Almanya’nın en büyük bankalarından biri olan Commerzbank, Merkez Bankasını resmen tokatladı.
Banka ekonomisti Tatha Ghose, TCMB’nin piyasayı yönlendirmek yerine gerçeklere gecikmeli olarak teslim olduğunu söyledi.
“Kavgada söylenmez.” derler ya…
O tarz bir laftan bahsediyoruz.
Peki, haksız mı?
Tabii ki hayır…
Çünkü merkez bankalarının enflasyon tahmini, kahve sohbetinde ortaya atılan sıradan bir rakam değildir.
Şirket yatırımını, esnaf fiyatını, çalışanın ücret beklentisini belirler.
Tasarruf sahibi, parasını TL’de mi, dövizde mi, altında mı tutacağına bu rakama göre karar verir.
Yani bu tahmin öyle sıradan bir şey değildir.
Aslında sadece geleceği öngörmekle kalmaz.
Bugünkü davranışları şekillendirir.
Bunun ekonomi dilindeki adı, beklentileri çıpalamaktır.
Ama çapa varmış gibi gösterilip aslında yoksa gemi oradan oraya savrulur…
Bakın; TCMB, 13 Ağustos’ta yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e çıkardı.
Gerekçe olarak jeopolitik belirsizlikleri, petrolü, doğal gazı ve gıda fiyatlarındaki oynaklığı gösterdi.
Evet, bunların tamamı gerçek riskler.
Ancak Türkiye’nin bütün sorunu bu mu?
Hatta daha ileri gidelim:
Türkiye’nin gerçek sorunu bu mu?
Petrol ilk kez mi dalgalanıyor?
Gıda fiyatları bu yıl mı oynak hâle geldi?
Cevap basit: Tabii ki hayır…
Eğer gerçekleri görmezden gelip politik bakış açısıyla tahmin yaparsanız bu duruma düşersiniz işte…
Bırakın yerlileri, yabancılar da size güvenmez ve takır takır gerçekleri yüzünüze vuruverir.
Çünkü tahmin denilen şey, siyasetten bağımsız olarak gerçek riskleri ve olası sapmaları hesaba katmak demektir.
Özellikle merkez bankalarının birinci önceliği budur.
Sadece bu da değil:
Güncel verileri ve riskleri doğru okuyup geleceği öngörebilme ve piyasaya doğru fikri sunabilme sanatıdır.
Risk ortaya çıktıktan sonra rakamı yükseltmek veya düşürmek değildir.
İşte Commerzbank’ın sert eleştirisi bu yüzden.
Üstelik Commerzbank’a göre bu yeni bir durum da değil.
Aynı şey…
“2024 ve 2025 yıllarında da yaşandı.”
Önce yılbaşında iyimser tahmin…
Aylar geçtikçe yukarı yönlü revizyon…
Yıl sonuna yaklaştıkça gerçekle mecburi buluşma…
Nasıl ama?
Tahmin tutmuyor ama takvim hiç şaşmıyor!
Elbette Merkez Bankası gerektiğinde tahminini değiştirebilir.
Hatta şartlar değişmişse değiştirmelidir de.
Yani sorun revizyon yapılması değil.
Sorun, özel sektör ekonomistleri veriler değiştikçe tahminlerini güncellerken TCMB’nin Enflasyon Raporu dönemlerini beklemesi ve sürekli geriden gelmesi.
Çünkü piyasa sizden önce gerçeği görüyorsa açıkladığınız rakam artık yön vermez.
Piyasa yalnızca şunu düşünür:
“Merkez Bankası da sonunda bizim gördüğümüz noktaya geldi.”
İşte kredibilite böyle kaybedilir.
Sonra Enflasyon Raporu, geleceğe ışık tutan bir politika belgesi olmaktan çıkar.
Üç ayda bir yapılan sunuma dönüşür.
Bunun faturası kime çıkar?
Elbette vatandaşa.
Çünkü güvenilmeyen tahmin, enflasyon beklentisini düşürmez.
Şirket, resmî tahmine güvenmezse fiyatına daha büyük güvenlik payı koyar.
Ev sahibi kirayı belirlerken kendi enflasyonunu esas alır.
Çalışan, maaşının birkaç ay içinde eriyeceğini düşünür.
Herkes kendini korumaya çalışırken fiyatlama davranışı daha da bozulur.
Yani kredibilite kaybı yalnızca Merkez Bankasının itibar sorunu değildir.
Doğrudan enflasyon sorunudur.
Yılın başında düşük tahminler anlatılıyor.
Maaşlar, ücretler ve bütçeler bu iyimser iklim içinde şekilleniyor.
Sonra enflasyon tahmini yukarı çıkıyor.
Ama vatandaşın maaşı aynı hızla yeniden hesaplanmıyor.
Tahmin değişiyor…
Etiket değişiyor…
Fatura değişiyor…
Değişmeyen yalnızca vatandaşın geliri oluyor!
İşin özeti şu:
Merkez Bankasının görevi enflasyon yükseldikten sonra rakamını düzeltmek değildir.
Enflasyonun nereye gideceğini önceden görebilmek, bunu açıkça anlatmak ve uyguladığı politikayla beklentileri o noktaya çekmektir.
Sürekli yukarı revize edilen bir tahmin, bir süre sonra hedef olmaktan çıkar.
Piyasa için alt sınır hâline gelir.
Kısacası;
Bugün tartışılan yalnızca yüzde 26’nın yüzde 28’e yükselmesi değil.
Asıl tartışılan, Merkez Bankasının sözüne piyasanın ne kadar inandığı.
Çünkü para politikasında faiz kadar önemli bir başka araç daha vardır:
Güven…
Ve güven bittiyse; Süreci artık Merkez Bankası değil, başkaları yönetmeye başlar.