Pazarlık masasına oturduğumuzda genellikle cebimizdeki paraya odaklanırız.
Karşımızdaki kişinin bir tek rakamlarla ilgilendiğini var sayarız. Harvard uzmanlarının araştırmaları bize bambaşka bir pencere açıyor.
Pazarlık kelimenin tam anlamıyla insan psikolojisini yönetme sanatıdır.
Kararlarımızı mantığımızla aldığımıza inanmayı severiz. Gerçeğe baktığımızda karar mekanizmamızın direksiyonunda duygular oturur.
Mantık sonradan devreye girip o karara mâkul bahaneler üretir. Başarılı bir müzakereci rakamların ötesine geçip insan zihninin işleyişini okuyan kişidir.
Kelimeleri ifade etme biçimimiz karşımızdakinin vereceği cevabı doğrudan etkiler.
Aynı bilgiyi iki farklı yolla duyduğumuzu düşünelim…
Yüzde doksan başarı oranına sahip bir anlaşmadan bahsedildiğinde, içimizi büyük bir güven ve rahatlama hissi kaplar.
Birebir aynı matematiksel gerçeği yüzde on başarısızlık ihtimali şeklinde işittiğimizde zihnimizde anında endişe ve panik hali tetiklenir.
Matematiksel olarak ortada tek bir gerçek vardır. Zihnimiz kelimelerin dizilişine, mesaja giydirilen o duygu elbisesine tepki verir.
Bir mağazaya girip seksen bin liralık bir koltuk takımına baktığınızı hayal edin. Satıcı size aylık sadece dört yüz elli liraya denk gelen, on beş yıllık bir konfor yatırımından bahsettiğinde algınız tamamen değişir.
Pahalı bir restoranda menüyü açtığınızda gözünüze çarpan iki bin liralık devasa bir biftek, alt satırdaki beş yüz liralık makarnayı gözünüze inanılmaz derecede mâkul gösterir.
Referans noktalarımız değer algımızı anında yeniden şekillendirir.
İlk Rakamın Gölgesi ve Sessizliğin Sesi
Masada telaffuz edilen ilk rakam zihnimize atılan kocaman bir çapadır.
Bir araba alırken satıcının yedi yüz doksan bin lira diyerek sohbete başlaması bütün pazarlığı o rakamın gölgesine hapseder.
Fiyat yedi yüz kırk bin liraya indiğinde kendinizi inanılmaz şanslı hissedersiniz. Arabanın gerçek değerinin yedi yüz bin lira olma ihtimalini tamamen unutursunuz.
Piyasayı iyi biliyorsanız masaya ilk rakamı koyan taraf olmaktan çekinmeyin. Zihninizdeki o sağlam çapayı karşı tarafın düşünce dünyasına başarıyla fırlatmış olursunuz.
Müzakere masasındaki en büyük silah dudaklarınızın arasından çıkacak havalı cümlelerde gizli sanabilirsiniz. Gerçek güç doğru zamanda susmayı bilmektir.
Amatörler sessizlikten korkar. Boşluğu doldurmak adına sürekli konuşur, hiç gerek yokken fiyat düşürüp taviz verirler.
Tecrübeli isimler teklifini yapar ve usulca geriye yaslanıp bekler. Karşı tarafın o gergin sessizlikle baş başa kalmasına izin verirler.
Doğru Sorular ve Aynalama Sanatı
İyi müzakerecilerin az konuşup çok soru sorması tesadüfi bir durum sayılamaz.
Güçlü sorularla bilgi toplarlar.
Neden?
Nasıl?
Sizin en çok önem verdiğiniz nokta hangisi?
Talebinizin arkasındaki temel motivasyon nedir?
Anlaşma olmazsa B planınız nedir?
Karşısındaki kişinin duygularını aynalamak, anlaşıldığını hissettirmek aradaki buzları eritir.
“Zaman konusunda ciddi bir baskı altında olduğunuz anlaşılıyor.”
Kesin yargılar dağıtmak yerine tespitlerinizi yukarıdaki gibi yumuşak bir dille paylaştığınızda diyalog bambaşka bir seviyeye taşınır.
Maaş görüşmesinde, araba alımında veya en basit ev alışverişinde aklınızda bulunması gereken net bir kural var.
İnsan doğasını anlayan, duyguları okuyabilen ve kelimelerin gücünü doğru yönlendiren taraf masadan mutlu kalkar.
Zihnin labirentlerinde kaybolmadan bilinçli adımlar atarak ilerlemek her zaman kazandırır.
Not: Daha önce defalarca gitme şansı bulduğum ve rahmetli İlber Ortaylı hocamızın da her fırsatta önerdiği o eşsiz şehirlere, tarih kokan Buhara ve Semerkant'a yepyeni bir seyahat planladım. Döndüğümde taze notlarla buluşmak üzere bir süre izninizi istiyorum.