Balkanlar’a ya da Balkan coğrafyasına ilk adımımı, Eylül 2024'te katıldığım bir 'Balkan Turu' ile attım.
Türk pasaportu ile vizesiz ziyaret edilebilen ülkeler arasında yer alan; Arnavutluk, Karadağ, Bosna-Hersek, Sırbistan, Kuzey Makedonya ve Kosova geniş tur kapsamına dahildi.
Eğitim hayatı boyunca, tarih kitaplarında -özellikle Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili tarih anlatılarında- sıklıkla karşılaştığımız bölge, Türkler için oldukça tanıdık.
Fransız İhtilali (veya Fransız Devrimi, 1789), temelini oluşturacağı ulus devlet anlayışı ile kendisinden sonra gelen etnik yapıları etkileyerek tüm Avrupa'da büyük bir değişim hareketine yol açtı.
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde varlığını sürdüren pek çok etnik yapı da bağımsızlık için harekete geçti ve günün sonunda imparatorluk dağılma sürecine girdi.
Birinci Balkan Savaşı (Ekim 1912-Mayıs 1913) bölgede bulunan ve vergi bağı ile İmparatorluk'a bağlı olan toprakların kolayca bağımsızlıklarını kazanmasına yol açtı.
İkinci Balkan Savaşı (Haziran 1913-Ağustos 1913) ise bağımsızlık elde eden ülkelerin kendi aralarındaki toprak dağılımları nedeniyle yaşanan bir yeniden paylaşım savaşı oldu ve bu gelişme 100 yıl sürecek kanlı bir çekişmenin ateşini yaktı.
Birinci Dünya Savaşı'nın (Temmuz 1914-Kasım 1918) başlangıç noktasını da yine Balkanlar oluşturdu. Arşidük Franz Ferdinand'ın, Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna'da öldürülmesi savaş çanlarının yeniden çalması için yeterli oldu.
Dört yıl sürecek olan savaşın sona ermesinin ardından; bölge 'Yugoslavya' çatısı altında bir araya geldi.
İkinci Dünya Savaşı (Eylül 1939– Eylül 1945) ile birlikte neredeyse tüm Avrupa, Nazi Almanyası tarafından işgal edildi. Kesintiye uğrayan 'Yugoslavya' projesi, Josip Broz Tito liderliğinde -Bosna-Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Kosova Özerk Bölgesi, Makedonya, Sırbistan, Slovenya ve Voyvodina Özerk Bölgesi eklemlenerek- federal bir yapıya kavuşturuldu. Tito'nun ölümüne kadar da sakin sayılabilecek bir dönem geçirdi.
Çok uluslu federatif yapı içinde, Tito kadar etkili bir figürün ortaya çıkmaması, federasyonu dağılma sürecine taşıdı.
Eski adı ile 'Yugoslavya' (Güney Slavları - Güney Slav Ülkesi) ya da tam adı ile Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (SFRY) Tito'nun ölümünden sonra artan etnik çekişmeler, ekonomik bunalım ve Doğu Avrupa'daki değişiklikler nedeniyle Haziran 1991 tarihinde dağıldı.
Ülke, yaklaşık 20 yıl süren kanlı bir süreç sonunda yedi ayrı ülkeye bölündü.
İlk olarak; Slovenya (Haziran 1991) ve Hırvatistan (Haziran 1991) peşi sıra Makedonya (Eylül 1991) bağımsızlıklarını ilan etti.
Sırbistan ve Karadağ ise birleşerek (Sırbistan'a bağlı Kosova ve Voyvodina özerk bölgeleri dahil) yeni Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'ni oluşturdu. (Şubat 1992)
Bosna-Hersek, bağımsızlığını ilan etmesinin ardından (Nisan 1992) özellikle Sırbistan öncülüğünde çok yoğun bir saldırı, kanlı çatışma ve işgal sürecine maruz kaldı. Hatta etnik bir soykırıma uğradı. Sadece Srebrenitsa'da resmi rakamlara göre 8.372 kişi öldürüldü.
