CHP’de bir mahkeme kararıyla başlayan meşruiyet krizi, kısa sürede Türkiye siyasetinin ana eksenine oturdu. Kemal Kılıçdaroğlu genel merkeze dönerken, Özgür Özel’in Güvenpark’ta doldurduğu meydanlar, iktidarın ‘garantili seçim’ planının çatladığını gösteren en somut kanıt oldu. Peki bu kriz nereye evrilecek?"

Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığından alınan Özgür Özel Güvenpark’ ta, aynı kararla CHP genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’ da CHP Genel Merkezinde aynı saatlerde miting düzenledi.

Kılıçdaroğlu konuşmasında; "Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum. Biz vatan dedikçe biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman onlardan icazet ve yardım dileyen o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum. " dedi.

Tamamen mağduriyet vurgusu üzerinden parti içi meşruiyet zeminini yok etmeye ve siyasi bir tasfiye hareketine kapı aralamaya yönelik stratejik bir söylem kurulduğunu düşündürüyor.

Kılıçdaroğlu konuşmasında doğrudan İmamoğlu’nun adını anmasa da “Özel’i vurunca İmamoğlu da kanar” mantığıyla hareket ettiği izlenimi veriyor. Asıl hesaplaşmanın cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde yaşanacağı dikkate alındığında, Kılıçdaroğlu’nun o aşamada karşısında İmamoğlu gibi güçlü bir rakip görmesi halinde, bugün inşa ettiği tasfiye dilini çok daha sert bir biçimde ona yöneltmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Kılıçdaroğlu, Özel ve ekibini parti tabanının gözünde "ahlaken ve siyaseten bitirme" yolunu seçiyor. "FETÖ ajanları", "koynumda beslediğim gafiller", "dış odaklar" gibi ifadeler, Türkiye siyasetinde rakibi tamamen oyunun dışına itmek için kullanılan en ağır ithamlardır. Kılıçdaroğlu bu kelimelerle, Özgür Özel ve yönetiminin delegeler üzerindeki meşruiyetini sıfırlamayı ve tabanda onlara karşı bir öfke dalgası yaratmayı amaçlıyor.

Kılıçdaroğlu’nun "özür diliyorum" diyerek özeleştiri verir gibi yapıp topu tamamen mevcut yönetime atması, yakın zamanda parti içinde başlayacak olan görevden almalar, disipline sevkler ve olası ihraçlar için kamuoyu algısını yönetme çabası. Yani mesaj şu: "Ben hata yaptım, bunları partiye soktum ama şimdi hatamı anladım ve partiyi bu unsurlardan arındıracağım." Bu söylem, yapılacak sert tasfiyelerin partililer tarafından "haksızlık" olarak görülmesini engelleme amacı taşıdığını gösteriyor.

Kılıçdaroğlu devletin istihbari ya da adli bir operasyonunu önceden haber veriyor olabilir mi? Ya da siyasi söylem üstünlüğünü ele geçirmek çabasında mı? Zaman gösterecek.

Kılıçdaroğlu Özel’ in siyasi kariyerini CHP tabanının zihninde ve kalbinde "FETÖ ile iş birliği yapan gafiller" torbasına atarak tamamen bitirmeyi hedefliyor bunu da partinin kodlarını yeniden dizayn etmek için kurulan agresif bir parti içi siyaset stratejisiyle yapıyor.

“Kılıçdaroğlu’nun iktidar eliyle (hukuk ve medya gücüyle) CHP’nin başında tutulması ve bu sayede önümüzdeki seçimlerde Erdoğan’ın karşısına yine zayıf bir rakip çıkarılması” iddiası siyasi çevrelerde oldukça güçlü ve dikkate değer görülüyor.

Özel’in bayramlaşma buluşmasına katılan ve ilk söz alan ABB Başkanı Mansur Yavaş; “Ortaya bir umut çıkınca iktidar, partiyi bölmeye çalıştı. Hem belediye operasyonları, hem de itibarsızlaştırma çalışmaları partiyi bölme çalışmaları.” dedi.

Mansur Yavaş’ın ‘umudu bölme’ vurgusu, doğrudan bir adaylık ilanı olmasa da, onun ileride Cumhurbaşkanlığı denkleminde adının geçmesi için gerekli siyasi zemini hazırlayan akıllıca bir çıkış. Yavaş, bugün ‘parti bütünlüğü’ diyerek aslında yarının liderlik krizine müdahale hakkını saklı tutuyor.

Yürüyüşte bir gazetecinin, Özel’e “Dokunulmazlığınızın kaldırılıp yargılanacağınıza ilişkin iddialar hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusuna “İktidara yakın medyanın peşine takılanın ne hale düştüğü, partiyi ne hale düşürdüğü ortada. Meşruiyetimizi milletten alıyoruz. Milletin sağladığı dokunulmazlıktan daha büyük bir dokunulmazlık yoktur.” yanıtını veriyor.

