Sevr Anlaşması’nın imzalandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan 467 milletvekili, daha önce önlerine getirilmeyen, okumadıkları, bilgi sahibi olmadıkları ve kendi mallarını, mülklerine gelince asla davranmayacakları bir şekilde koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini belirleyecek bu ihanet yasasını onayladılar.

Onayladıkları yasa sadece Türk devletini ortadan kaldırmak için terör eylemlerinde bulunan 140 bin teröristi serbest bırakmıyor, 1978 yılında kurucusu olan PKK Terör Örgütünün lideri bebek katili, terörist Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ve aktif siyasette girmesinin önünü açıyor.

Yasa TBMM’de geçtikten sonra halkta doğan olağanüstü tepkileri dindirmek için birçok milletvekili, bölücü STK’lar, farklı medya kuruluşları halkı ikna etmek için yoğun propaganda çalışmalarına başladı.

Birçok medya organı da başta Medyascope olmak üzere bu görevi oldukça ciddiye almış durumda. Zira Medyascope’un nerdeyse tüm konukları bu sürecin pürüzsüz bir şekilde gerçekleşmesi için kendilerini adamış gibi.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, kendisi de tabii bu propaganda sürecine aktif olarak katılıyor ve haddini ciddi bir şekilde aşarak “Kürtler ve PKK aynıdır, Kürtler eşittir PKK” deme cüretinde bulunurken, yayına çıkarttığı DEM Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar da daha ileri giderek süreci desteklemeyen kim varsa dağa çıkmasını öneriyor.

Yani çok açık bir şekilde toplumun eş zamanlı tüm sinir uçlarına dokunuluyor.

Ancak istendiği kadar propaganda yapılsın, tutmaz, zira halk ne çektiğini çok iyi biliyor.

O yüzden bugün ben bu ihanet yasasından siyasetçilerin dedikleri boş lafları değil, halkın ne anladığını özellikle anlatmak istiyorum.

Halk, sokağa çıktığı andan itibaren terörün bu topraklara ödettiği bedelleri görüyor ve bunu anlıyor.

Halk, nerdeyse her iki sokaktan birisine verilmiş şehit isimlerini görünce, 20 Haziran 1987 yılında Mardin’de 30 sivilin üstünde öldürülen Pınarcık Katliamını anlıyor.

Yine 18 Ağustos 1987 yılında Siirt’te 27 sivil vatandaşımızın öldürüldüğü Kılıçkaya/Milan Saldırısını anlıyor.

10 Haziran, 1990 yılında Şırnak’ta 27 sivil vatandaşımızın öldürüldüğü Çevrimli Katliamını anlıyor.

25 Aralık, 1991 yılında İstanbul’da 11 kişinin hayatını kaybettiği Bakırköy Mağaza saldırısını anlıyor.

1 Ekim, 1992 yılında Bitlis’te 30 vatandaşımızın hayatını kaybettiği Cevizdalı Katliamını anlıyor.

24 Mayıs, 1993 yılında Bingöl’de 33 silahsız, savunmasız genç askerlerimizin öldürülmesini anlıyor.

5 temmuz, 1993 yılında Erzincan’da 33 sivil vatandaşımızın hayatını kaybettiği Başbağlar Katliamını anlıyor.

18 Temmuz, 1993 yılında Van’da 24 sivil vatandaşımızın Sündüz Yaylası saldırısında hayatını kaybetmesini anlıyor.

21 Ekim, 1993 yılında Siirt’te, 22 sivil vatandaşımızın öldürüldüğü Derince Katliamını anlıyor.

25 Ekim, 1993 yılında Erzurum’a 35 sivil vatandaşımızın öldürüldüğü Çat saldırısını anlıyor.

21 Ocak, 1994 yılında, Mardin’de 21 sivil vatandaşımızın öldürüldüğü Savur saldırısını anlıyor.

1 Ocak, 1995 yılında, yine Mardin’de 20 sivil vatandaşımızın öldürüldüğü Hamzalı Katliamını anlıyor.

9 Temmuz, 1998 yılında İstanbul’da 7 kişinin hayatını kaybettiği Mısır Çarşısı Saldırısını anlıyor.

27 Temmuz, 2008 yılında yine İstanbul’da 17 kişinin hayatını kaybettiği Güngören bombalı saldırısını anlıyor.

17 Şubat, 2016 yılında, Ankara’da 29 vatandaşımızı öldürüldüğü Merasim Sokak Saldırısını anlıyor.

13 Mart, 2026 yılında yine Ankara’da 37 kişinin öldürüldüğü Güvenpark saldırısını anlıyor.

10 Aralık, 2016 yılında 44 vatandaşımızın ve emniyet güçlerimizin de hayatını kaybettiği ve ağır ayarlandığı Beşiktaş Saldırısını anlıyor.

Bunlar sadece PKK’nın düzenlediği sayısız terör eylemlerinden sadece bir kaç örneğidir.

Bu insanların tümü yüce Türk Milletinin bir parçasıydı, yetiştirdiği bir servetiydi, birer değeriydi.

Emperyalistler, devletimizi ortadan kaldırmak için bu insanları bilerek, isteyerek öldürdü.

Cuma günü süreci basına anlatmak için İstanbul Taksim’de düzenlenen toplantıda terörist Abdullah Öcalan’a kurul başkanlığı verileceği duyurulurken, Öcalan’ın avukatlarından Faik Özgür Erol, son derece sıkıntılı bir ifade kullandı.

Erol, Öcalan’ın düşüncelerini aktararak:

“30 yıldır aynı noktadayım. Silahlı mücadeleye son, siyasi mücadeleye devam” dediğini söylüyor.

Dolayısıyla buradan anlıyoruz ki PKK, Türk devletini ortadan kaldırma hedefinden vazgeçmedi, sadece strateji ve taktik değiştirdi.

Şimdi bu hedefte olan bir terör örgüt liderini ve onunla birlikte bir çok teröristi kim, hangi yetkiyle Meclis’e getirip, yasa çıkarttıracak??

Ancak, asla unutmamamız gereken bir gerçek var, tüm şehitlerimiz ortak sahip olduğumuz vatanımız için can verdi, siyasetçiler için değil.

Dolayısıyla bugün evet deyip de sokağa çıkamayan siyasetçiler esas halkın bu ihanet yasından ne anladığını öğrenmesi gerekiyor.