2006 yılında düzenlenen referandum sonucunda Karadağ bağımsızlığını ilan etti ve bu son federatif devlet de dağılmış oldu. (Haziran 2006)
Doğal olarak; Karadağ ile birlikte eş zamanlı Sırbistan Cumhuriyeti kurulmuş oldu. (Haziran 2006)
Eski Yugoslavya topraklarındaki son parçalanma ise Kosova'nın Sırbistan'dan kopması ile gerçekleşti. Kosova'nın bağımsızlığı, Kosova Meclisi'nde okunan bağımsızlık bildirgesi ile ilan edildi. (Şubat 2008)
Makedonya ve Yunanistan arasında yaşanan ülke adı krizi sonrası, Atina ve Üsküp, Makedonya isminin 'Kuzey Makedonya Cumhuriyeti' olarak değişmesi üzerinde anlaşmaya vardı. (Şubat 2019)
Arnavutluk ise genel kanının aksine, Balkanlar'da yer alan bir ülke olmasına rağmen hiçbir zaman Yugoslavya'nın bir parçası olmamış, Kasım 1912'den günümüze bağımsızlığını korumuştur.
Balkanlar, uluslararası risk kuruluşları tarafından savaş beklentisi en yüksek bölgelerden biri olarak öne çıkıyor. Parmakların her an tetikte olduğu bir coğrafyada, herhangi bir çatışmanın yeniden başlamaması için biriktirdiğimiz tüm iyi dileklerimize rağmen, jeopolitik ve sosyolojik yapı dolayısıyla her an bir kırılmanın yaşanma olasılığı oldukça güçlü bir seçenek.
Tüm olan biten tarihi gerçekliklere karşı, katıldığım tur sayesinde kitaplarda öğrendiklerimi, gördüklerimle pekiştirme fırsatı buldum. Keyif aldığım ve hafızama zenginlik kazandırdığım bir yolculuk oldu.
Ziyaret ettiğim tüm ülkelerde (Sırbistan hariç) İmparatorluk'a dair izler yakalayabiliyorsunuz. Hatta bölgede Türk ve Türkçe’nin varlığı hala hissedilebilir noktada. Ziyaret ettiğimiz kentler aşağı yukarı Bursa ile karşılaştırılabilir. Tüm yolculuk boyunca kendimi yabancı bir toprakta hissetmedim.
İlk kez yurt dışına çıkacak olan ve dil sorunu olan vatandaşlarımız için oldukça ideal bir rota.
Tek yapmanız gereken kişiye özel -bordo pasaport (umuma mahsus)- bir pasaport edinmek.
Ziyaret fırsatı bulduğum Balkan ülkelerini ayrıca tek tek ele alacağım. Bir nevi yazı dizisi kimliğine dönüşmüş olacak.
Kronolojik bir tarih dökümü gibi hissettiren bir yazı oldu farkındayım. Ama coğrafyadaki izleri anlamak adına -hatırlatma amaçlı- değinilmesi gerekiyordu.
Ha bu arada; Avrupa Birliği, Slovenya (Mayıs 2004) ve Hırvatistan'ı (Temmuz 2013) AB ülkesi olarak kabul etti.
6 Şubat 2018'de Avrupa Komisyonu altı Batı Balkan ülkesini kapsayacak şekilde genişleme planını yayınlamıştı: Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Sırbistan.
Plan, altı başvuranın hepsinin 2025'ten sonra Avrupa Birliği üyesi olarak katılım sağlayabileceğini öngörüyor.
Özetle; Vizesiz 'Balkan Turu' kısa ya da orta vadede mazide kalacak.
Bilindiği üzere; AB ülkeleri, söz konusu Türk vatandaşları olduğunda, vize konusunda oldukça yüksek bir ret oranına sahip.
Avrupa Birliği (AB) bölgesine henüz dahil edilmemiş oldukları için Türk vatandaşları için hala erişilebilir konumda.
Balkan Turu'na dahil olan ülkelerde vizesiz yolculuk hakkımız devam ederken fırsatı kaçırmamanızı öneririm.