Özgür Özel’in bu yanıtı, CHP’deki meşruiyet krizinin kodlarını çözen bir anahtar cümle. O, ‘dokunulmazlığım kaldırılır korkusuyla hareket etmiyorum’ diyerek aslında şunu ilan etmekte: Benim siyasi varlığım mahkeme kararlarıyla sona erecek bir şey değildir. Meydanlar arkamda oldukça, ne yargı ne de iktidar beni tasfiye edebilir. Bu söylem, Kılıçdaroğlu’nun ‘mutlak butlan’ kararına dayanan genel başkanlığına karşı, siyasi meşruiyetin adresinin genel merkez değil, meydanlar olduğunu belirten Özel’ in sadece bir savunma değil, aynı zamanda bir meydan okuma geliştirdiğini gösteriyor. Korkmadığını, çekinmediğini ve en büyük güvencesinin halk olduğunu söyleyerek siyasi bir duruşla tabanını mobilize etmeyi hedefliyor.

Normal şartlarda Kılıçdaroğlu’nu bir dönem en sert şekilde eleştiren iktidarı destekleyen medyanın bir anda onu övmeye, haklı bulmaya ve meşrulaştırmaya başlaması siyaseten bir "anomali"dir. Siyasette rakibiniz sizi övüyorsa, orada mutlaka stratejik bir fayda gözetiliyordur.

İktidar Medyasının "Kılıçdaroğlu Sevgisi" ve Siyasi Mühendislik

Amaç; CHP tabanında ve muhalif seçmende zaten var olan "Kılıçdaroğlu ile kazanamıyoruz" yılgınlığını ve bölünmüşlüğü canlı tutmak.

İktidar, karşısında dinamik, genç ve toplumun farklı kesimlerinden oy alabilen (Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş gibi) aktörler görmek yerine, daha önce defalarca yendiği ve bagajı elitist/bürokratik algılanan bir figürü görmeyi tercih eder.

"Mutlak Butlan" Kararının Zamanlaması ve Yargı Hamlesi

Mahkemenin verdiği ve Kılıçdaroğlu’nu kurultay iptaliyle yeniden koltuğa oturtan "mutlak butlan" kararı, yargının siyaseti şekillendirme gücünün en somut örneklerinden biri olarak okunabilir. İktidarın yargı üzerindeki nüfuzu düşünüldüğünde; bu kararın önünün açılması, muhalefet blokunu tam da toparlanmaya çalışırken parti içi savaşa sürüklemek için biçilmiş kaftandır. Muhalefet kendi içinde liderlik yarışı ve hukuki meşruiyet kavgası verirken, ülkenin gerçek gündemini ve iktidarın hamlelerini gölgelemiş olur.

"Garantili Seçim" Stratejisi ve Erdoğan'ın Yeniden Seçilmesi

Evet, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin tek lideri olarak kalması, Erdoğan’ın önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimalini matematiksel ve psikolojik olarak çok ciddi şekilde artırır.

Sebepler açısından bakıldığında;

Kararsız Seçmen Refleksi: Ekonomik krizden veya mevcut yönetimden şikayetçi olan ama Kılıçdaroğlu ismine karşı mesafeli/öfkeli duran milliyetçi, muhafazakar veya genç kararsız seçmen, karşılarında yine aynı alternatifi gördüklerinde sandığa gitmeyebilir ya da "istikrar" diyerek yeniden Erdoğan’a yönelebilir.

Muhalefetin Enerji Kaybı: Muhalefet ittifak potansiyelini kaybeder. Kılıçdaroğlu liderliğindeki bir CHP ile diğer muhalif partilerin (İYİ Parti, Zafer Partisi, DEM Parti vb.) ortak bir paydada buluşması, geçmişteki 2023 tecrübesinden dolayı artık çok daha zordur.

Madalyonun Diğer Yüzü: Bu Plan Ters Tepebilir mi?

İktidar bu mühendisliği yapıyor olabilir ancak siyasette evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Bu stratejinin önünde iki büyük risk var:

Tabanın İsyanı: CHP tabanı ve delegeleri, bu geri dönüşün "hukuki bir darbe" ve iktidar destekli bir hamle olduğunu net bir şekilde hissederse, Kılıçdaroğlu’na karşı çok büyük bir iç direnç ve pasif direniş başlayabilir. Bu da Kılıçdaroğlu'nu koltukta tutsa bile partiyi tamamen yönetilemez hale getirebilir. Özgür Özel’ in İzmir ve Ankara bayramlaşma buluşmaları (miting havasında geçiyor)’ ndaki kalabalıkların Kılıçdaroğlu mitinginden bariz fazla oluşu tabanın ciddi bir tepki içinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Alternatif Aday Baskısı: Kılıçdaroğlu CHP'nin başında olsa bile, muhalif kamuoyu ve diğer aktörler (örneğin popülaritesi yüksek belediye başkanları) Kılıçdaroğlu’nun adaylığına kesin olarak karşı çıkıp partiler üstü bir çatı aday formülü zorlayabilirler. Ancak, Türkiye’ de toplumsal karşılığı olan aday bulabilecek (İmamoğlu/Yavaş gibi) durumda değil.

