6 Şubat depremlerinden bir ay sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “319 bini 1 yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin yeni konut yaparak depremzede vatandaşlarımıza teslim edeceğiz.” sözü vermişti. Birinci yılın sonuna kadar 50 bin konut yapılabildi. Daha sonra konut inşaatları hızlandı ve üçüncü yılın sonunda 455 bin konut tamamlandı.
Konutlar, hak sahiplerine kurayla veriliyor. Taksitler ise iki yıl sonra başlayacak ve 18 yılda bitecek. Depremzedeler, hazırlanan belgeye imza atıp anahtarı teslim alıyor. Belgeye 45 gün içinde imza atmayanların hak sahipliği iptal ediliyor.
***
Öncelikle belirtmek gerekir ki açıklanan hedeflere ulaşılamasa da üç yılda 455 bin konut yapmak büyük bir iştir. Yalnız, depremzedelerin önemli bir bölümü, halen konteynerlerde yaşamaktadır.
Peki bu konutlar, depremzedelere karşılıksız verilemez miydi? Doğru olan bu değil midir? Evini, iş yerini ve işini kaybeden depremzedelerin, 18 yıl boyunca yüzde 4 faizle taksit ödemesi doğru mudur? Vadesinde ödenmeyen borca günlük yüzde beş faiz uygulamak, hakkaniyete uygun mudur?
Konut alanların yüzde kaçı bu taksitleri ödeyebilecek durumdadır? Bu konuda bir araştırma var mı? Yok!
***
650 bin yeni konut ihtiyacı tespit edildiğine göre, bu rakam depremde açıklanan kayıp sayısı ile doğru orantılı mıdır? 650 bin konut yıkıldıysa veya hasar gördüyse, bu konutlarda hayatını kaybedenlerin sayısı, gerçekten 53 bin 537 kişi midir? Bu konudaki şüpheler giderilmelidir...
Depremden sonra ne kadar erken müdahale edilirse hayat kurtarma oranının o kadar fazla olacağı bilindiği halde, deprem taburları da olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgede görev yapması niçin üç gün geciktirilmiştir? 455 bin konut yapıp depremzedeye satmak, bu büyük suçu unutturabilir mi?
++++++
Depremde
deniz köprüsü
---
“Mavi vatan” kavramını ve projesini geliştirmesiyle bilinen emekli amiral Cem Gürdeniz, depremlerin üçüncü yılı sonunda çok önemli tespitler yaptı ve önerilerde bulundu.
Gürdeniz, özetle şöyle dedi:
"6 Şubat 2023 depremi üzerinden 3 yıl geçti ama hâlâ şu temel soruya dürüst bir cevap yok: Yarımada devleti olan Türkiye, neden deprem bölgesine denizden müdahale edemedi? Deprem Doğu Akdeniz’e, İskenderun Körfezi’ne, yani limanlara, iskelelere, derin sulara birkaç kilometre mesafede yaşandı. Buna rağmen ilk günlerde deniz köprüsü kurulamadı. Müdahalenin ağırlığı kara ulaşımına verildi, yollar kilitlendi, yardımlar gecikti. Oysa İskenderun Körfezi, Türkiye’nin denizden afet müdahalesi için en elverişli alanlarından biridir. Çok sayıda limanı, derin su parmak iskeleleri, geniş manevra alanı vardır. Buna rağmen ne oldu? Deniz, ilk refleks olarak düşünülmedi. Deniz köprüsü önceden planlanmadığı için kurulamadı. Amfibi kabiliyet, sonradan devreye sokuldu. Bu tablo bize şunu söylüyor: Türkiye, doğal afetlerde hâlâ karacı bir refleksle hareket ediyor. Deniz, ancak çaresizlikten sonra akla geliyor. Bugün özellikle liman şehirleri için deniz köprüsü hayati önemdedir. İskenderun, Mersin, İzmir, İstanbul, Tekirdağ, Samsun, Trabzon… Bu şehirlerin afet senaryolarında deniz köprüsü yoksa o plan eksiktir. İstanbul’un durumu ise başlı başına endişe vericidir. Deniz köprüsü lafla değil, rampa, iskele, alan ve tatbikatla kurulur.
Deprem dönemlerinde marinalarda binlerce amatör denizci teknesi ve yat hareketsiz bekliyor. Oysa bu tekneler, kıyı boyunca yardım taşımada, tahliyede, sağlık ve lojistik destek zincirlerinde çok kritik roller üstlenebilir. Ancak bunun için bugünden düzenleme gerekir.
Deniz köprüsü, hayat kurtarırken zaman kazandırır. 6 Şubat’tan bu yana 3 yıl geçti. Bu ders hâlâ öğrenilmediyse, bir sonraki afette bedeli yine millet öder.”