Bugün 10 Mayıs 2026 Pazar. Gelenekselleşmiş, vitrinleri kırmızı güllerle süslenmiş, sosyal medyanın tebrik mesajlarıyla dolup taştığı o özel gün. Ancak bir gazeteci olarak, toplumsal gerçekleri sadece pembe gözlüklerle okumak mesleğimin doğasına aykırı.

2025 ve 2026 yıllarında hayattan koparılan o masum bedenleri düşünmeden, bugünü sadece bir "kutlama" olarak geçiştiremeyiz. Çünkü bugün, aynı zamanda evlatlarını şiddet sarmalına ve sistemin ihmallerine kurban vermiş, kucakları zorla boş bırakılmış annelerin en ağır, en sessiz günü.

ŞİDDET SARMALINDA YİTİRDİĞİMİZ CANLAR: NARİN, MATTİA AHMET VE ATLAS

Toplum olarak nerede kırıldığımızın en büyük kanıtı, isimlerini hafızalarımıza acıyla kazıdığımız çocuklardır. Kendi köyünde, en güvende olması gereken yerde katledilen ve ölümüyle tüm ülkeyi derinden sarsan Narin Güran cinayeti, çocukları koruma kalkanımızın ne kadar zayıfladığını yüzümüze vuran en keskin örnektir.

Ancak sorun sadece kapalı kapılar ardında değil, sokaklarda da büyüyor. 2025 yılının Ocak ayında Kadıköy'de akran şiddetine kurban giden 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi ve 2026'nın ilk günlerinde sadece bir "yan bakma" tartışması yüzünden 15 yaşındaki bir başka çocuğun taşıdığı sustalı bıçakla hayattan koparılan 17 yaşındaki Atlas Çağlayan... Bu cinayetler, kesici aletlere erişimin ne kadar kolaylaştığını ve gençlik şiddetinin sokakta nasıl ölümcül bir hale geldiğini kanıtlayan acı birer tablodur.

ADALET RAYLARIN ALTINDA KALMASIN: ARDA SEL VE MISRA ÖZ

Bir de kâr hırsının, liyakatsizliğin ve denetimsizliğin hayattan kopardığı çocuklarımız var. 8 Temmuz 2018'de Çorlu'daki tren katliamında yaşamını yitiren 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel, bu ihmaller zincirinin en sembolik isimlerinden biri oldu. Annesi Mısra Öz'ün yıllardır mahkeme salonlarında ve meydanlarda yılmadan sürdürdüğü adalet arayışı, aslında bu ülkedeki tüm annelerin çocukları için verdiği varoluş mücadelesinin ta kendisidir. Sistem o çocukları koruyamadığı gibi, anneleri de bitmek bilmeyen yıpratıcı bir hukuk savaşının içine tek başına itti.

VİTRİNLERİN ARDINDAKİ O SESSİZ ÇIĞLIK

Şimdi bugün oturup yeniden düşünme vakti. Alışveriş merkezlerindeki o coşkulu indirim kampanyalarının, süslü hediye paketlerinin arasında görünmeyen devasa bir acı var. Şiddet kurbanlarının yanı sıra, çıraklık eğitimi adı altında ya da ailesine üç kuruş destek olabilmek için çalışmak zorunda kalıp iş cinayetlerinde hayatını yitiren çocukların anneleri için de bugün bir bayram değil, derin bir yas günüdür.

İSİG Meclisi raporlarına yansıyan verilere göre, yalnızca 2026 yılının ilk aylarında hayatını kaybeden 0-14 yaş aralığındaki çocuk işçi sayısı 5 olarak kayda geçti. Ocak 2026'da yayımlanan bağımsız raporlara göre ise 2025 yılında tam 94 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu ölümlerin 26'sı henüz 14 yaş ve altındaki çocuklardı.

BİR ANNEYE VERİLECEK EN DEĞERLİ HEDİYE ADALETTİR

Adli tıp raporlarına, dava dosyalarına ve bağımsız medya verilerine baktığımızda; sokakta, iş yerinde veya en güvenli alan olan evde, okulda katledilen çocukların faillerine uygulanan adaletsizlikler en büyük toplumsal yaramızdır.

Şiddetin medyada ve sokakta bu denli normalleştiği bir düzende, annelere verilecek en güzel hediye mutfak robotları ya da altın kolyeler değildir. En değerli hediye; adalettir.

Faillerin "iyi hal" veya "haksız tahrik" indirimleriyle ödüllendirilmediği, çocuk koruma mekanizmalarının sadece kağıt üzerinde kalmayıp sahada aktif çalıştığı, gerçek sorumluların yargılandığı bir sistem, o annelerin tek gerçek tesellisi olabilir.

KUTLAMADAN ÖNCE YÜZLEŞMEMİZ GEREKENLER

Toplumsal yüzleşmeyi ertelediğimiz her gün, o listelere yeni kurbanlar eklenmeye devam ediyor. Narin'in, Atlas'ın, Mattia Ahmet'in ve Arda Sel'in her birinin yarım kalmış bir hayali ve onları o boş odalarda bekleyen bir annesi vardı. Bugün annemizi arayıp sesini duyduğumuzda veya ona sarıldığımızda, aklımızın bir köşesinde o boşlukla yaşamak zorunda bırakılan kadınlar olmalı. Evlatlarını ve ülkesinin geleceğini düşünen, sorumlu bir medya ve bilinçli bir toplum olarak, şiddeti ve ihmali doğuran o kök nedenleri kurutana dek, her Anneler Günü bizim için biraz eksik, biraz mahcup geçmeye mahkûmdur.

Anneler günü kutlu olsun (mu) şimdi?