Bir milleti yıkmak için her zaman tanka, topa, tüfeğe ihtiyaç yoktur. Bazen bir toplumun vicdanını çürütmeniz, inandığı değerleri tartışmalı hâle getirmeniz yeterlidir. Çünkü devletler önce sınırlarını değil, değerlerini kaybettiklerinde zayıflarlar.

Bugün yaşadığımız birçok tartışmaya bu pencereden bakmak gerekiyor.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan soruşturmalar, operasyonlar ve iddialar; taraflı ya da tarafsız herkes için aslında çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Denetimsizlik yalnızca ekonomik zarar vermez, toplumun ruhunu da yaralar.

Beni en çok üzen nokta, Ahbap ve Haluk Levent etrafında oluşan tartışmaların ötesinde, insanların merhamet duygusunun yara almasıdır. Elbette bir kişi ya da kurum hakkında kesin hükmü bağımsız yargı verir. Suç, ancak hukuken ispat edildiğinde suçtur. Ancak bir yardım hareketi etrafında oluşan şüphe bile, milyonlarca insanın gelecekte yapacağı yardımları sorgulamasına neden oluyorsa, burada kaybeden sadece bir kişi değildir; toplumsal dayanışmanın kendisidir.

Anadolu insanı tarih boyunca paylaşmayı, imeceyi ve yardımlaşmayı kutsal saymıştır. Depremde, selde, yangında, savaşta birbirine el uzatmıştır. Eğer bugün insanlar “Acaba verdiğim yardım yerine ulaşıyor mu?” diye tereddüt etmeye başlıyorsa, bu yalnızca bir güven sorunu değil, aynı zamanda bir medeniyet sorunudur.

Aynı durum televizyon ekranlarında da karşımıza çıkıyor.

Yıllarca sesiyle, bilgisiyle, hitabetiyle milyonların karşısına çıkan; ahlakı, adaleti, dürüstlüğü savunan bazı isimlerin daha sonra bambaşka iddialarla gündeme gelmesi, toplumda çok daha derin bir kırılmaya yol açıyor. Çünkü insanlar yalnızca o kişiye olan güvenini kaybetmiyor; onun temsil ettiğini düşündüğü değerlere de şüpheyle bakmaya başlıyor.

İşte asıl tehlike budur.

İnsanların inandığı güzel kavramları, onları temsil ettiğini düşündüğü kişilerin zaafları üzerinden itibarsızlaştırmak…

Merhameti istismar ederek merhameti…

Dindarlığı istismar ederek dini…

Milliyetçiliği istismar ederek milliyetçiliği…

Demokrasiyi istismar ederek demokrasiyi…

Yardımlaşmayı istismar ederek dayanışmayı…

Çürütüyorlar.

Toplum mühendisliğinin en etkili yöntemlerinden biri de tam olarak budur. İnsanların önce güvenini kırarsınız. Sonra birbirlerine olan inançlarını zayıflatırsınız. Ardından ortak değerlerini tartışmalı hâle getirirsiniz. Sonunda ise herkes yalnızlaşır. Yalnızlaşan toplumlar kolay yönetilir, kolay yönlendirilir ve kolay parçalanır.

Bu yüzden denetim bir bürokratik işlem değil, bir milli güvenlik meselesidir.

Denetim, dürüst insanı korur.

Denetim, kurumların itibarını korur.

Denetim, yardım edenle yardıma muhtaç olan arasındaki güven köprüsünü korur.

Denetim olmadığı zaman ise dürüst insanlar da zan altında kalır; sahtekârlar ise uzun süre sistemin içinde rahatça hareket edebilir.

Milli Eğitim Bakanlığımızın da bu konuda önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Çocuklara yalnızca matematik, fizik veya yabancı dil öğretmek yetmez. Güven nedir? Emanet nedir? Kamu malı nedir? Şeffaflık neden önemlidir? Yardım kuruluşları nasıl denetlenmelidir? Medya okuryazarlığı neden gereklidir? İnsanlar rol modelleri sorgulamayı nasıl öğrenmelidir?

Bütün bunlar yeni neslin karakter eğitiminde yer almak zorundadır.

Çünkü değerler yalnızca aile içinde değil, eğitim sistemiyle de korunur.

Bugün yaşadığımız birçok ahlaki kırılmanın temelinde, kişileri değerlerin önüne koymamız yatıyor. Oysa kişiler hata yapabilir. Kurumlar yanlış yapabilir. Ancak adalet, doğruluk, merhamet ve emanet gibi değerler kişilerle birlikte yargılanmamalıdır.

Asıl yapılması gereken; kişileri kutsallaştırmadan, değerleri koruyacak güçlü denetim mekanizmaları kurmaktır.

Bir milletin ordusu güçlü olabilir.

Ekonomisi büyüyebilir.

Teknolojisi gelişebilir.

Fakat güven duygusunu kaybetmiş, birbirine inancını yitirmiş, ortak değerleri aşınmış bir toplumun geleceği daima risk altındadır.

Benim kanaatime göre bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehditlerden biri de budur.

Çünkü yok edilen her değer, yalnızca bugünü değil, yarını da çürütür.

Ve unutmayalım:

Bir ülke sınırlarından önce vicdanını kaybederse, onu ayakta tutacak hiçbir sur yeterince sağlam değildir.