Pazarlama dünyasının temel taşlarını oturtan efsanevi isimleri hatırlayarak başlayalım.
Peter Drucker işletmelerin varoluş nedenini müşteri yaratmak diyerek özetlerdi.
Theodore Levitt şirketlere sattıkları ürünle yetinmemeyi, karşıladıkları ihtiyacı merkeze koymayı öğütledi.
Philip Kotler pazarlamayı sistematik bir yönetim disiplinine dönüştürdü.
Gelgelelim departmanlar büyüdükçe, ajanslar uzmanlaştıkça, sosyal medya hayatımızı sardıkça pazarlamanın renkli yüzü her şeyin önüne geçti.
Toplantı odalarında “Tüketicinin hangi derdine derman olacağız?” sorusunun yerini “Kampanyamız ne kadar çok tıklanacak?” telaşı aldı.
Ürün geliştirme, doğru fiyatı belirleme, dağıtım kanallarını yönetme işleri bambaşka birimlerin omuzlarına yıkılırken pazarlama sessiz sedasız salt bir reklam departmanına evrildi.
Temelleri yanlış atılmış bir işi devasa bütçeli reklamlarla düzeltmeye çalışıyoruz.
Dev bütçelerin yarattığı yanılsama
Milyonluk bütçeler başarıyı garantilemez.
Tam aksine kusurlu bir ürünün daha hızlı batışına yol açar. Kötü ürün iyi reklam kampanyasıyla çok daha fazla insana ulaşır, dolayısıyla çok daha büyük bir hızla reddedilir.
Tarihte devasa hüsran hikâyeleri görmek mümkündür.
Doksanların başında Pepsi şeffaf kola fikriyle piyasaya çıktı. Dönemin saflık trendine uyan fikir başlangıçta muazzam bir ilgi uyandırdı.
Ürün devasa televizyon reklamlarıyla desteklendi. İlk günlerde satışlar patladı, lakin merak kalıcı alışkanlığa dönüşmedi.
Tüketicinin koladan beklediği görüntüyle bardaktaki sıvı uyuşmadı. Sonuç olarak ürün raflardan hızla toplatıldı.
Amazon cephesinde yaşananlar da benzer…
Teknolojik yeniliklerle donatılmış Fire Phone, “Android ve iOS varken insanlar neden ellerindeki telefonları bırakıp bizi seçsin?” sorusuna doyurucu bir yanıt veremedi.
Rekabetçi fiyat indirimleri durumu kurtaramadı. Milyonlarca dolarlık zarar bilançoya yazıldı.
Büyük bütçeler insanların dikkatini satın alabilir ama kalıcı tercihleri parayla elde edemezsiniz.
Bir markayı yavaş yavaş bitirmenin en kesin yolu sürekli indirime koşmaktır.
Tüketici zamanla ürünün değerini kampanyalı etiketiyle ölçmeye başlar. Bir süre sonra orijinal etiket pahalı, indirimli hali normal sayılır.
Marka kendi elleriyle kendi itibarını törpüler.
Öte yandan görünmeyen kahramanlar vardır. Kusursuz bir ürün rafta yoksa tüketici için hiç var olmamıştır. Dağıtım ağı en güçlü iletişim kanalıdır.
Pazarlama tüketicinin derdini görür, inovasyon çözüm üretir, satış ise çözümü vitrine koyar. Hepsini birbiriyle uyumlu çalıştırmak elzemdir.
Ticaretin özü yığınla satmakta yatmaz; kârlı, sürdürülebilir, kalıcı değerler yaratmakta yatar. Ürününüz kötüyse dünyanın en harika sloganı işe yaramaz.
Fiyat politikanız hatalıysa promosyonlar günü kurtarır, geleceği inşa edemez. Tüketiciye sahici bir neden vermiyorsanız reklamın ömrü kelebek kadardır.
İyi bir ürün kendi reklamını kendisi yapar. Memnun tüketici eşe dosta anlatır. Satış temsilcisi ürüne inanarak satar. Perakendeci mağazasında o ürüne seve seve başköşeyi ayırır.
Şirket güven kazanır. Reklam faturası azalırken pazarlamanın kalıcı gücü tüm pazarı fetheder.