TÜİK, ocak ayı enflasyonunu açıkladı: yüzde 4,8.
Evet, herkes enflasyonun yüksek geleceğini bekliyordu ama bu kadarını pek kimse beklemiyordu. Üstelik bu rakamı açıklayan kurum TÜİK. Hani kamuoyunda güvenin neredeyse sıfırlandığı, rakamlarına herkesin şüpheyle baktığı TÜİK…
Demek ki tablo o kadar ağır ki, enflasyonu inkâr etme lüksü bile kalmamış.
Ocak ayındaki bu sert artış, şubat ve mart aylarının da pek iç açıcı olmayacağını şimdiden söylüyor. Oysa ekonomi yönetiminin 2025 yılı için koyduğu enflasyon hedefi yüzde 16. Hesap ortada: bundan sonra aylık enflasyonun yüzde 1’in bile altına düşmesi gerekiyor. Böyle bir ihtimal var mı? Yok.
Yani daha yılın ilk ayında hedef çöktü.
Asıl mesele ise burada başlıyor.
Milyonlarca emekli, milyonlarca kamu ve özel sektör çalışanı gerçekleşen enflasyona göre değil, “beklenen enflasyona göre” zam aldı. Merkez Bankası’nın ve ekonomi yönetiminin tahminleri esas alındı. Bankalar, şirketler, işverenler hep bir ağızdan aynı şeyi söyledi: “Nasıl olsa enflasyon düşecek.”
Sonuç?
Yüzde 13, 14, 15 zamlar…
“Babayiğit” olanlar yüzde 20 verdi.
Şimdi soruyorum:
Ocakta yüzde 15 zam alan bir çalışanın maaşının yüzde 4,8’i daha ilk ayda buharlaştı. Bu insan yılın geri kalanında ne yiyecek, ne içecek? Kirasını, faturasını, mutfağını nasıl çevirecek? Yaşam kalitesi düşmeyecek mi?
Bunun vebali kimin boynuna?
Bana göre bu vebal, geçmiş enflasyona göre zam vermek yerine “tahmin edilen enflasyona göre zam” uygulamasını icat edenlerin boynundadır. Bu sistemin en büyük mağdurları emekliler oldu, şimdi ise milyonlarca çalışan aynı tuzağın içine düşürüldü.
Mantık şu:
“Ben yıl sonu enflasyonunu yüzde 16’ya indireceğim, sen de zamları ona göre ver.”
Özel sektör için bulunmaz nimet. Ne kadar az zam, o kadar ucuz iş gücü. Üstüne bir de “Bak sana beklentinin üstünde verdim” deniyor. Ocakta gerçekler tokat gibi çarpıyor yüzümüze.
Benim kişisel tahminim yıl sonu enflasyonunun yüzde 25’in üzerinde olacağı yönünde. Peki o aradaki 10-15 puanlık kayıp ne olacak? Emeklinin, çalışanın cebinden çalınan bu fark geri gelecek mi?
Gelmez.
Geçmiş olsun.
Bugün Türkiye’de “hayat pahalılığı” diye konuştuğumuz sorunun temelinde işte bu var: Enflasyona göre değil, enflasyon masallarına göre zam yapılması.
Bu ülkede enflasyon hedefinin tuttuğu dönem neredeyse yoktur. 12 Eylül dönemi hariç, hedef tutsa bile bir sonraki yıl patlatılmıştır. Tarih bunu defalarca gösterdi.
Şimdi gözler şubat enflasyonunda. 4,8 gelmeyebilir ama yüzde 3’ün üzeri rahat gelir. Bu da demek oluyor ki, yıl başında verilen zammın yüzde 70–80’i daha şimdiden geri alındı.
Rahmetli Süleyman Demirel’in meşhur sözü vardı:
“Enflasyon ahlaksızlıktır.”
Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur.
Ve bu, sadece ekonominin değil, topyekûn bir ahlak sorununun göstergesidir.