Elon Musk yine oldukça iddialı bir çıkış yaparak 2036’ya doğru paranın önemini kaybedebileceğini söyledi. Gerekçesi de kendi dünyası içinde oldukça tutarlı.
Yapay zekâ düşünecek, robotlar üretecek, fabrikalar gece gündüz çalışacak, mal ve hizmet miktarı insan talebinin önüne geçecek. Üretim maliyetleri düşecek, bolluk büyüyecek.
Sonunda insanların temel ihtiyaçlara ulaşmak için bugünkü kadar paraya ihtiyaç duymadığı bir düzen ortaya çıkacak.
Kulağa bilim kurgu filmi gibi geliyor.
Yine de Musk konuşunca insan ister istemez kulak kabartıyor. Adamın geçmişinde, başkalarının fazla erken bulduğu alanlara para yatırıp yıllar sonra haklı çıktığı örnekler var.
PayPal satışından kazandığı serveti rahat bir hayat kurmak için kullanabilirdi. Tercihi farklı oldu. Roketlere para yatırdı. Elektrikli otomobillere yatırım yaptı. Özel uzay şirketlerinin ciddi görülmediği dönemde SpaceX'i kurdu. Elektrikli otomobilin niş ürün sayıldığı yıllarda Tesla'nın başına geçti.
Bugün yeniden kullanılabilir roketleri olağan karşılıyoruz. Otomobil satın aldığımızda önümüzde dev ekranlar görüyoruz. Aracın özellikleri yazılımla açılıyor. Otomotiv üreticileri araç sattıktan sonra müşteriden nasıl düzenli gelir elde edeceğini konuşuyor.
Bir zamanlar tuhaf görünen fikirlerin önemli bölümü gündelik hayatın bir parçasına dönüştü.
Dolayısıyla Musk'ın para hakkındaki tahminini kahkahayla geçiştirmek kolaycılık olur.
Fakat ortada daha önemli bir soru var:
Robotlar ne kadar üretecek diye sormadan önce robotların kime ait olacağını sormamız gerekmiyor mu?
Para tartışmasının kilidi burada.
Bolluk Herkesi Zengin Yapmaz
Bir fabrika düşünün.
İçeride on bin insan çalışıyor. Yıllar geçiyor, yapay zekâ ve robotlar gelişiyor. On bin kişinin yaptığı işi birkaç yüz kişi yapmaya başlıyor. Üretim iki katına çıkıyor. Maliyet hızla geriliyor.
Ortaya muazzam bir verimlilik artışı çıkıyor.
Peki kazanç nereye gidiyor?
Ürünlerin fiyatına mı?
Çalışanların hesabına mı?
Vergi yoluyla topluma mı?
Robotların sahibine mi?
Teknolojinin verebileceği bir cevap yok. Teknoloji üretimin nasıl yapılacağını değiştirebilir. Üretilen değerin kime gideceğine ise hukuk, siyaset, vergi sistemi ve mülkiyet düzeni karar verir.
Musk'ın gelecek tasvirindeki en büyük boşluk burada ortaya çıkıyor.
Bir robotun günde 24 saat çalışabilmesi robotun ürettiği değerin toplumun tamamına dağılacağı anlamına gelmez.
İnsanlık daha önce de üretkenlik devrimleri yaşadı.
Traktör tarımı değiştirdi. Fabrikalar seri üretimi büyüttü. Bilgisayarlar ofisleri dönüştürdü. İnternet ticaretin maliyetini düşürdü.
Her teknolojik sıçrama daha fazla üretim getirdi.
Fakat üretim artışı, otomatik biçimde daha eşit bir hayat getirmedi.
Keynes'in Kaçırdığı Yer
John Maynard Keynes 1930'da geleceğe bakarken teknolojik ilerlemenin insanları haftada yaklaşık 15 saat çalışabilecek noktaya taşıyacağını düşünüyordu.
Üretkenlik öngörüsü büyük ölçüde doğru çıktı.
Bugünün çalışanı, 1930'daki bir çalışanın hayal bile edemeyeceği araçlara sahip. Bir bilgisayar, birkaç yazılım ve internet bağlantısıyla geçmişte büyük ekiplerin yaptığı işler yapılabiliyor.
1930 yılında Keynes, 100 yıl sonra haftada 15 saatlik çalışma düzeni öngörmüştü; çalışma süresi o seviyeye gerilemedi.
İnsanların istekleri genişledi. Tüketim biçimleri değişti. Daha önemlisi, verimlilikten doğan kazancın önemli bölümü çalışma süresinin azalmasına dönüşmek yerine sermaye değerlerine aktı.
İnsanlık daha çok üretti.
İnsanlık daha az çalışmaya başlamadı.
Musk'ın 2036 tahmini de benzer bir sınavla karşı karşıya.
