Başlığı okuyunca belki birçok insan ilk anda itiraz edecektir. “Nasıl yani, değişim kötü bir şey midir?” diye soracaktır. O yüzden yazının tamamını okuduğunuzda başlığın ne anlatmak istediğini daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

Elbette değişim gereklidir. Hele ki 23 yıldır iktidarda olan, birçok konuda eleştirdiğimiz, yanlış bulduğumuz bir siyasi anlayışın karşısında değişim istemek son derece doğaldır. Nitekim bizler de yıllardır özellikle yerel seçimlerde kendi siyasi çizgimize, dünya görüşümüze yakın olmayan CHP adaylarına bile oy verdik. Çünkü mesele bazen sadece parti tercihi değil, ülkenin nefes alması, farklı bir yönetim anlayışının denenmesi meselesidir.

Ancak zaman bize çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Sadece birilerini göndermek değişim değildir.
Bir yapıyı yıkıp yerine başka bir tabelayı koymak, tek başına ülkeye yeni bir gelecek inşa etmez. Değişimin gerçek olup olmadığını belirleyen şey, o değişimi hayata geçirecek insanların karakteri, ahlakı, liyakati ve vizyonudur.

Biz belki de burada en önemli unsuru ihmal ettik: İnsan unsurunu…

Siyasi partilerin değişim vaatlerine odaklanırken, o değişimi gerçekleştirecek kadroların kimlerden oluştuğuna yeterince bakmadık. “Gitsin de kim gelirse gelsin” anlayışının aslında sağlıklı bir devlet ve demokrasi anlayışı olmadığını yaşayarak gördük.

Bugün bazı belediyelerde yaşanan tartışmalar, geçmişte eleştirdiğimiz alışkanlıkların farklı siyasi kimlikler altında tekrar edilebildiğini gösteriyor. Demek ki sorun sadece parti isimlerinde değilmiş. Sorun, zihniyet değişimini gerçekleştirecek insan kalitesini ortaya çıkarabilmekteymiş.

Geçmişte de Türkiye bunu defalarca yaşadı. Bir dönem bir siyasi anlayıştan bıkan toplum başka bir siyasi anlayışa yöneldi. Fakat gelenler eski yanlışları farklı isimlerle devam ettirdiğinde, milletin umudu yine kırıldı.

Çünkü adalet duygusu değişmiyorsa…

Liyakat gelmiyorsa…

Devlet imkânları birilerinin çevresine dağıtılmaya devam ediyorsa…

Eleştirdiğiniz davranışları gücü elinize alınca siz de yapıyorsanız…
Bunun adı değişim değil, sadece nöbet değişimidir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey sadece iktidar değişikliği değildir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey ahlakta, yönetim anlayışında, hukukta, liyakatte ve demokrasi kültüründe değişimdir.
Bunun yolu da isimlere, partilere, sloganlara körü körüne bağlanmak değil; kim olursa olsun sorgulayabilen, yanlış karşısında susmayan bir toplum olmaktan geçer.
Çünkü gerçek değişim sandıkta başlayan ama insan karakterinde tamamlanan bir yolculuktur.
Değişimi gerçekleştirecek insanı değiştirmeden, sadece koltukta oturan kişiyi değiştirmek çoğu zaman yeni hayal kırıklıklarından başka bir sonuç doğurmaz.