerinin neredeyse dört katı…

Bu rakam, Türkiye’de finans sektörü dışındaki şirketlerin net döviz açığı…

Yani reel sektörün döviz açığı.

Olası bir kur şokunda pek çok şirket patır patır dökülecek yani.

Şöyle anlatayım:

Dolar kuru 1 lira yükseldiğinde bu net açığın TL karşılığı yaklaşık 205 milyar 755 milyon lira artıyor.

Dolar 5 lira yükselirse ortaya çıkan ilave yük yaklaşık:

1 trilyon 29 milyar lira oluyor!

Kısacası;

Net açık, reel sektörün kur karşısındaki hassasiyetini açık biçimde gösteriyor.

Yani kurdaki en ufak hareket bilançoların içinden geçiyor.

Üstelik açık durmaksızın büyüyor.

Haziran ayında şirketlerin döviz varlıkları 140 milyon dolar azalırken döviz yükümlülükleri 2 milyar 202 milyon dolar artmış.

Varlık azalıyor…

Borç ve yükümlülük büyüyor…

Doğal olarak açık da büyüyor.

Lafı hiç dolandırmaya gerek yok:

Karşımızda reel sektöre ait 205 milyar 755 milyon dolarlık dev bir açık var.

Ve olası bir kur krizinde pek çok şirket büyük risk altında.

Bu arada yalnızca şirketler değil…

Biz de topun ağzındayız!

Şöyle düşünün:

Diyelim ki bir şirketin 10 milyon dolar net döviz açığı var.

Dolar kuru 5 lira yükseldiğinde bu şirketin borcunun TL karşılığı bir anda 50 milyon lira artacak.

Yani ortada olmayan yeni bir maliyet çıkacak.

Doğal olarak şirket bu maliyeti fiyatlarına yansıtacak.

Ve marketteki fiyatta anında değişecek.

Nasıl ama bedeli yine bize ödettiler gördünüz mü?

Onun için:

“Şirketlerin döviz borcundan bana ne kardeşim?”

demeyin.

Ama şunu diyebilirsiniz:

“Şirketler bu durumu görmüyor mu?”

“Bu riski bile bile neden dövizle borçlanıyor?”

Adamın başka çaresi yok da ondan…

Nasıl vatandaş geçinemediği için kredi kartına ve ihtiyaç kredilerine yükleniyorsa,

Şirketler de ayakta kalmak için ucuz faizli döviz borcuna girerek bu riski almak zorunda kalıyor.

Çünkü TL kredilerin faizi çok yüksek.

Finansmana ulaşmak zor.

İçeride talep zayıf.

Maliyetler sürekli artıyor.

Şirket üretime devam edebilmek,

maaşları ödeyebilmek ve borcunu çevirebilmek için dövizle borçlanmayı göze alıyor.

Kurun bir süre daha baskılanmasını…

Kontrolün kaybedilmemesini umut ediyor.

Ancak yüksek faiz ve baskılı kur nedeniyle sürekli pazar ve müşteri kaybetmeye de devam ediyor.

Bir taraftan yüksek faizle boğuluyor…

Diğer taraftan baskılanan kur nedeniyle ihracatta rekabet gücünü kaybediyor.

İç pazarda satış yapamıyor.

Dış pazarda fiyat tutturamıyor.

Sonra ayakta kalmak için yeniden borçlanıyor.

Yani ekonomi yönetiminin hatalarının bedelini bir taraftan vatandaş…

Diğer taraftan reel sektör ödemek zorunda kalıyor.

Elbette döviz geliri olan, ihracat yapan veya kur riskini yöneten şirketler daha korunaklı.

Ancak geliri TL, borcu döviz olan şirket için kur artışı doğrudan bilanço şoku demek.

Kur bir gün sert biçimde hareket ederse bütün hesaplar altüst olacak.

Bugün ucuz görünen döviz borcu, yarın bilançoda dev bir kara deliğe dönüşecek.

Şirketin borcu artacak.

Finansman maliyeti yükselecek.

Yatırımlar duracak.

İşçi çıkarmalar başlayacak.

İflas ve konkordatolar artacak.

Sonuçta fatura yine vatandaşa kesilecek.

İşin özeti şu:

Reel sektörün net döviz açığı bir ayda 2 milyar 342 milyon dolar arttı.

Toplam açık 205 milyar 755 milyon dolara ulaştı.

Dolar kurundaki her 1 liralık artış, bu açığın TL karşılığını yaklaşık 205 milyar 755 milyon lira büyütüyor.

5 liralık artışın karşılığı ise yaklaşık 1 trilyon 29 milyar lira!

Kur yerinde duruyor diye risk ortadan kalkmış değil.

Sadece şimdilik görmezden geliniyor.

Ama şok bir köşede birikiyor.

Günü geldiğinde şirketlerin, çalışanların ve tüketicilerin karşısına fatura olarak çıkacak.

Dolar yükseldiğinde yalnızca milletin parası erimeyecek…

Topun ağzındaki reel sektör de patır patır dökülmeye başlayacak!