Robotların milyonlarca ürün üretmesi kolay taraf olabilir. Zor taraf, robotların oluşturduğu ekonomik değerin nasıl paylaşılacağıdır.
Para değil, kıtlık konuşulmalı
Parayı hayatımızdan çıkaran şey teknoloji olmayabilir. Kıtlığın ortadan kalkması gerekir.
Burada da işler karışıyor.
Bir yapay zekâ sistemi milyonlarca kişiye eğitim verebilir. Yazılım neredeyse sıfıra yakın ek maliyetle çoğaltılabilir. Robot fabrikası büyük miktarda tüketim ürünü üretebilir.
Toprak ise çoğaltılamaz.
İstanbul Boğazı'na ikinci sıra ekleyemezsiniz. İzmir Körfezi'nin kıyısını yazılımla genişletemezsiniz. Şehir merkezindeki iyi konumları fabrikada üretemezsiniz. Nadir hammaddeleri sonsuza kadar çoğaltamazsınız. Enerji altyapısı, su, arazi ve doğal kaynaklar fiziksel sınırlara bağlı kalır.
Kıtlık devam ettiği sürece fiyat da devam eder.
Fiyat devam ettiği sürece paranın farklı bir biçimi de yaşamaya devam eder.
Adına dolar demeyebiliriz. Dijital kredi diyebiliriz. Enerji puanı diyebiliriz. Evrensel gelir hesabı diyebiliriz.
İsim değişir.
İnsanların sınırlı kaynaklar üzerindeki talebini sıralayacak bir ölçü birimine yine ihtiyaç duyulur.
Türkiye Açısından
Türkiye'de yaşayan biri için 2036 tartışmasının ilginç tarafı “para bitecek mi?” sorusu olmamalı.
“2036'nın üretim araçlarına kim sahip olacak?” olmalı…
Yapay zekâ modellerine kim sahip olacak?
Robot filolarını kim satın alabilecek?
Enerjiyi kim üretecek?
Veri merkezlerini kim kuracak?
Fabrikaları kim işletecek?
Toprağa, şirkete, patente, yazılıma ve sermayeye kim sahip olacak?
Geleceğin ekonomik ayrımı çalışan ile çalışmayan arasında kurulmayabilir. Varlık sahibi ile emeğini satarak yaşayan insan arasındaki fark çok daha belirleyici hâle gelebilir.
Robot ucuzladığında robot sahibi daha fazla üretim yapabilir.
Yapay zekâ ucuzladığında şirket sahibi daha küçük ekiple daha fazla gelir elde edebilir.
Otonom sistemler yaygınlaştığında sermaye, insan emeğine daha az ihtiyaç duyabilir.
Çalışan açısından harika görünen teknolojik gelişme, mülkiyet tarafında oldukça sert sonuçlar doğurabilir.
İşin ironisi de burada.
Musk “para önemini kaybedebilir” derken servetinin büyük kısmını nakitte tutmuyor. Şirketlere, fabrikalara, teknolojiye, altyapıya ve gelecekte üretim yapabilecek varlıklara bağlı bir servetin üzerinde oturuyor.
Belki de çıkarılması gereken ders “para biriktirmeyin” değildir.
Daha doğru ders, paranın temsil ettiği üretken varlıkları anlamaya çalışın olabilir.
2036'da Cebimizde Ne Olacak?
On yıl teknoloji dünyasında uzun bir süre.
Robot fiyatları hızla düşebilir. Yapay zekâ insan emeğinin önemli bölümünü devralabilir. Otonom araçlar ulaşımı değiştirebilir. Fabrikalar bugünkünden çok daha az insanla çalışabilir.
Musk'ın üretim patlaması öngörüsü gerçekleşebilir.
Para yine de ortadan kaybolmayabilir.
Hatta tam tersine, sahiplik daha önemli hâle gelebilir.
Geleceğin büyük kavgası maaşların kaç lira olduğu üzerinden yürümeyebilir. İnsanların üretim sistemlerinden ne kadar pay aldığı üzerinden yürüyebilir.
Bir tarafta robotlara, enerjiye, yazılıma, araziye ve şirketlere sahip olanlar bulunabilir. Diğer tarafta giderek daha az ihtiyaç duyulan emeğini satmaya çalışan milyonlar yer alabilir.
Bolluk çağının refah çağına dönüşüp dönüşmeyeceğini robotların ne kadar hızlı yürüdüğü belirlemeyecek.
Kimin robotlara sahip olduğu belirleyecek.
2036 geldiğinde para gerçekten önemini kaybeder mi, bilmiyoruz.
Fakat bugünden görünen bir gerçek var:
Para ortadan kalksa bile mülkiyet ortadan kalkmıyor.
Belki geleceğe hazırlanırken sorulması gereken soru “Ne kadar para biriktirdim?” değildir.
Sorulması gereken:
Gelecekte üretim yapan dünyanın ne kadarına sahibim?