Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yeni bahanesi hazır.

ABD-İran-İsrail savaşı…

Mehmet Bey’e göre savaş olmasaymış, enflasyon en az 5 puan daha az olurmuş ve yüzde 20’nin altına bile düşermiş.

Vay be süper hikaye…

Bakın Mehmet Bey vatandaş bugün hayat pahalılığı ve fakirlikle boğuşuyor ise bunun sebebi savaş değil, Siz’siniz.

Eğer sizin “Kolaycı ve Miyopik” bakış açınız olmasa biz de bu süreci Rusya ve Çin gibi kolayca atlatırdık.

Eğer siz, para politikası kolaycılığını bir ekonomi politikası gibi satmaya çalışmasaydınız, Duyun-u Umumiye Temsilcisi gibi Milleti vergilerle boğmasaydınız; enflasyon bu kadar kırılgan hale gelmemişti.

Bak Çin’e Rusya’ya ne demek istediğimi anlarsın.

Evet, milli kaynaklarla üreten ekonomiler de savaşlardan etkilenir.

Ama bizim gibi çökmez.

Dış şoklardan kaynaklanan kısa süreli olumsuz etkileri hemen avantaja çeviriverirler.

Bizdeki gibi kriz ve buhranlar yaşamazlar.

Kısacası mesele savaş değil, yanlış kafa meselesi.

Anlayacağınız savaş olmasa da geleceğimiz nokta burasıydı.

Mehmet Bey her ne kadar inkâr edip bahane üretmeye çalışsa da vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı ABD-İsrail-İran savaşıyla başlamadı.

Vatandaş markete gittiğinde fiyatların neredeyse her gün değiştiğini yıllardır görüyor.

Kiralar savaş çıkmadan önce de kontrolden çıkmıştı.

Gıda fiyatları savaş öncesinde de dünyada düşerken bizde yükseliyordu.

Emekliler savaş öncesinde de geçinemiyordu.

Asgari ücretliler savaş öncesinde de ay sonunu getiremiyordu.

Dolayısıyla bugün yaşanan tabloyu jeopolitik gelişmelere bağlamak, bahane uydurmaktan başka bir şey değildir.

Ama ne yazık ki bahane üretmek bizde alışkanlık hâline geldi.

Oysa gerçeklerle yüzleşmeyi başarabilseler, belki ekonomiyi ve vatandaşın sıkıntılarını çözmeyi de başaracaklar.

Mehmet Bey konuşmasında rezervlere de değindi.

"Tampon oluşturduk, rezerv biriktirdik." diyor.

Peki gerçekten durum böyle mi?

Bugün kamuoyuna anlatılan rezerv rakamları ağırlıklı olarak brüt rezervlerden oluşuyor.

Ancak ekonomi literatüründe önemli olan brüt rezerv değil, kullanılabilir net rezerv yani swap hariç net rezervdir.

Çünkü rezervlerin önemli bir kısmı aslında size ait değildir.

Brüt rezervin çoğu swap anlaşmalarından, emanet niteliğindeki yükümlülüklerden ve çeşitli kısa vadeli borç kalemlerinden oluşur.

Bu nedenle yalnızca brüt rezerv rakamlarına bakarak ekonomik dayanıklılık ölçülemez.

Rezervler bu kadar güçlüyse, o zaman sormazlar mı adama;

Eğer oluşturulan tamponlar gerçekten bu kadar güçlü ise neden birkaç aylık bir jeopolitik gerilim enflasyon beklentilerini 5 puan yukarı çekiyor?

Neden döviz piyasasında her gerilim döneminde müdahale ihtiyacı doğuyor?

Neden Merkez Bankası faiz indirimleri konusunda bu kadar temkinli davranmak zorunda kalıyor?

Rezervlerin güçlendiği falan yok yani!

Türkiye'nin temel sorunu dış şok bahanesine geri dönersek; Mesel dış şok değil, dışarıya aşırı bağımlı hâle gelmiş ekonomik politikasızlık.

