Sosyal antropolog Sefa Yürükel, “Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde İran’a yönelik açıklamalarına bakıldığında ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin bölgesel güç olma iddiasıyla ne kadar örtüşüyor? Yoksa Ankara, direnenlere ‘teslim olun’ demenin daha diplomatik bir yolunu mu tercih ediyor?” diye sorduktan sonra şu cevapları veriyor:
“Verilen mesajların satır araları okunduğunda İran’a adeta şu tavsiyeler yapılıyor:
-Filistin’e, Yemen’e, Lübnan’a ve Irak’taki müttefiklerine verdiğin askeri desteği kes. Bizim yaptığımız gibi kınamalarla, açıklamalarla yetin. Söz söyle, ama dengeleri değiştirecek bir adım atma.
-ABD’nin Körfez’deki üslerine dokunma. O üslerden kalkan uçaklar seni bombalasa da füzeler sana yönelse de bunu savaşın doğal sonucu olarak kabul et.
-Hürmüz Boğazı’nı sakın kapatma. Çünkü küresel enerji piyasaları zarar görmesin, Batı’nın petrol akışı aksamaya uğramasın. Sen savaşın bütün yükünü taşı, ama karşı tarafın ekonomik konforuna dokunma.
-Nükleer programından vazgeç, balistik füze kapasiteni sınırla, caydırıcılığını azalt. Güvenliğini kendi imkânlarınla sağlamak yerine, Batı’nın sana uygun gördüğü sınırlar içinde kal.
Bu yaklaşımın özeti şudur: Direnme, uyum sağla. İtiraz etme, taviz ver. Güç üretme, güç merkezlerine bağımlı ol.
Oysa Türkiye’nin yakın geçmişine bakıldığında savunma sanayiinde yerlilik ve millilik söylemi, en önemli siyasi başarı hikâyelerinden biri olarak sunuldu. Bugün aynı mantığın İran söz konusu olduğunda farklı bir çerçeveye oturtulması ciddi bir çelişkidir. Bir ülke için yerli savunma sanayii meşru görülürken, başka bir ülkenin kendi caydırıcılık kapasitesini geliştirmesinin sorun olarak gösterilmesi tutarlı bir yaklaşım değildir.
Dahası, İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğü sorgulanmazken, İran’ın savunma kapasitesinin sürekli hedef alınması, bölgede tek taraflı bir güvenlik anlayışını meşrulaştırmaktadır. Böyle bir denklem, barışı değil, güç dengesizliğini derinleştirir.”
Emekli amiral Cem Gürdeniz ise Youtube’da yayınlanan “CEM Gürdeniz ile Mavi Vatan ve Ötesi” programında Türkiye açısından İran ile ilgili başka bir tehlikeye dikkat çekti:
“Geçenlerde ortada fol yok, yumurta yok; Azerbaycan devlet başkanı, ‘Biz iki millet şey iki devlet bir milletiz’ dedi... ‘Yarın bir gün bizim başımıza bir şey gelirse gardaş Türkiye yanımıza mutlaka gelecektir’ diye... Peki biz de şunu soralım: Azerbaycan bizim haberimiz olmadan bir işler çevirirse ne olacak? Türkiye, NATO'nun 5. maddesi gibi körü körüne girecek mi? Öyle bir şey olabilir mi?
Türkiye açısından çok dikkat etmek lazım. 15 Temmuz başarılı olsaydı hâlâ iç savaş devam ediyordu. Bu kadar net.
İşte Princeton öğretim üyesi F. William Engdahl, ‘Soğuk savaş sonrası için en büyük yatırımı FETÖ örgütü yani Gülenist harekettir’ diyor; ‘Orta Asya'da Marksizm gittikten sonraki boşluğu ABD yanlısı Ilımlı İslam'la doldurmak istedik ve onun için CIA bu Gülen taraftarlarına büyük yatırım yaptı.’ diyor.
Devlet bu kanserojen bu radyoaktif serpintiden tamamen kurtulmuş değil. Radyoaktif kalıntı yüz yüzlerce yıl kalabilir.
O yüzden çok dikkat etmek lazım, özellikle devletin içinde, akademi dünyasında, hâlâ bu FETÖ gruplaşmalarının, FETÖ iltisaklarının olduğunu biliyoruz. Bu, egemenliğimizi ilgilendiren bir şey, geleceğimizi ilgilendiren bir şey, çocuklarımızın, torunlarımızın bağımsız bir devlette yaşamasıyla ilgili bir şey... 15 Temmuz eğer başarılı olsaydı bir bugün zaten Güneydoğu kopmuştu. Kıbrıs gitmişti. Sevilla haritası baş tacı edilmişti. Ruslarla da şu an Ukrayna'nın yanında bizzat savaşıyorduk.
Güneydoğu'dan o dediğim kopan taraftan İran'a Kürt koalisyonu girmişti. Bu kadar net. FETÖ'nün hedefi buydu. Bunu artık tartışmanın alemi yok. FETÖ kumpası ile Soner Polat gibi, Özden Örnek gibi, Cem Çakmak gibi pek çok kıymetli amiralimiz, deniz subayımızı, kara subayımız, generalimiz, bu süreçte öte kanser oldu, şehit oldu.
Yani affedilmeleri mümkün değil. Mümkün değil. Ve bunu ve bunu başka ülkelerin çıkarları için, başka ülkelerin istihbarat atölyelerinde hazırlanmış senaryolar üzerinden yaptılar. O yüzden halkımızın bence uyanık olması gerekir.
Özetle Türkiye, İran’a “teslimiyet” tavsiyesinde bulunmamalı; Azerbaycan-İsrail ilişkilerinden kaynaklanacak İran ile ilgili bir senaryonun oyuncusu olmamalı... Türkiye, hâlâ devletin bünyesinde bulunan FETÖ ve benzeri örgütlerin kışkırtmalarına da dikkat etmeli...