Mehmet Bey yine müjdeyi patlattı…
İmalat sanayisine tam 1 trilyon liralık destek paketi vereceklermiş.
Kendisine göre bu paketle üretim kapasitesi büyüyecek, rekabet gücü artacak ve istihdam desteklenecek...
Rakam büyük…
Cümleler de harika!
Ancak hemen heyecanlanmayın.
Çünkü açıklanan 1 trilyon lira sanayiciye karşılıksız dağıtılacak para değil.
Paketin 750 milyar liralık bölümü Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi, yani makine-teçhizat kredisi.
Kalan 250 milyar lirası imalat sanayisine sağlanacak yeni kredi imkânı.
Yani devlet sanayicinin kasasına para koymuyor.
Uygun koşullarla yeni bir borçlanma kapısı açıyor.
Elbette yüksek faizlerin üretimi boğduğu bir dönemde, uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman son derece önemli.
Yeni fabrika kurmak…
Makine parkını yenilemek…
Kapasiteyi ve istihdamı artırmak…
Bunların hiçbiri uygun kredi olmadan kolay değil.
Ancak asıl konu paketin açıklanması değil,
o kredinin gerçekten üreticiye ulaşıp ulaşamayacağı meselesi.
Geçmişte de milyarlarca liralık destekler açıklandı ama millet kredi çekmeye bankaya gidince resmen duvara tosladı.
Teminat istendi…
İpotek istendi…
Kefil istendi…
Temiz bilanço istendi…
Finansmana en fazla ihtiyaç duyan işletmeler yine kapıda kaldı.
Mali yapısı zaten güçlü olan büyük şirketler krediye ulaşırken, küçük ve orta ölçekli üreticiler paketi çoğu zaman uzaktan izledi.
Bu nedenle Mehmet Bey sadece paketin büyüklüğünü değil, bir zahmet şartlarını da açıklayıversin.
Faizi kaç olacak?
Vadesi ne kadar olacak?
Kaç firma yararlanacak?
Küçük işletmelere özel pay ayrılacak mı?
Teminat gösteremeyen ancak üretim kabiliyeti bulunan şirketler ne yapacak?
Yazılmış bir çek yüzünden sicili bozulmuş şirketler yine devre dışı mı kalacak?
Yoksa krediler yine birkaç büyük şirkete dağıtılıp “imalat sanayimizi destekledik” diye hava mı atılacak?
Bu arada sanayicinin tek sorunu kredi de değil.
Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri…
Diğer tarafta baskılanan kur nedeniyle rekabet gücünü kaybetmesi.
İçeride alım gücü çöktüğü için daralan talep…
Dışarıda baskılı kur nedeniyle kaybedilen pazar.
Yetmiyormuş gibi, birde bunların üzerine eklenen enerji, vergi, hammadde ve işçilik maliyetleri…
Böyle bir ortamda yatırımcının önündeki temel soru şu:
Ürettiğim malı kime satacağım?
Tekstilci dış pazarda fiyat tutturamıyorsa…
Makine üreticisi yeni sipariş alamıyorsa…
Gıda üreticisi maliyetini fiyatlara yansıtmıyorsa…
Sırf uygun kredi verildi diye hiç kimse yeni yatırıma başlamaz.
Çünkü yatırım kararı yalnızca faiz hesabıyla alınmaz.
Güven gerekir…
Talep gerekir…
Kur ve vergi politikasında öngörülebilirlik gerekir.
Bitti mi?
Hayır bitmedi…
Alın size bir çelişki daha…
Bir tarafta enflasyonla mücadele gerekçesiyle yüksek faiz…
Öbür tarafta kredi büyümesi ve uygun faizli kredi paketleri…
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu yani.
Sen bas bas arabanın motorunu ye,
Sonra bozuk motora yağ basarak yürütmeye çalış…
Son üç yıldır uygulanan yanlışlarla firmaların içinden öyle bir geçildi ki bu saatten sonra para versen ne olur.
Şirketler bu parayla bırakın yatırım yapmayı,
ya eski borçları kapatmaya
ya da ballı mevduat faizine koşmayı tercih eder.
Bu nedenle sonuçlar şeffaf biçimde açıklanmalı.
Kaç şirket kredi kullandı?
Kaç yeni yatırım başladı?
Ne kadar ek üretim ve istihdam yaratıldı?
İhracata ne kadar katkı sağlandı?
Bunları açıklamadan yalnızca “1 trilyon liralık paket hazırladık” demek yetmez.
Üretimi gerçekten desteklemek istiyorsanız sanayicinin vergi ve enerji yükünü azaltacak, ihracatçının rekabet gücünü koruyacak ve vatandaşın alım gücünü ayağa kaldıracaksınız.
Çünkü fabrikayı kurmak yetmez.
O fabrikada üretilen malı satın alacak müşteri de gerekir.
İşin özeti şu:
Kâğıt üzerinde 1 trilyon liralık dev paket var.
Sahada ise sipariş bekleyen fabrikalar, kredi kapısında teminat arayan işletmeler ve geleceğini göremeyen yatırımcılar…
Eğer bu kaynak gerçekten üretime, teknolojiye, ihracata ve istihdama giderse elbette değerlidir.
Ancak amaç birkaç büyük şirketi faiz gelirleri ile dahada zengin etmekse o zaman iş değişir.
Çünkü bu destek değil meslek olur.
Bu mesleğin ne olduğunu da sanıyorum hepiniz biliyorsunuz…
Saygılarımla…