Reel sektör resmen döviz borcu batağına batmış durumda.
Merkez Bankası verilerine göre finansal kesim dışındaki şirketlerin döviz yükümlülükleri 392,4 milyar dolara çıkarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı.
Tabii mesele sadece borç değil.
Bu borcun ödenir olup olmaması…
Şirketlerin döviz varlıkları, yani kasalarında olan para, 188 milyar dolar.
Döviz borçları ise 392,4 milyar dolar.
Yani şirketlerin aradaki farkı kapatmak için tam 204,4 milyar dolar bulmaları gerekiyor.
Bu parayı ya kazanacaklar,
Ya tekrar borçla çevirecekler,
Ya ödeyecekler,
Ya da kurbanlık koyun gibi bekleyecekler.
İşin tehlikesini şöyle anlatayım sizlere:
Döviz geliri olmayan bir şirketin 10 milyon dolar borcu olduğunu düşünün.
Kur 40 lirayken bu borcun TL karşılığı 400 milyon lira.
Kur 50 liraya çıktığında aynı borç 500 milyon liraya yükseliyor.
Şirketin bir anda 100 milyon liralık ekstra borcu oluşuyor.
Döviz geliri olmayan ama döviz borcu bulunan pek çok şirket için en büyük kabus bu işte.
Borcun varlığından çok, borçla gelir arasındaki bu para birimi uyumsuzluğu.
Kurdaki her yükseliş, borcun katbekat artışını beraberinde getiriyor çünkü.
Bakın,
Olası bir kur krizinde:
Kazanılan her kuruş borca gidecek…
Ucu ucuna ayakta kalmaya çalışan şirketler bir anda batma noktasına gelecek.
Kâr edenler bile kârlarını silecek…
Doğal olarak, darboğaza giren bu şirketler faturayı yine çalışana kesecek.
İşsizlik artacak,
Krediler patlayacak,
Aileler dağılacak…
Bu bir tahmin değil, tecrübe aslında…
Çünkü aynı şeyleri yakın tarihte, aynı şekilde yaşadık.
Hatırlayın:
Reel sektörün net döviz açığı Mart 2018’de 207,9 milyar dolarla rekor kırmıştı.
Ardından gelen kur şoku birkaç ayda pek çok şirketin bilançosunu darmadağın etti.
Finansman koşulları ağırlaştı,
Yatırımlar durdu,
İflaslar ve konkordatolar arka arkaya geldi.
Koca koca holdingler bile ciddi anlamda sallandı.
Devlet, 2018’de Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçevesi’ni oluşturmak zorunda kaldı.
Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre:
Temmuz 2023’e kadar 399 firmanın toplam 142 milyar liralık kredisi yapılandırıldı.
Yine o dönemde:
TCMB, kur gelişmelerinin etkisiyle şirketlerin finansal borç kaldıracının yüzde 65 seviyesine yükseldiğini açıkladı.
Bu rakamlar, sıkışmanın ne kadar geniş bir alana yayıldığını açıkça gösteriyor.
Bugün aynı krizin eşiğine tekrar gelmiş durumdayız.
Üstelik bu kez şirketleri sıkıştıran ikinci bir kıskaç daha var.
TL kredi faizleri o güne göre çok daha yüksek.
Şirketler kredi çekip borç kapatmaya kalksa ödeyeceği faiz zaten dükkân kapattırır.
Aslında benzer hatalar dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın aynı sonuçları doğuruyor.
1997 Asya krizine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız.
Tayland ve Endonezya başta olmak üzere pek çok ülkede şirketler, faizi daha düşük olduğu için dolar üzerinden borçlanmış ancak gelirlerini yerel para üzerinden kazanmıştı.
Yerel para birimleri sert biçimde değer kaybedince ucuz sanılan döviz kredileri bir anda ödenemez hâle gelmişti.
Şirket bilançolarındaki bozulma bankalara sıçramış, yatırımlar çökmüş ve dev Asya krizi ortaya çıkmıştı.
Ders aslında çok açık:
Döviz borcu kur sakinken ucuz görünür.
Kur koptuğunda ise gerçek maliyet ortaya çıkar.
Buna “dengelenme” değil, şirketleri her taraftan köşeye sıkıştırmak denir.
Özetle:
Türkiye’de şirketlerin bu borcu ödeyecek kadar döviz kazandıran, yüksek katma değerli ve sürdürülebilir kaynakları yok.
Bu koşullarda bu borçları çevirmeleri de çok zor.
392,4 milyar dolarlık döviz borcu giyotin gibi tepelerinde duruyor.
Bütün mesele ipin kopması.
Umarım kopmaz.
Çünkü koparsa bedeli çok ağır olacak...