The Independent gazetesinin uluslararası baş muhabiri, fotoğrafçısı ve belgesel film yapımcısı Bel Trew, “İsrail, Gazze'de sivillere yönelik ölümcül saldırıları nasıl meşrulaştırıyor?” başlıklı önemli bir yazı yazdı.
Bel Trew, 2011 yılındaki Arap Baharı'nın başlangıcından bu yana Orta Doğu ve dünyanın dört bir yanındaki krizleri takip ederek, savaş suçlarını belgeliyor.
Bel Trew, son yazısında “Ağustos 2025'te düzenlenen ve Independent Arabia için çalışan bir gazetecinin de hayatını kaybettiği Nasır Hastanesi saldırısının ardından İsrail ordusunun ‘geriye dönük suç isnadı’ politikasını nasıl uyguladığını bir asker ifşa etti” bilgisini verdi.
Bel Trew, şöyle yazdı:
“İsrail ordusu o dönemde hedefin ‘Hamas tarafından yerleştirilmiş’ bir kamera olduğunu öne sürse de sonrasında Reuters, kameranın kendilerine ait olduğunu belirledi.
İsrail ordusundan bir ifşacı asker de ‘Ordu bir kriz olduğunu anladığında öldürülen veya zarar gören kişileri Hamas'la ilişkilendirmeye çalışıyor.
Çünkü öldürdükleri kişilerin Hamaslı teröristler olduğunu söyleyebilirlerse dünya nezdinde daha iyi görünürler.
Bu sürece geriye dönük yeniden çerçeveleme diyorlar.’ dedi.
The Independent'ın bir yıl süren araştırmasına göre İsrail ordusu 25 Ağustos 2025'te Nasır Hastanesi'ni 4 tank mermisiyle vurdu. The Independent'ın bulguları, ilk saldırının hastanenin doğusundaki dış merdivenlerde bulunan bir Reuters kamerasını vurarak Reuters kameramanı Hussam el-Masri'yi öldürüldü. İlk müdahale ekipleri ve gazeteciler yaralıları kurtarmak ve olayı haberleştirmek üzere bölgede toplandığında, İsrail ordusu, onlara iki tank mermisi daha ateşledi ve toplamda 22 kişiyi öldürdü.
The Independent'a konuşan ifşacı, bu cinayetlerin uluslararası kamuoyunda büyük tepki yaratması üzerine İsrail ordusunun ‘geriye dönük yeniden çerçeveleme’ sürecini başlattığını ve katledilen gazetecilere "’terörist’ yaftası yapıştırmaya çalıştığını ancak başarı gösteremediğini söyledi.”
***
Bilindiği gibi Türkiye’de de FETÖ, Türk ordusuna yönelik operasyonlarda hukuk sistemine yerleştirdiği örgüt üyelerini kullanarak, “Ergenekon Terör Örgütü” diye bir kavram üretmiş, Türk subaylarını casuslukla suçlamış, Türk aydınlarına da benzer iftiralarda bulunmuştu.
Devleti o sırda yöneten siyasi kadro, sonradan bu iftiraların kumpas olduğunu kabul etmiş hatta milletten ve Allah’tan af dilemiştir. Tabii, bu özür, onların hukuki ve siyasi sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır. Üstelik yapılan iş doğudan CIA güdümümdeydi ve dolayısıyla vatana ihanetti.
Günümüzde de CHP’ye operasyonlar yapılmış ve İBB Başkanı için “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” denilmiş, İmamoğlu ve gazeteci Merdan Yanardağ, casuslukla bile suçlanmıştır. Devlet medyası da yandaş medya gibi bu ifadeleri, her haberde kullanmaktadır.
Bu dönem de olağanüstü bir dönemdir ve iktidar adayı olan partiye suç örgütü muamelesi yapılmaktadır.
Son olarak Üsküdar’da belediyenin iktidar partisine geçmesi için yine hukuk sistemi kullanılmış ve bazı meclis üyeleri başkanvekili seçiminden önce tutuklanmış veya tehditle parti değiştirmeye ikna edilmiştir.
Bütün bu uygulamalar, hukuku çiğnemeyi meşrulaştırmaya çalışmaktır.
***
Daha da üzücü olan, CHP Genel Başkanlığı’na mahkeme kararıyla getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Ben bu davanın tarafı değilim, dava açan değilim, ifade veren değilim. Ben bu davanın hiçbir yerinde yokum. Sadece para alanlar ‘Para aldık’ diyor, para verenler de ‘Evet, parayı verdik’ diyor. Dolayısıyla dedim, mahkeme diyor ki: 'Ben bu kurultayı iptal ediyorum. Yeni bir kurultay yapın' diyor. Olay bu, benimle hiçbir ilgisi yok" diye konuşmadır.
Kılıçdaroğlu, “Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu mu?” sorusuna da “Siyasi tutuklu değil. Siyasi görüşü dolayısıyla içeri alınmış bir insan değil” diye cevap vermiştir.
Peki İmamoğlu AKP’den seçilmiş olsaydı, bu suçlamalara muhatap edilir miydi?
***
Bu dönem de geçer. Bir gün hukuk devleti yeniden kurulur O zaman Türkiye’deki “geriye dönük yeniden çerçeveleme” süreci de ifşa edilir ve herkes yaptıklarıyla anılır...