Artık bahaneleri bırakalım ve gerçeklerle yüzleşelim;

Enerjide dışa bağımlıyız.

Ara malında dışa bağımlıyız.

Sanayi üretiminde kullanılan birçok girdide dışa bağımlıyız.

Yüksek teknolojide dışa bağımlıyız.

Finansmanda dışa bağımlıyız.

Tasarruf açığımız nedeniyle sermaye girişlerinde dışa bağımlıyız.

Hatta Tarımda bile dışa bağımlıyız…

İşte tüm bu bağımlılıklarımız nedeniyle;

Petrol fiyatı 3 cent arttığında en ağır bedelleri biz ödüyoruz.

Ya da dolarda yaşanan en küçük artışta hayat pahalılığı belimizi kırıyor.

Küresel faizler yükseldiğinde dış finansman bulmak imkânsız hâle geliyor.

Jeopolitik risk arttığında tüm dengeler çatırdıyor.

Bütün bunların sebebi dış bağımlılığımız ve bir milli ekonomi politikamızın olmaması.

Mehmet Bey dezenflasyon programı deyip duruyor da;

Vatandaş da haklı olarak şunu soruyor:

"Kardeşim, o zaman biz neden durmadan fakirleşiyoruz?"

Cevap basit;

Resmî enflasyon hayatın gerçeklerini yansıtmıyor.

Üstelik düşük gösterilen bu enflasyon üzerinden vatandaşın maaşına zam yapılıyor.

Gerçek enflasyon ile resmî enflasyon arasındaki makas açıldıkça millet daha da fakirleşiyor.

Son iki yılda ücret artışlarının önemli bölümü daha vatandaşın cebine girmeden bu yüzden eridi.

Maaşlar arttı.

Ama kiralar daha fazla arttı.

Maaşlar arttı.

Ama gıda fiyatları daha fazla arttı.

Maaşlar arttı.

Ama vergiler daha fazla arttı.

Sonuç olarak gelir artışları enflasyon karşısında resmen ezildi.

Vatandaşın hissettiği gerçek hayat pahalılığı ile açıklanan resmî enflasyon gerçeklik bağı koptu

Mehmet Bey ise sırça köşkünde oturup, durumu görmezden gelip, bahaneler üretmeye devam ediyor.

Ekonomi yönetiminin sıkça kullandığı bir başka ifade de "çoklu şoklar" söylemi.

Doğrudur.

Pandemi yaşandı.

Deprem yaşandı.

Bölgesel savaşlar yaşandı.

Küresel faiz şokları yaşandı.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var:

Ekonomik yönetimlerin başarısı iyi günlerde değil, zor günlerde ölçülür.

Hava güneşliyken herkes gemi kullanır.

Önemli olan fırtına çıktığında gemiyi limana ulaştırmak.

Bugün vatandaşın değerlendirdiği şey de bu.

Vatandaş savaşın neden olduğu petrol fiyatlarını değil, marketteki etiketi görüyor.

Vatandaş jeopolitik risk primini değil, ödediği kirayı görüyor.

Vatandaş rezerv büyüklüğünü değil, cebindeki paranın satın alma gücünü görüyor.

Ve vatandaş soruyor:

"Ben fakirleşirken, Rus ve Çin vatandaşları neden zenginleşiyor?"

Kısacası;

Savaş sadece mevcut kırılganlıkları görünür hâle getirdi.

Türkiye'nin ihtiyacı olan daha fazla mazeret üretmek değil, dürüst olmak ve gerçekleri kabullenmek.

Rezervden çok güven biriktirmek.

Sıcak paradan çok, milli sermayeyi güçlendirmek.

Günü kurtarmaktan çok, uzun vadeli plan ve programlar yapmak.

Ancak o zaman enflasyon gerçekçi bir şekilde düşer ve ancak o zaman vatandaş zenginleşir.

Aksini yapıp mazeret üretmek ise kolaycılık ve miyopik olmaktır.

Bilmem anladınız mı Mehmet Bey?