Bizim nesilden Kemalettin Tuğcu’nun adını bilmeyen ve acıklı hikayelerini okumamış hiçbir çocuk hemen hemen yoktur. Döneminin en ünlü çocuk kitapları yazarı olan Kemalettin Tuğcu’nun yıllar sonra Türkiye’ye televizyon geldikten sonra Star TV’de dizi yapılan “Üvey Baba” hikayesi izlenme rekorları kırınca yeniden gündem olmuştu. Sayısız hikaye kitaplarıyla bir nesle okuma sevgisi veren Kemalettin Tuğcu 50 küsur yıl önce Ayna Mecmuası’nda ortadan kaybolan isimler ve cisimlerle ilgili bir yazı kaleme almış. Şimdi onun zamanında yok olanları okurken, bugün bizden 50 yıl evvel varken zamanımızda artık esamisi okunmayan neleri hatırlayabiliriz?

İşte, Kemalettin Tuğcu’nun döneminin unutulan isimleri ve cisimleri:
***
Günlük hayatta, özellikle büyük şehirlerde artık onlara rastlamazsınız. "Çetele"den "Ateş Yelpazesi"ne kadar artık kaybolan araçlardan şimdi yalnız -elektrikler kesildikçe- "Lamba şişesi değneği"ne ihtiyaç olabiliyor.
Evlerimizden kalkan bu cisimlerin isimleri de unutuluyor. Meselâ “şişe değneği” nedir bilir misiniz?
Eskiden sabah işlerinden biri de bütün gece yanıp odamızı aydınlatırken islenen lamba şişelerini temizlemekti. Şişeler hohlanır, içine şişe bezi sokulur ve bu iş için saklanan bir değnekle içine sokulan bez bura bura itilerek temizlenir ve bu değneğe de şişe değneği derlerdi...
Ya Çetele?
Ayva veya fındık dalından düzgün, bir buçuk karış kadar bir değnek ki baş tarafı fırdolayı yontularak geçirilen bir iple sokak kapısının yanına asılırdı. Sütçü, yoğurtçu veya ekmekçi, ekmeği veya sütü bırakınca çakısı ile değneğe bir çentik açar, ay başında bu çentikleri keserek sıyırır ve hesap kapanırdı.
Şimdi sırayla unutulan öteki isimlerden bir kaçını yazalım:

Mangal Körüğü:
Tabiî, odun kömürü çağında, ateşi yakmak için kullanılan, sarı başlı çivilerle süslenmiş bir körüktü. Armut biçiminde, uç tarafında teneke borusu olan bu alet saplarından tutulup akordeon gibi çalıştırılınca ateşi üfler ve nefes tüketmenin lüzumu kalmazdı.

Ateş Yelpazesi:
Ateş yakmakta kullanılan bir başka âlet idi. Bir tahta sapa, karga kanatlarının en uzun ve kalın tüyleri geçirilmiş bir yelpazeydi bu. Şimdi adı sadece ninnilerde kaldı: "Karga da seni tutarım aman."
Çuvaldız:
İğne azmanı bir âletti. Çuval ve denk dikmek için kullanılırdı. Deliği sicim geçirilecek kadar uzunsu açılmış, ucu da dalıp çıkması için bir tarafa doğru eğri. Hani şu "İğneyi kendine batır, çuvaldızı başkasına" tavsiyesinde bulunan atasözünde geçen çuvaldız.

Kıyma Tahtası:
Küçüğü sert bir ağaçtan, büyüğü yatay kesilmiş, yere oturtulmuş, silindir biçiminde bir kütüktü. Et bunun üzerinde parçalanır, kıyılırdı.

Kahve Çömleği:
Özellikle yaşlı hanımların yanlarında, dolabın içinde kahve takımıyla birlikte duran pişmiş topraktan, içi su dolu bir çömlekti. Valide hanım önündeki bakır mangalda kahvesini pişirip içtikten sonra, fincanı bu çömlekte yıkar ve yine yerine koyardı.
Kahve Değirmeni:
El değirmenine evlerimizin çoğunda rastlamak mümkün. Ama şöyle önüne oturarak yatay dönen kolunu çevirerek kürek çeker gibi kahve öğütülen oturaklı kahve değirmenleri de artık görülmez oldu, unutuldu. Onun, dişlisinin göbeğinde döndüğü sarı madenden kâsesine kavrulmuş kahveyi avuç avuç koyarak öğütmek ve altındaki tahta kutudan çekilmiş kahveyi almak, hele onun mis gibi kokusu çok zevkliydi.

Para Kemeri:
Örneğin büyük şehirlerde hiç mi hiç kalmadı. Bu, boru şeklinde, bele sarılan, meşinden dikilmiş bir para sucuğu idi. İçine atılanlar sırayla dizilir, gerektiği zaman gizli gizli, bir ikisi çıkartılırdı.
Musandıra:
Şimdiki ofislerin yerini tutan eski kilerdeki üst taraftaki rafa, yakut yüzüğün üstünde kalan boşluğa musandıra derler. Herhalde çok lüzumlu bir şeydi ki eskiler; fakir evleri veya ehliyetsiz bir insandan beklenilen bir davranış için: "Çingene evinde musandıra aramağa benzer." derlerdi.

Fildişi Tarak:
Çoğu bir tarafı sık, bir tarafı seyrek dişli, iki yüzlü olurdu. Pahalı şeydi bu fildişi tarak. Onun için şarkıdaki Naciye'ye ısmarlama yaptırmıştı.

Hotoz:
Şimdiki postiş veya perukların yerine eskiden kullanılan ve lügat manası tepelik olan bir süs maddesi. Başa konan hazırlanmış hotozlar olduğu gibi kadınlar kendi saçlarından sakladıkları tomarı da başlarındaki saçların altına saklayarak yüksekçe bir topuz yaparlardı.

Tahtaboş:
Aslı tahta-puş. Tahta ile kaplı bir yer kastediliyor. Eskiden kiremitliğin bir kısmını tahta ile kaplayıp buraya çamaşır asarlarmış. Balkonlara da aynı adı vermişizdir. Ayrıca aşağıya akmaması için buraları tahta üzerine çinko döşelidir. Tabiî, parmaklığı, korkuluğu var. Belki bir kaç yerde cismi kalmıştır; ama ismi yok. "Balkon" diyoruz, "Teras" diyoruz, hatta "Veranda" diyoruz.

Mangal Tahtası:
Şimdi mangal pek o kadar yok ki tahtası olsun. Eskiden mangalların altına konan bir tahta idi bu. Hem mangalın ayakları halıyı, kilimi zedelemez, hem de düşecek ateşin, sıçrayacak kıvılcımın yanağını sineye çekerdi. Kazı koz anlayanlara dokundurarak "Ben diyorum mangal tahtası, sen diyorsun bayram haftası" denilirdi.