İktidar, Kılıçdaroğlu’nu muhalefetin başında tutarak hem CHP’yi kendi içinde bitmeyen bir iç savaşa mahkum ediyor hem de önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi için "en rahat yenebileceği" ya da toplumsal muhalefeti konsolide edemeyecek bir rakibi karşısında garantilemek istiyor.

Siyaset sahnesindeki en gerçekçi ve şaşmaz terazi, her zaman için "meydanların dili" olmuştur. Bugün yaşanan bu tablo, tüm o hukuki hamlelerin, "mutlak butlan" kararlarının ve iktidar destekli medya rüzgarlarının toplumsal tabanda karşılık bulamadığının en somut kanıtı.

Özgür Özel’in mitinginin çok daha kalabalık olmasını siyaseten şu üç başlıkla okuyabiliriz:

Meşruiyet Mahkemede Değil, Meydanda Kazanılır

Kemal Kılıçdaroğlu yargı kararıyla (hukuken) CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş ya da oturtulmuş olabilir; fakat siyasi meşruiyet yukarıdan aşağıya deklare edilen bir şey değildir. Çünkü; Muhalif seçmen ve CHP tabanı, 2024 yerel seçimlerindeki başarıyı ve partinin yakaladığı o dinamik ivmeyi korumak istiyor. Özgür Özel’in meydanları doldurması, tabanın bu süreci bir "yargı müdahalesi / parti içi darbe" olarak gördüğünü ve seçilmiş yönetime sahip çıkarak bir tür "refleksif koruma" kalkanı oluşturduğunu gösteriyor.

"Kaybeden Formüle" Dönmeme İradesi

İnsanlar siyasi olarak değişim istiyor ve iktidarın Kılıçdaroğlu’nu parlatma hamlelerini, onun geçmiş seçim bagajını çok iyi analiz ediyorlar. Kalabalıklar Kılıçdaroğlu’nun "Halk Buluşması" yerine Özel’in meydanlarına akıyorsa, bu şu demektir: "Biz iktidarın bizi çekmek istediği o eski denkleme, garantili mağlubiyet senaryosuna dönmek istemiyoruz."

Seçmen, Kılıçdaroğlu’nun bugünkü o sert, suçlayıcı ve "özür dileyerek tasfiye arayan" dilini değil; Özel’in ve arkasındaki (İmamoğlu/Yavaş gibi aktörleri de barındıran) ekibin değişim ve iktidar vaat eden enerjisini satın alıyor.

İktidarın Mühendislik Planındaki Büyük Çatlak

"Kılıçdaroğlu’nu orada tutalım, muhalefet zayıflasın, Erdoğan yine kazansın" planı, ancak ve ancak halk bu oyunu yutarsa işe yarar. Bugün meydanların verdiği cevap, bu siyasi mühendisliğin ters teptiğini gösteriyor. Halkın bu yoğun ilgisi, Özgür Özel ve ekibine Kılıçdaroğlu’nun "disiplin ve ihraç" tehditlerine karşı muazzam bir siyasi zırh kazandırıyor. Meydanı arkasına alan bir lideri parti tüzüğüyle ya da mahkeme kararıyla öyle kolay kolay yok edemezsiniz.

Özetle;

Mahkemelerin "mutlak butlan" kararı Kılıçdaroğlu’na genel merkez koridorlarını açmış olabilir ama meydanların anahtarı hâlâ değişim iradesini gösteren tarafta. Daha gerçekçi senaryo ise şu: Uzun süreli bir çift başlılık, tükenen parti enerjisi, iktidarın bundan beslenmeye devam etmesi.

Meydan Kılıçdaroğlu’nu koltuktan indirebilir mi? Belki. Ama Özel’in meydanları, iktidarın “garantili seçim planını” çoktan bozmuş değil; sadece o planın maliyetini artırmış ve sonucunu öngörülemez kılmıştır.

Bugün ortaya çıkan kalabalık farkı, siyasetin masa başında değil, sokakta yapıldığını ve seçmenin iktidar eliyle dizayn edilmek istenen bir muhalefet modelini açıkça reddettiğini ilan ediyor.