Halk TV’nin yayın faaliyetleriyle ilgili yasal prosedürlere aykırı bir durum varsa bunun değerlendirilmesi elbette hukuk çerçevesinde yapılmalıdır. Ancak mesele, bir televizyon kanalının muhalefet yapması ve iktidarı eleştirmesi nedeniyle baskı altına alınmasıysa buna hiçbir demokratın, hiçbir vicdan sahibi gazetecinin razı olması mümkün değildir.

Bununla birlikte bir gerçeği de açıkça ifade etmek zorundayız.

Türkiye’de yalnızca iktidar yanlısı medya değil, kendisini muhalif olarak tanımlayan medya da gazetecilik sınavını hakkıyla verememektedir.

İktidar medyasının kendi görüşlerini savunan isimleri ekranlara taşıması ne kadar yanlışsa, muhalif medyanın da yalnızca kendi siyasi çizgisine hizmet eden, kendi borazanını çalan isimlere yer vermesi o kadar yanlıştır.

Gazetecilik, iktidarın sözcülüğünü yapmak olmadığı gibi muhalefetin propaganda faaliyetini yürütmek de değildir.

Gazetecilik; farklı düşüncelere söz hakkı tanımak, gerçekleri araştırmak, sorgulamak ve kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.

Ne yazık ki ülkemizde ekranlar giderek farklı fikirlerin tartışıldığı mecralar olmaktan çıkmış, aynı görüşteki insanların birbirlerini onayladıkları siyasi platformlara dönüşmüştür.

Biz Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Birliği olarak bu anlayışın her türlüsüne karşıyız.

Ancak bütün bu eleştirilerimiz, gazetecilere yönelik baskılara sessiz kalacağımız anlamına asla gelmez.

Gazeteciliğin yanlışlarını eleştirmek başka, gazeteciliği susturmaya çalışmak bambaşka bir meseledir.

Hiçbir gerekçe, basın mensuplarına yönelik ölçüsüz ve orantısız baskıları meşru hâle getiremez. Hukuk, siyasi görüşlere göre değil, herkese eşit uygulanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki bugün muhalif bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalanlar, yarın kendilerine yönelen baskıya karşı çıkacak ahlaki zemini de zayıflatmış olurlar.

Bizim durduğumuz yer açıktır:

Ne iktidarın borazanı olan gazetecilikten yanayız ne de muhalefetin borazanı olan gazetecilikten!

Biz özgür, bağımsız, ilkeli, tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerini gözeten gazetecilikten yanayız.

Çünkü basın özgürlüğü yalnızca bizim gibi düşünenlerin değil, bizimle aynı düşünmeyenlerin de hakkıdır.

Basını susturarak demokrasi güçlenmez. Gazetecileri baskı altına alarak toplumun gerçekleri öğrenme hakkı korunamaz.

İktidarlar gelip geçer; ancak hukuk, demokrasi ve basın özgürlüğü kalıcı olmak zorundadır.