“Yeter! Söz Milletindir!”, 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti tarafından tek parti rejimine ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı kullanılan çok bilinen bir siyasi slogandır.
Açıkça söylemek gerekirse ben çok partili yaşama geçiş ve Türk Demokrasisinde “YETER SÖZ MİLLETİNDİR” sözü kadar etkili ve belirleyici bir slogan daha olmadığını düşünüyorum.
O gün bu gün bu slogan ile iktidara yürüyen Demokrat Partinin mirasçısı olduğunu iddia eden AKP dahil tüm siyasi parti ve hareketler de bu sloganı benimseyerek kullanmıştır...
Peki, Üsküdar ve benzeri belediyelerde yaşananlar ve milletvekili transferleri bu slogan ile ortaya koyulan temel ilkeye aykırı değil midir?
Hani söz milletindi, milletin sözü üzerine söz söylenemez milletin iradesi üzerine bir irade konulamazdı?
Açıkça söylemek gerekirse milletin sözünü yere düşüren, sandıkta alamadığını tehdit ya da teşvik ile almaya çalışanlar milli iradeye karşı en büyük ihaneti yapmaktadırlar.
Bakınız AKP bugün tek parti döneminde eleştirdiği ne varsa yapmakla kalmıyor, çok tuhaf bir şekilde 1950 öncesi tek parti CHP’sine de dönüşmüş bulunuyor...
Aslında bu tuhaf bir gelişme de değil çünkü siyaset biliminde iktidar gücünün denetimden ve sınırlamalardan ari olarak tek elde toplanmasının eninde sonunda böyle bir tablo ortaya çıkaracağı bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir.
Tüm demokratik ülkelerde böyle bir tablonun ortaya çıkmasını ve seçilmiş tiranların oluşmasını önleyebilmek için de denge ve denetleme mekanizmaları kurulmuş, yürütme, yargı ve yasama erkleri arasında güçler ayrılığı tesis edilmiştir.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin azmettirmesi ile Türkiye'de 16 Nisan 2017'deki referandumla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018'de yürürlüğe giren yönetim modelinde bu denge ve denetleme mekanizmaları ile güçler ayrılığı yoktur. Partili cumhurbaşkanı hem yürütme ve hem de yasama gücünü elinde bulundurmakta ve hem de yargı erkini etkisi altına alabilmektedir.
Sonuçta devlet ve hükûmet kaynaşması ortaya çıkmakta ve devlet hızla bir parti devletine dönüşmektedir.
Devlet ve hükûmet kaynaşması ortaya çıkınca da iktidarın paylaşılması ya da seçimler ile el değiştirmesi adeta devlete karşı bir isyan olarak görülmekte ve muhalefete düşman hukuku uygulanmaktadır.
Son olarak Üsküdar’da gördüklerimiz ve Cumhuriyet Halk Partisine çekilen mutlak butlan operasyonunu da işte bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir.
Elbette bu operasyonlar sadece Üsküdar’da yapılanlar ile sınırlı değildir. Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve yoldaşlarına yapılan operasyonlar, kurulan kumpaslar itirafçı denilen kişilerin iftiraları üzerine inşa edilen davalar hep bu düşman hukukunun uygulanması sonucunda ortaya çıkan gelişmelerdir.
Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına itibar suikastı yapmayı amaçlayarak ortaya atılan adi suç ithamları, ya kelepçeye gelirsin ya da rozet takarsın dayatması ile gerçekleştirilen transferler, bir tehdit ya da teşvik olmaksızın gerçekleşmesi makul ve mantıklı olmayan parti değiştirmeler iktidar gücünün denetimden ari ve hesap vermekten korkmayan bir nitelik kazanmasının sonucudur!
2023 kurultayında şaibe var rüşvet vererek delegenin iradesi etkilendi, seçimler sakatlandı iddiasında bulunan kişilerin Üsküdar ve benzeri yerlerde meclis üyelerinin iradesinin hayatın olağan akışına aykırı bir biçimde nasıl oluştuğunu, hangi saikler ile böyle tuhaf bir biçimde taraf değiştirdiklerini de sorgulamaları gerekmiyor mu?
Oysa 2023 kurultayında yaşananlar hayatın olağan akışına son derecede uygundur, neticede parti içi demokrasi işlemiş, başarısız olan Kılıçdaroğlu ve ekibi delege tarafından gönderilmiş ve başarılı olacağına inanılan yenilikçiler göreve getirilmiştir. Bir demokraside bundan daha normal ne olabilir, burada şaibe aramak akla mantığa nasıl sığar?
Sonuçta bir partide Genel Başkanlık makamı kimsenin babasının tapulu malı değildir! Siyasette başarılı olan kalır başarısız olan gider, Kılıçdaroğlu kadar uzun süre başarısız olmuş bir genel başkanın kurultayda değiştirilmesinden daha normal ne olabilir?
Asıl delege bunca hezimete rağmen akla mantığa ve siyasetin doğasına aykırı olarak hala Kılıçdaroğlu’nu destekleyip görevde tutsaydı şaibe aranması ve delege neden bu kadar başarısızlığı ödüllendiriyor diye sorgulanması gerekmez miydi?
Sonuç olarak “YETER SÖZ MİLLETİNDİR” sloganı bugünde geçerli ve anlamlıdır, tarafların değişmiş olması sloganın anlamını yitirmesine yol açmamıştır...